SANKİ YAŞADIM

“Erken ağardı saçlarım, yılların günahı ne!“

Yaprak üzerindeki çiğ tanesi gibi yaşadım, her an üzerime gün doğar endişesiyle. Her seher doğan gün gibi yaşadım, bir gün batıdan doğarım endişesiyle. Yeşil iken sararmış bir yaprak gibi yaşadım, sonbaharda dalımdan düşerim endişesiyle. Ufukta tüllenen kızarmış gün gibi yaşadım, gürub anı gelip çatar endişesiyle. Kış ortasındaki kardelen gibi yaşadım, bir daha baharı göremem endişesiyle. Sığ yerlerde inci – mercan gibi yaşadım, bulunduğum pazar kızışır endişesiyle.

Taş üstündeki yosun gibi yaşadım, suya hasret kalırım endişesiyle. Dikene katlanan bir gül gibi yaşadım, uğursuz bir el dalımdan koparır endişesiyle. İnleyen bir ney gibi yaşadım, belki bir gün sazlığa dönemem endişesiyle. Dolunay iken hilal gibi yaşadım, ser yerine sır veririm endişesiyle. Günebakan gibi boynu bükük yaşadım, üzerime gün bir daha doğmaz endişesiyle. Gülistanda dahi gül beğenmeyen bülbül gibi yaşadım, bir gün gül bulamam endişesiyle. Bal yapmayan arı gibi yaşadım, kovanımı yağma ederler endişesiyle.

Gölde süzülen bir kuğu gibi yaşadım, zor kazanılmış dostlarımı kaybederim endişesiyle. Başı dumanlı yüce dağlar gibi yaşadım, üzerimdeki karlar erir endişesiyle. Sahile vurmuş deniz kabuğu gibi yaşadım, dalgalar bir daha gelmez endişesiyle. Zor yığılmış harman gibi yaşadım, muhalif rüzgâr eser endişesiyle. Gülistanda bülbül olup şakırken ebkem gibi yaşadım, sessizlik bozguna uğrar endişesiyle.

Canlı hedef gibi yaşadım, sinemden bir ok yerim endişesiyle. Serseri bir kurşun gibi yaşadım, yanlış hedefe saplanırım endişesiyle. Ürkek bir ceylan gibi yaşadım, insafsız avcının tuzağına düşerim endişesiyle. Kızgın alev koru gibi yaşadım, yavaş yavaş köz olurum endişesiyle. Güvercin kalbi gibi ürpertili yaşadım, yakalayınca bırakmazlar endişesiyle. Lambada titreyen alev gibi yaşadım, her an üflenirim endişesiyle.

Kapının eşiğinden geri dönen dilenci gibi yaşadım, kapı açılınca kovulurum endişesiyle. Senden başkasına el açmayan geda gibi yaşadım, sultanımın himmeti kesilir endişesiyle. “Bir hurma, bir hırka“ gönül zenginliğindeki derviş gibi yaşadım, zengin iken gönül fakiri olurum endişesiyle. Yılların uykusuzluğunu uyur gibi yaşadım, her an çağrılırım endişesiyle.

Tabibe derdini söylemeyen hasta gibi yaşadım, şifa bulunca dertsiz yaşarım endişesiyle. Yatağına tabip uğramaz hasta gibi yaşadım, Lokman Hekim’den başka tabip gelir endişesiyle. Hesap sormayan cömert gibi yaşadım, bana da bir gün hesap sorarlar endişesiyle. İzinden yürüdüğü rehbere adını dahi sormayan yolcu gibi yaşadım, yanlış rehberin izinden gidiyorum endişesiyle. Sessizliğe ses veren mert gibi yaşadım, namert olurum endişesiyle.

Karşılıksız seven canan gibi yaşadım, bir gün can bulamam endişesiyle. Canan sevmeyen can gibi yaşadım, bir gün uğrunda can veremem endişesiyle. Sessizlikte sabrı acı iksir içer gibi yaşadım, muradına eremeyen derviş olurum endişesiyle. Geriye dönüp bakmayan kırgın gibi yaşadım, belki tekrar çağırır endişesiyle. Yolunu gözleyen yolcu gibi yaşadım, beklediğim gün belki gelmezsin endişesiyle. Sevdiğini söyleyemeyen cesaretsiz âşık gibi yaşadım, benden başkasını sevdiğini söyler endişesiyle.

Şairin dediği gibi “Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir?” deyip kısa kesecektim, fakat sizin ne gibi yaşadığınızı öğrenemem endişesiyle… Ve böyle yaşadım… Tek sermayem, “Sanki yaşadım”la biriktirilmiş bir hayat… Veya belki hala yaşıyorum! Gün batarken kapı aralığından tüllenen ufka baktım, istikbali görünce bunları unutup “Yaşanmamış günlerimi yaşamanın hayaliyle yaşıyorum, günler kolumda kelepçe iken” dedim. Sustum! Başımı öne eğdim, o günleri beklerken geçecek zamana da “Zor Yıllar” adını verdim.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Zekiye Babacan
Zekiye Babacan - 2 ay Önce

Kolumuzdaki kelepçe olan günleri geride bırakarak,zor yılların bittiği , güzel yarınlar yaşamak ümidiyle...