TÜRKÜN ÖZÜ ÂKİF’İN SÖZÜ BİR DAVA ADAMI OLARAK MEHMED ÂKİF ERSOY (2)

(Dünden devam)

Evet, Türk’ün özü Âkif’in sözüdür… Âkif’in sözü Türk’ün özüdür… O cevher bugün de dimdik ayakta ve nöbettedir… Dosta da düşmana da duyurulur…

Akif’in 19 Haziran 1936’da Mısır’dan Türkiye’ye dönüşü ilk başta sessiz sedasız olmuş ise de, Cumhuriyet Gazetesinin 22 Haziran 1936 tarihli sayısında, ilk sayfasında güzel bir Âkif portresini, Peyami Safa’nın “Akif’e Hasretiz” yazısıyla birlikte vermesinin ardından o zamanın diğer gazete ve dergilerinin de Akif için duygulu, anlamlı, güzel yazılar yayınladıklarını koleksiyonları karıştırdığımızda görüyoruz. Bu yazıları inceleme zahmetinde bulunanlar göreceklerdir ki, hiç birinde Akif’e yönelik bir sataşma bulunmamaktadır. Akif’in de kendisine gösterilen bu ilgiden memnun olduğu anlaşılmaktadır. Bu arada Akif’e emekli maaşı da tahsis edilmiştir. Fakat Akif, rahatsızdır. Hastalığının son aylarında bir gün Ruşen Eşref Ünaydın ile Hakkı Tarık Us da, Akif’i ziyarete gelirler. Atatürk’ün uzun sürmüş gece toplantılarından birinden kalkarak, kendisini ziyarete gelmiş olan Ruşen Eşref Ünaydın ile Hakkı Tarı Us arasında geçen şu tarihi konuşma kayda değerdir:

“Üstat!.. Dün gece Gazi hazretleriyle beraberdik. Sizden sevgiyle, sitayişle bahsetti. Güzel sözler söyledi. Ve hatta dikkat buyurun sözlerime, ‘kendilerine hiss-i adavetim (düşmanlık hissim) yoktur. Eğer öyle olsaydı dedi, Türkiye’ye dönmesine müsaade etmezdim. İstiklal Marşını da kaldırırdım.’ dedi. Bu konuşmadan sonra Akif’in cevabı ise şu olmuştur:

 ‘Hakkı beyefendi!.. Hatırlar mısınız? Biz Gazi ile harp sahasında ön saflarda beraber gezdik, yürüdük. Kendisini Mecliste sonuna kadar destekledik. Bu böyle iken, Gazi hazretlerinin adavet kelimesini telaffuz etmesine hayret ettim. Beni memlekete somaya bilirlerdi. Lütfettiler, kendilerine minnettarım. İstiklal Marşına gelince, işte onu kaldıramazlardı. Nasıl kaldırırdı ki, Mecliste ilk okunduğu gün, Tunalı Hilmi hariç, herkes ayakta dinledi, kendileri de dahil!..’

Hasta yatağında yorgun, fısıltı halinde söylenmiş bu sözlerinin devamında:

‘İstiklal Marşı bir daha yazılamaz; kimse bir daha İstiklal marşı yazamaz, ben de yazamam. Allah bu millete bir daha İstiklal marşı yazdırmasın.”(Ayvazoğlu 1999)

 

TÜRKÜN ÖZÜ ÂKİF’İN SÖZÜ BİR DAVA ADAMI OLARAK MEHMED ÂKİF ERSOY (2)

Bütün tarihi hakikatler ortadayken, siz kalkıp da, bugün, Cumhuriyet Türkiyesi’nin vazgeçilmez iki önemli değeri Mustafa Kemal Atatürk ile Mehmed Akif Ersoy’u karşı karşıya getireceksiniz, bu olacak şey mi?!..

Batının her kepazeliğini yücelten, kendi insanlarında hiçbir çelişkiye tahammül edemeyen gafil bir neslin veballerinden kurtulmağa çalışmalıyız. Hangi hesap uğrunadır bilmiyorum ama zaman zaman hiç çekinmeden karşı karşıya getirdiğimiz, hatta insafsızca “vuruşturduğumuz”, Atatürk de, Akif de, Fikret de, Peyami de, Nazım da, Yahya Kemal de, Gökalp de, Necip Fazıl da Cumhuriyetimizin en mümtaz ve en asil evlatlarındandırlar. Allah bizi içine düştüğümüz bu masoşizim girdabından bir an önce kurtarsın.

“Akif, her namuslu insanın yol arkadaşı ve düşünce tarihimizin kilometre taşlarından biridir. Hiçbir şairimiz sömürgeci Avrupa’nın kepazeliklerini onun kadar isabetle sergilememiş ve Hıristiyan medeniyetinin kangrenleşmiş yaralarını gözler önüne sermemiştir. Namık Kemal:

Bais-i şekva bize hüzn-ü umumidir, Kemal

Kendi derdi gönlümün billâh gelmez yâdına.

demiş. Ama bu beyiti söylemek hakkı herkesten çok Akif’tedir.

Evet. Akif’i dertlendiren umumi hüzün yalnız kendi tarihinden yükselen ıstırap sayhaları değil bütün mazlum milletlerin, bütün İslam dünyasının maruz kaldığı insafsız istismar faciasıdır. Emperyalizm hiçbir zaman Akif kadar müthiş bir düşman tanımamıştır. Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıtanın… Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurmazsak hatalarımızın sonu gelmez. Akiflere belki her zamandan çok bugün ihtiyacımız var” (Meriç 1983:6)

Mehmed Âkif’i tanıyanlar onu şöyle anlatıyorlar:

“Çok çalışkandı, emek verilmeden kazanılan şeyi haram sayardı. Sanatın yüzde doksan ter, ancak yüzde onu ilhamdır diye inanırdı. Okuduğu bir kitabı tam inceler, öğreneceklerini sonuna kadar öğrenmeden bırakmazdı. Bir esere şöyle bir bakarak bilgiçlik taslayanlardan tiksinirdi.

Din, mezhep, soy farkı gözetmeden, insanlığa faydalı olmuş bütün büyükleri sever, saydıklarına karşı da kendi varlığını silecek kadar gönülsüz davranırdı. Dost bildiklerine bağlanır, sevdiklerinin zaaflarına bile katlanırdı.

Kalabalık meclislerde susar, önünde açılmazdı, kendini göstermekten tiksinir, biraz övülünce mahcup olur ama dostlar meclisindeki sohbetlerine doyum olmazdı. Hazır cevaplıkta eşsizdi, konuşmasına, yazı ve mektuplarına güldürücü veya ibretli fıkralar katmaktan zevk alırdı.

Kaba sofuluk gibi, kaba dinsizlik de onu rahatsız ederdi. Nitekim Allah’a söven kişilere en sert hicivleri yazarken, İslâm’a yakışmaz bazı tipleri de Sarıklı milletidir milletin başına bela diye yerlere geçiriyordu. HHer şeyi değiştirmek sarasına tutulmuş olan züppeler gibi Yenilik namına gökten nur inse kabul etmeyen görenekçilere de kızıyordu. Ona göre eski eski olduğu için atılmaz, fena olursa atılır. Yeni yeni olduğu için alınmaz iyi olursa alınırdı.

Fikir ve sanata karşı açık kalpli, hoşgörülüydü. Usulünce olmak şartıyla tartışmayı severdi. Sade cahillik, döneklik ve çalımcılığa katlanamazdı. Soysuzlaşmış kimselerle alay eder, halkın ve yurdun ıstırabına kaygısız dolaşanlara adam diye bakmazdı.

Hangi şartlar içinde olursa olsun verdiği sözü yapar, randevusuna mutlaka ve tam saatinde giderdi. Başkasının uğradığı haksızlığa kendi başına gelenden daha az katlanırdı. İş arkadaşlarına haksızlık yapıldığı için iki defa memurluktan istifa etmişti.

Kuvvet önünde eğilmeyen Âkif, devlet adamlarına sokulmaz, zorbalara hele hiç yüz vermezdi. Şiirlerinde hiçbir devlet adamını övdüğü görülmemiştir. Sevdiği kişileri açıkça yermiş veya hiç anmamıştır.”

Görülüyor ki, Mehmed Âkif, Türk-İslâm-Batı ahlâkının soylu değerlerini nefsinde toplamış bir vatan evladı, bir insanlık örneğidir.

Mehmed Âkif’in İstiklâl Harbi yıllarında İstiklâl yolu güzergâhında önemli bir kavşak noktası olan Kastamonu’da; Kuvva-yı Milliyenin sözcüsü Açıksöz gazetesinde yayımlanan şiirlerinde de bu anlayış ve kabulün izlerinin yansımasından daha tabii ne olabilir. Bu şiirler ile eş zamanlı olarak camilerde cemaate hitap ederken anlattıkları arasında tamamen bir paralellik bulunmasını da başka bir şekilde izaha gerek yoktur diye düşünüyoruz.

Âkif, Balkan Harbi yıllarında İstanbul’un Beyazid, Fâtih ve Süleymaniye gibi camilerinde, Millî Mücadele yıllarında Balıkesir Zağnos Paşa ve Kastamonu’da Nasrullah camiinde ve ilçe camilerinde halka vaaz eder; bu vaazlardan bazıları ile bazı şiirleri çoğaltılarak, harbeden askerlerin arasına İstanbul Harbiye Nezâreti ve Ankara hükümetinin Başkumandanlığı’nca dağıtılır. O, vaaz eden bir şair-hoca, şair-mürşit olarak diğer şairlerin girmediği bir mekânın aslî unsurlarından olmuş, camideki şair olarak da Müslüman Türk milleti onu bağrına basmış, okumuş ve okumaya da devam ediyor.

“Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri bütün teferruatıyla gören ve gösteren başka bir şair yoktur.” (Kaplan, 1969:154) Âkif, hemen hemen bütün şiirlerinde halkıyla bütünleşebilen, hâricî âlem ile rûhî bağları, sade bir muhakeme içinde Türk-İslâm halkının bakışı ile ifâdelendiren şairdir.

İslâmiyet, Âkif’in şiirini yoğurur. Âkif, dindarlığını açıkça söyleyen ve müdafaa eden yürekli bir yeni dindardır. Eski tip dindar umumiyetle Allah’ı ve ahreti düşünür, cemiyete ve dünyaya ehemmiyet vermezdi. Âkif’in esas mevzuu dünya ve cemiyettir. Onun için din, insanları nizama sokan ve yükselten bir kuvvettir.

(Devam edecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç.Dr.Zeki Gürel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi

Anket Kastamonu'da sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?
Tüm anketler