Ramazan sonrası…

Hayat, hiç ara vermeden devam ediyor ve zaman, belirlenmiş ecele doğru hızlı bir şekilde akıyor. Allah’a olan kulluğumuzun da ebediyete uzanan bu çizgide sürekli devam etmesi gerekiyor. Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c): “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”[1] buyurarak yaratılışımızın ve hayatımızın gayesini belirtiyor. Kulluk, devamlılık ister, onda kesinti olmamalıdır. Dünyalık işlerimizde kullandığımız tatil, izin, istirahat gibi unsurlar Allah’a kullukta geçerli değildir. Kullukta, şartlara göre özel kurallar ve ruhsatlar olabilir sadece. İnsan, ergenlik çağından ruhunu teslim edinceye kadar Allah’a kulluk yapmakla mükelleftir. İbadet ve iyiliklerde devamlılık, Rabbin rızasına kavuşmanın en önemli anahtarıdır. Bu sebeple salih amelleri ısrarla devam ettirmeli ve hayırlarda yarışmaya gayret göstermeliyiz.

Mağfireti bol Mevlamız “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”[2] emriyle kulluğun, ömürlük olduğunu bildirir. Peygamber Efendimiz (sas) de ibadetlerde devamlılığa şu hadis-i şerifiyle işaret etmiştir: “Allah’ın en çok sevdiği ibadet, az da olsa devamlı olanıdır.”[3] İbadet ve kulluk konusunda Rasûlullah’ın uygulaması hakkında Alkame’den (ra)  gelen rivayet bize güzel bir ölçü verir: “Müminlerin annesi Âişe’ye sordum: “Ey Müminlerin annesi! Rasûlullah’ın  (sas) ibadeti nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olur muydu?”  Hz. Âişe (ra) bana şu cevabı verdi: “Hayır! Onun ameli devamlıydı. Rasûlullah (s.a.s)’ın güç yetirip yaptığı şeye, sizin hanginiz güç yetirebilir!”[4]

Ramazan-ı Şerif’te dinî şuur kazanmış insan, Müslümanlığını elbette Ramazan ayı ile sınırlamaz. Ramazan ayından sonra gömlek çıkarır gibi dinî hayatı çıkarıp da eski gaflet gömleğini giymeye yönelmez. En büyük kayıp, Allah Teâlâ’nın bütün kullarının mağfirete kavuşmaları için şeytanları bağladığı bu ayda, hiçbir şeye kavuşamamaktır. En büyük zarar da Ramazan ayında kazanılan sevap ve güzelliklerin, sonrasında kaybedilmesidir. Ramazan’da nasıl ki cennet özlemiyle ibadetlerimizi artırıyorsak diğer on bir ayda da aynı özlem içinde olmamız gerekir. Nasıl ki Ramazan’da cehennemden kurtulabilmenin yollarını arıyorsak diğer on bir ayda da aynı çabanın içerisinde olmamız gerekir. Allah Teâlâ kulluktaki sürekliliği ve bunun mükâfatını bizlere şu şekilde bildirir: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”[5]

Nasıl ki Rabbimizin bizlere ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi nimetlerden sadece Ramazan ayında istifade etmiyor, onları ömür boyu kullanıyorsak Allah Teâlâ’nın emirlerine olan itaatimiz ve yasaklarından kaçınmamız da sadece Ramazan ayına mahsus kalmamalı, son nefese kadar sürmelidir. İmam Şibli’ye: “Receb mi daha hayırlıdır yoksa Şaban mı?” diye sorarlar. İmam Şibli şöyle cevap verir: “Sen Şaban’da çok ibadet edenlerden olma (Şa’baniyyûn). Rablerini hep hatırlayanlardan (Rabbaniyyûn) ol.” Allah Teâlâ’nın Ramazan ayı, Kadir gecesi, Cuma günü, seher vakti gibi rahmetinin ve bağışlamasının bol olduğu zamanları tahsis etmesinin sebebi, mü’minlere olan engin rahmetinin sonucudur. Ramazan bir mektep, biz de onun talebeleriyiz. Mektepte okuyup bilgi sahibi olduktan sonra, insan öğrendiklerini tatbik etmelidir. Bir ay boyunca hem bedenimizin hem de irademizin güzel bir kulluk için uygun olduğunun farkına varırız.

Kulluğa engel olan şeylerin üstesinden irademizle geliriz. Uydurduğumuz mazeretleri Allah’ın yardımıyla yine kendimiz imha edebiliriz. Bir ay yapabildiğimiz bu güzellikleri, diğer aylarda sürdürememenin kendimizce bile kabul edilebilir bir bahanesi yoktur. Ramazan’ı ay olarak bitirebiliriz ama onun aşkını ve heyecanını bitirmemeliyiz.

Ramazan’a veda ederken mü’min, asla ibadete ve itaate veda etmez. Bilakis hayırlarını devam ettirebilmek için Rabbi ile ahdini daha da sağlamlaştırmaya ve yaratıcısıyla bağını kuvvetlendirmeye çalışır. Allah ile ahitlerini bozan ve bayram namazıyla mescitleri terk edenler ne kötü insanlardır! Çünkü bu anlayışla din, sadece bir aya ve hatta bir ibadete sıkıştırılmış olur. Günümüzde Ramazan’ı sadece oruç, iftar ve teravih olarak algılayan birçok insan bulunmaktadır. Camiler son teravihte ağzına kadar dolu olurken bayram akşamı birkaç saftan öteye gidememektedir. Şunu iyi bilelim ki, İslâm sadece Ramazan’a mahsus bir yaşantı biçimi olmadığı gibi camilerin dört duvarı içine de hapsedilmemelidir.

Allah Teâlâ hiçbirimizin ibadetine muhtaç değildir. İbadet, imanın olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlar. Kalbimizde Allah sevgisi ve saygısının yerleşmesini temin eder. Dolayısıyla ruhumuzu yüceltir, kalbimizi kötü düşüncelerden, organlarımızı günah kirlerinden arındırır. Hiçbir Müslüman Rabbinin kendi üzerine vakitli olarak farz kıldığı ve yapmasını emrettiği namaz ibadetini terk edebilme özgürlüğüne sahip değildir. Sadece Ramazan ayında, kandil gecelerinde, Kadir gecesinde namaz kılmak insanın kurtuluşu için yeterli değildir. Çünkü din zaman dilimlerine bölünürse Allah’ın emrettiği süreklilikten uzaklaşılır. Abdullah b. Amr’dan (ra) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sas)  bir gün namazdan bahsederek şöyle buyurdu: “Kim namaza devam ederek onu muhafaza ederse namazı kendisi için kıyamet gününde nur, burhan ve kurtuluş olur. Kim de namazı muhafaza etmezse kendisi için nur, burhan ve kurtuluş olmaz. Kıyamet gününde o, Kârun, Firavun, Hâmân ve Übeyy b. Halef ile beraber olur!”[6]

Ramazan’da nefsini ıslah edip güzel bir hayat tarzı kazanan mü’minler olarak, bu durumumuzu muhafaza etmeli, bütün ömrümüz boyunca güzel ameller işleme gayreti içinde olmalıyız. Gerçek şu ki; ebedi kurtuluş ve saadet, Allah’a, Kur’an’a ve Rasûlü’ne iman edip hayatını bu yolda geçiren kimselerindir. Rabbimizden niyazımız “Son nefesine kadar ibadetine devam et!” emrine büyük bir dikkatle uyarak Rabbanî Müslüman olabilmektir.

-------------------------

[1] Zâriyat 51/56.

[2] Hicr 15/99.

[3] Buhâri, İman 32; Müslim, Müsafirîn 221.

[4] Buhâri, Savm 64, Rikâk 18, Müsâfirûn, 217; Ebû Dâvûd, Tatavvû 27; Ahmed b. Hanbel, IV, 109.

[5] Ahzab 33/35.

[6] Buhâri, Enbiyâ 54; Müslim, Libas 49.

YORUM EKLE