ÜLSER, GASTRİT, AKALAZYA, REFLÜ

Diyetisyen olarak çalışma hayatına Konya'da başlamıştım. İlk günlerimde, çocuk servisinde mide kanaması nedeniyle yatan, sekiz on yaşlarında sarışın bir erkek çocuğuyla tanıştım. Çocuk Esirgeme Kurumunun Yurtlarında kalıyordu. Fazla zeki  hassas ve duygulu bir çocuktu. Bu kombinasyon başına bela olmuş, onu midesinin kanamasına kadar götürmüştü. Uzun uzun konuştuğumuzu hatırlıyorum ve üzülüp dert edindiklerinin çözümünde, kendi elinden gelen, yapabileceği pek  bir şey de yok gibi gözüküyordu. O bir küçük çocuktu ama çok zekiydi. Bu kanamalardan kendine  pek çok ders çıkarmıştı ! Kanamalardan diyorum çünki benim şahit olduğum kanaması  ikinciydi ! Hiç unutmuyorum, taburcu olurken bizlere, merek etmeyin bir daha gelmeyeceğim demiş ve söz vermişti. Benim çalıştığım dört yıl boyunca da gerçekten gelmedi. Tuhaftır ki, bu küçük bedenler, o küçücük yaşlarında, yaşadıkları hastalıklarla büyüklerden daha iyi mücadele ederler. Bu örnekten de anlaşıldığı üzere, mide psikolojimizle fazla içli dışlı bir organımızdır. Neden böyledir? Çünki vücudumuza dağılan ana sinir nervus vagus buradan geçer. Derin üzüntü durumlarında mide kanaması oluşabilir. Hamile olduğum dönemde ben de bir kanama geçirmiştim. Böbrek taşım idrar yolunu tıkadığı için kateter taktırmıştım, belli aralıklarla kataterin değişmesi gerekliydi. Değişimin yapıldığı gün ağrım çok fazlaydı, ağrı kesici iğne yapılınca alerjik şoka girmiş, bu şoktan çıkmak için yapılan kortizonla da mide kanaması geçirmiştim. Kanama nedeniyle yaşadığım bulantı hissini unutmam mümkün değil. Şokta olduğum için boylu boyunca yatıyor, göz kapaklarımı dahi açacak gücü bulamazken, şiddetli  bulantı  yüzünden başımı kaldırıp içimdeki kanı dışarı çıkarmam gerekiyordu fakat kadere bakın ki; kızım doğduktan yedi yıl sonra, o da benim gibi kortizon iğnesi nedeniyle, mide kanaması geçirdi. Kaderin bedenle, bedendeki hücrelerle, hücrelerdeki  DNA larla bir bağlantısı olsa gerek ki genetiği takip ediyor. Hani arabanın ön tekeri nereye giderse arka tekeri de oraya gider derler ya, bu da boşuna söylenmemiş bir söz olsa gerek. Sadece sağlık alanında değil, daha  başka farklı alanlarda da kaderin DNA yı takip ettiğini gösteren deneyimler yaşadım ben. Çevremdeki insanlarda da benzer durumları gözlemledim fakat bugün konumuz bu değil !...

Benim gastritim var. Endoskopi ile yapılan inceleme sonucunda  teşhisim kondu. İleri boyutta gastritim varmış ve bu gastrit hiçbir zaman geçmeyecek cinstenmiş. Böyle dedi gastroenteroloji doktorum. O çok iyi bir insan ve iyi bir doktordu ama ben daha o zamanlarda bile,  işime gelmeyene inanmayarak durumu stabilize etmeye çalışmıştım.. Ümitsizliğe başkaldırışım o zamanlarda da varmış demek.. İnanmadın da geçti mi derseniz, hayır geçmedi ama ben onu idare etmeyi öğrendim. Ben onu idare edince de, o uslandı. İdareyi öğrenmem uzun zamanımı aplldı çünki hiçbir şey kitaplarda okuduğumuz gibi olmuyor. Çok uzun yıllar diyet yaptım, mide ilaçları kullandım durdum. Sonuç; ne öldüm ne ondum diyebilirim. Gastritim coştuğunda, reflü olayını da doruklarda  yaşıyordum. Diyetisyendim madem, diyetimi yapacaktım, yaptım da...Yıllar sonra, diyet yapmaktan bıktım,  pek faydasını  görmediğime kanaat getirince de boşlamaya başladım ve gördüm ki, diyet yaptığım dönemlerden daha kötü değildim. Şu anda sadece turşu, yüksek oranda acılı yemekler ve de yağlı kızartmalar rahatsızlık yapıyor fakat turşu olayını yalancı turşu yaparak hallediyorum. Biliyorsunuz yalancı turşuda biraz pişirme işlemi yapılırken;  tuz, limon, ve sirke oranları daha düşük olduğu için, midenin tolere etmesi daha kolaylaşır. Mide rahatsızlıklarında standart diyet vermektense o kişiye dokunan yiyecek her ne ise onu yememesi öğütlenmeli çünki herkese dokunan yiyecek  aynı olmuyor. Kişisel, kişiye özel farklılıklar oluyor. Mideyi en çok rahatsız edenin de fazla yemek yemek  olduğunu söylemeliyim. Yani tıka basa durumları olduğunda midenin feryat figan etmesi kaçınılmaz sonuç oluyor. Benim tavsiyem doygunluğu hissettiğiniz ilk anda yemeği sonlandırmanızdır. Bunun yanında sıvı alımı bir başka kritik püfümüzü oluşturur. Yemekle birlikte su içmeyin denir ama ben tam tersini söyleyeceğim. Yemek esnasında suyunuzu için, son suyunuz da  yemeğin sonunda olabilir. Öğünler arasında mideniz doluyken acıkmadan  su içilmemelidir. Çok susuzluk hissetseniz dahi midenin boşalmasını beklemeniz gerekir. Yemekten hemen sonra dolu mide ile  yatılmamalıdır. Bunlara dikkat edildiğinde mideniz de uslu çocuk pozisyonuna geçer. Tüm bu yazdıklarım reflüde de geçerli önlemlerdir. Arada bazen sizin yaptıklarınız yüzünden mideniz  yaramaz çocuk pozisyonuna geçerse, imdadımıza karahindiba yetişir. Karahindiba biliyorsunuz püf püf çiçeğidir. Bu çiçeğin kuru yapraklarının bir tutamını bir su bardağı sıcak suda demleyip, ağır ağır yudum yudum içiniz. Öyle ki, bir bardağı bitirmeniz yarım ile bir saat sürmeli. Böylece midenin uyarılarak asit üretimi safhasına geçmesi önlenir. Karahindiba hem gastrite hem reflüye hemde akalazyaya iyi gelir, çünki o midedeki gazı dışarı atar ve fazla asiti önler.Elbette  tüm bitki kullanımlarında olduğu gibi, doktorumuza danışmamız, kullanımlardan önceki mutlak  gerekliliğimizdir.

Akalazya, kelime olarak afilli duran bir kelime. Son derece havalı. Fonetiği de güzel, lakin o bir hastalık ismi ve zor bir rahatsızlık. Bende de kimi zaman oluyor. İleri boyutta olmasa bile, olduğunda oldukça rahatsız edici maalesef. Gözlerinizin altından başlayıp, midenizde sonlanan, spazm ağrıları ile boğuşmak zorunda kalıyorsunuz. Tüm bu bölge düğüm düğüm oluyor sanki. Bütün dişleriniz, yüz kemikleriniz, yemek borusunun her tarafından tüm göğüse ve sırta yayılan vede midede de  dolaşan,  gezen bir ağrı oluyor.  Geçeceğini bilerek sakince beklemeniz gerekli. İçebilirseniz minik yudumlarla karahindiba tüketmek bunda da faydalı oluyor çünki akalazya da  midedeki gazdan etkileniyor. Karahindiba gazı çıkarınca biraz rahatlama gelse bile düğümlenen yerlerin açılması zaman alıyor. Sonuçta akalazyanın sinirsel bir durum olduğunu biliyoruz. Bu sebeple  geçeceğinden emin olarak sakince beklemek gerekiyor.  Benim tavsiyelerim bunlar ancak kuşkusuz bu tavsiyelerin  doktor kontrolünde yapılması gerekir diyor, herkese sağlık ve neşe dolu ömürler dilerken konuyla bağlantısı olabilecek bir şiirimi yazıma ilave ediyorum.

PÜF

Her derde deva,

kök hücreler varmış vücutta.

Benim kök hücrem sensin.

Nerede bir yaram varsa,

Seni yapıştırıyorum,

Hepsine şifam sensin.

Görenler şaşkın,

Yapışır yapışmaz sen,

Yara oluyor püf.

Püf püf çiçeğim misin benim ?

Püfüm müsün ?

İstemem ama, püf olma sen,

Kaybolma benden,

Yanımda dur sabit,

Gitmeyen ol, kalan ol.

Yaralar dursun yerinde,

Sen ebedi ol, daim ol !

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Güner Erbay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi

Anket Kastamonu'da sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?