SÖYLE

“Ne kadar bizden bildimse, o kadar sizden çıktı!”

Söyle! Fakat doğruyu… Yaprak dalındayken gazel olur mu? Henüz mevsimi gelmeden, hangi dertten o hale geldi de dalından düştü! Dalından ayrılacağı an gelinceye kadar, rengini belli etmedi! Söyle! Yere düşene kadar, ayrılık olacağını sende bilemedin değil mi? Yeşil renginin arkasına, sararıp solduğunu nasılda saklamış! Veya saklandı…

Söyle! Senin dalgaların benim sahilime vurduğunda; benden sana mı bir şeyler götürdü, yoksa senden bana mı bir şeyler getirdi? Söyle! Aşınma ve yok olma hangimizin tarafına? Yoksa sahil çatışma yerimiz mi? Hani buluşmamız hep orada olacaktı?

Söyle! Seher yeli mi bu esen? Senin kokunu bana getirecekti ya! Yoksa… Yine benden bir şeyler alıp, sana getirecek değil mi? Söyle! Yine hep benden, hep benden bir şeyler götürecek değil mi?

Söyle! Bu dağlanmış yürek kokusu da ne? Yüreğe yine kor mu düştü? Eyvah! Yangın yine yürekte! Orada başlayan yangın, bütün bedeni sarar! İkimizin ateşi bir bedene düştü!Onun günahı kime? Yandık! Söyle! Hani “Kor da bizim, ateş de bizim” diyordun! Sadece biz yanacaktık!

Söyle! Sel aşağıdan gelir mi? Hani yukarıdaydık? Yine önce beni sürükleyecek, sonra sana gelecek değil mi? Söyle! Bizimle beraber neden sürüklensinler?

Söyle! Sen beni neden çağırdın? “Konuşma sus mu?” yoksa “Susarak konuş mu?” diyorsun? Bu da ne? Hani şiirin kafiyesini yazmıştın? Söyle! Yine zülfü yâre dokundun, ağyarı memnun ettin değil mi? Yârden yana mısın, ağyardan yana mı?

Söyle! Sınırsız hürriyet dediğin bu mu? Hangi esaretin bedeli? Bu kolumdaki kelepçede ne? Çıkarmaya gücün yeter mi? Hürriyetime dokunmadığın zamanlarda, daha hürdüm! Şu ayağımdaki prangayı hiç sormayacağım! Zincirin her bir halkası; sensiz geçen günlerin birbirine eklenmiş hali olduğunu, sen benden daha iyi biliyorsun değil mi?

Söyle! Dalgalar mı seni yıpratan? Hani “Yel kayadan ne götürür?” demiştin! Her tanen kum olmuş, saatlerse geçmek bilmiyor… Söyle! Aşınarak mı yok olmak kaderin? Kederinse, ayrı bir sabır ister!

Söyle! Bu kervanda ne? Bu sefer nereye? Yine gam yükü mü çekilen? Dayanacak gücümüz kaldı mı, hiç sormakta mı yok? Söyle! Bu iz de ne? Hani, bizden başka bu yolu bilen yoktu? İlk giden biz olacaktık öyle değil mi?

Söyle! O elindeki kadehte ne? Saki sende doldurma artık! O içmenin, sende doldurmanın sarhoşu olmuşsun anlaşılan! Söyle! Yine mi “Sebebi var” bahanesi? At kadehi elinden, kaç parçaya bölündüğüne takılma! Bugün kırmazsan, yarını yok bunun! Çünkü kırmazsan, kırılma başlamıştır…

Söyle! Elindeki bu ham meyve de ne? Hangi gönül bahçesine izinsiz girdin? Hani, mevsiminde olgunlaşınca beraber toplayacaktık? Bu acelecilik niye? Hasatsız harman mı olur? Söyle! Bir gül ile bahar gelir mi? Nerede kaldı gülistan hasreti? Bülbül ortada yok, bahçıvanı daha sormadım!

Söyle! Her taraf neden çöle dönmüş? Neden hazan esiyor bu yerlerde? Hiç bahar görmemiş gibi bu bağlar! Toprak neden çatlamış? Sular nereye çekildi? Kim kuruttu bu kuyuları? Söyle! Yine nerede yangın çıktı? Sus, tamam bildim! Bu sefer biz yandık değil mi? Tulumbacılar nerede sahi? Eyvah! Yetişin tulumbacılarda yanıyor!

Söyle! Herkes birbirine neden dargın? Kim kime ne söyledi de, kimse kimseyle konuşmuyor? Peki, sen neden benimle dargınsın? Söyle! Gönlünün bestesini, gözlerin mi söylüyor? Bu bakışları bildim! Sözlerin ise, yüreğime batıyor… Keşke, bu besteyi sen söylememiş olsaydın!

Söyle! “Yandım” dedimse, böyle mi gelinir? Üflemesini bilmiyorsan, köze yaklaşma! Söyle! Bu körükte ne? Etrafı toza, dumana boğarsın! Sonra, bulanık havayı sevenler etrafımızda dolanır değil mi? Sakın ha! Bulanıp düşmeyelim! Yoksa etrafımızdakilere de yetmeyiz!

Söyle! Sönmeden nasıl dondurdun? Gölgen buz gibi bu sıcakta! Bu ışıkta nereden geliyor? Kapı aralığı mı, yoksa Aralık kapısı mı? Titriyor her yanım! Bu mevsimde, ışık donmuştur soğukta! Söyle! Yokluğuna sen varken, bir gün yok olacağına inanan hasret çeker mi? Yokluğun varlığın gibi geliyor, bir gün hiç yokken varolduğun gibi!

Söyle! Fakat doğruyu! Var mısın, yok musun?

YORUM EKLE