GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER

Beylikten devlete devletten ise imparatorluğa dönüşen ve altı yüz yıla aşkın hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu gerileme devrinin sonlarına geldiğinde, 1792’de Rus İmparatorluğu ile Yaş Antlaşmasını imzalayarak 1922 yılına kadar sürecek olan dağılmanın içerisine girmişti. Bu dönemde en büyük toprak kayıplarını yaşayan Osmanlı Devleti, Avrupa devletleri tarafından “hasta adam” olarak nitelendirilmekteydi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, kendisini parçalayıp yutma peşinde olan galip devletlerle çevrelenmiş ve başta İngilizler ile Fransızlar olmak üzere Avrupa devletlerinin hakimiyet kurma planları arasında kalmıştı. Büyük bir kısmı ele geçirilen Anadolu topraklarında işgalciler memleketin her köşesini yer yer sarmış bir vaziyetteydi. Bağımsızlığa olan aşk ile işgalcilere karşı büyük direnişler gösteren halkın yokluk içindeki çaresizliği günden güne artarken padişah ve çevresi ise saltanatlarını nasıl koruyacaklarının derdindeydi. Bu durum liderlik vasfıyla doğan, çocukluğundan beri asker olmak isteğiyle büyüyen, vatan ve millet sevgisi kişilik özelliklerinden olan ve içinde bulunduğu her durumu tartan vatanperver Mustafa Kemal’in hoşuna gitmeyen bir durumdur; çünkü vatan bir milletin özgürce doğup büyüyeceği hâkim olarak üzerinde yaşayacağı ve uğruna canını feda edeceği kutsal bir topraktı. Bu kutsal toprak milletleri bir araya getiren değerlerin baş tacıdır ve bu baş tacı hem milli şuuru oluşturan bir sevda hem de karşılığı beklenmeyen bir aşktır.

Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşına katıldığı sırada Mustafa Kemal Sofya’da askeri ateşe olarak görev yapmaktaydı. Savaşın başladığını haber alan Mustafa Kemal, cepheye gitmesi ile ilgili görev verilmesini talep etmiştir ve 19. Tümen Komutanlığına atanmıştır. Çanakkale ve Gelibolu muharebe alanı Mustafa Kemal Paşa’nın yabancısı olduğu bir yer değildi; çünkü Atatürk, Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında stratejilerini geliştiren ve müthiş bir harita bilgisine sahip olan emsali görülmemiş bir askerdi. Dolayısıyla ülkenin nerede ve nasıl savunulması gerektiğini bilen Mustafa Kemal, askeri dehası ve ön görüsü ile Çanakkale Savaşı’nın seyrini değiştirerek Türk milletinin kaderini yeniden tayin etmiştir.

Memlekette seferberlik ilanı verilmesinin ardından halk, fedakârlık ve gayret içinde vatan toprağını korumak için cepheye giderek düşmana geçit vermemekte kararlıydı. Milletin hafızasında ve ruhunda yer alan, dünya tarihinin akışını değiştiren ve en çarpıcı kahramanlığın örneği olan Çanakkale Savaşı; Osmanlı Devleti’nin savunmada olduğu bir savaştı. 3 Kasım 1914 – 18 Mart 1915 yıllarında deniz savaşı, 25 Nisan 1925 – 9 Ocak 1916 yıllarında ise Gelibolu Yarımadası’nda kara savaşı olarak yapılmış en çetin kara ve deniz muharebelerinin yaşandığı bu savaş, tarihe adını altın harflerle yazdırmıştır.

Düşmanın Çanakkale Boğazını geçmeyi ve İstanbul’u ele geçirmeyi amaçladığı savaşta İngiltere, beşi zırhlı yedi torpido desteğinde üç büyük sandalla Seddülbahir İskelesine gelerek karaya altmış asker çıkarttığı zaman, bölgeyi korumakla görevli olan Bigalı Mehmet Çavuş ve otuz Türk askeri düşman ile çarpışarak geçit vermemişti. Elindeki tüfek parçalansa dahi mücadeleden vazgeçmeyen Bigalı Mehmet Çavuş, taşla düşmana saldırmaya devam etmişti. Kanlarını dökerek ve canlarını feda ederek süngüsüyle düşmanı yenilgiye uğratan kahramanlar, bir dirilişin timsaliydi. Bu diriliş; Mustafa Kemal Paşa’nın Bigalı Mehmet Çavuşu bulması, muharebeyi idare etmesi ve Türk askerine duyduğu güven ile Çanakkale’nin geçilmeyeceğinin göstergesiydi.

Durmayan bombardımanlar Çanakkale tabyalarını bir enkaza çevirmeye devam ederken 8 Mart tarihinde “Vatan Sağ Olsun” diyerek ölüme meydan okuyan Yüzbaşı Nazmi Bey, Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey ve komutasındaki Türk askerleri, Nusret Mayın Gemisi ile 18 Mart’ta gerçekleşen Çanakkale harekatının kaderini değiştirecek mayınları kara limana bırakmıştı. 10 Mart’a kadar devam eden kıyı bölgesindeki çıkartma mücadelelerinde düşmanın dört zırhlısı ve çok sayıdaki askeri, vatan mücahitlerimizin kanlarını dökerek canlarını ortaya koyması ile telef edilmişti.

18 Mart günü sayıca fazla ve teknik güçleri ile iyi bir durumda olan düşmanlar; Türk milletinin bağımsızlığa olan bağlılığını, yüreğindeki imanı ve inancını, ruhundaki cesaretini bilmeden boğazı geçebilecekleri düşüncesi ile sıkı bir bombardımanla saldırıya başlamıştı. Mahşer yerini aratmayan savaş meydanında ve top mermileri ile sarsılan tabyalarda üzerlerine yağan mermilere karşı kahramanca direnip şehit düşen Kahraman Türk askerlerinin kanıyla ıslanan bu kutsal toprak hiçbir düşmana bırakılmamıştı. Yürek yakan o en zor anlarda en zor imkanlarla, bir kuru ekmek ve hoşaf ile duran kahramanlar top başından ayrılmamışlardı. Bombalar güçlü bir şekilde yağarken cephanecilerin yanına Koca Seyit çıkagelmişti. Mekanizması bozulan bir topun iki yüz yetmiş altı kilo ağırlıkta olan mermisini sırtlayarak Ocean adlı İngiliz zırhlısını vurarak Çanakkale’nin geçilmeyeceğini tüm dünyaya bir kez daha haykırmıştı; çünkü yenilmez denen donanma yenilmiş ve düşman şaşırtılmıştı.

Bir yanda Ezineli Yahya Çavuş ve altmış üç kahraman silah arkadaşı bir yanda da Allah Allah nidalarıyla son nefeslerine kadar düşmanın üzerine giden Türk askerleri vardı ve vatanı savunmaktan bir an bile vazgeçmemişlerdi. Bu öyle bir savaştı ki düşmana karşı tüm yürekler bir olmuştu. İşte asıl destan da buydu! Kahraman Türk kadınları cepheye sırtında kağnısı ile cephane taşımış, askere yiyecek ve giyecek hazırlamış, vatanı kurtarmak için her türlü görevi kendisine vazife bilmiş, keskin nişancı ve piyade olarak Kahraman Türk askeri ile beraber ön safta çatışarak düşmana karşı ortak bir mücadele vermişti. Safiye Hüseyin Elbi, Zeynep Mido Çavuş, Nezahat Onbaşı, Kerime Salahor, Münire İsmail, Tayyar Rahmiye ve isimsiz kahramanların mücadelesi bir ulusun bağımsızlık uğrundaki diriliş destanının ta kendisiydi.

Düşman ayağının kutsal toprağa basmasına engel olan ve Allah’a şehitlik mertebesinin nasip olması için dua eden aziz kahramanlarımız, geri dönemeyeceklerini bildikleri kadar düşmana geçit vermeyeceklerini de biliyorlardı; çünkü Mustafa Kemal Atatürk “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum “demişti. Aziz kahramanlarımız kanının son damlasına kadar savaşarak bu cennet vatanı bırakmamıştı.

Çanakkale Savaşı kolaylıkla kazanılan bir savaş değildi. Mehmet Akif’in:

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Sözleriyle anlattığı bir savaş nasıl kolay olabilirdi? Bu savaşta aziz Türk milletinin izi, cesareti, kararlı tutumu, bağımsızlığa olan sevdası ve dökülen kanları vardı. Bundan dolayıdır ki 18 Mart Çanakkale Savaşı: tarihin gördüğü en büyük devrimci ve devlet adamı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehası; aziz şehitlerimizin ise “Çanakkale Geçilmez” sözünü kanıyla tarihe kazıdığı, Türk milleti için hem bir gurur hem bir zafer; İtilaf Devletleri için ise ağır bir yenilgiye uğradıkları bir savaştır.

Günümüzün tarih bilmeyen, tarihi eksik ve yanlış anlatan yarı cahil tarih istismarcıları; ne yazık ki nankörce Çanakkale Savaşı’nda Mustafa Kemal Atatürk ne yaptı sorusunu gündeme getirmektedir. Ben söyleyeyim: Mustafa Kemal Atatürk vatanını, toprağını ve milletini düşünerek Çanakkale Savaşı’nda canı pahasına iki defa emirlere karşı gelmiş ve savaşın kilit unsuru olan bu iki önemli karşı geliş onun haklı olduğunu göstermiştir. Muharebeleri idare eden Mustafa Kemal, askeri dehası ile düşmanın nereden çıkartma yapacağını bilerek geçit vermemiştir. Emrindeki 19. Tümen ile Anzakları denize kadar püskürtmüş ve 57. Alaya önderlik ederek zafer kazanılmasına sebep olmuştur. Kolay kazanılmayan bu zaferin ardından kara muharebelerinin yıldızı Mustafa Kemal, Anafartalar Kahramanı olarak ün kazanan büyük bir askerdi.

Çanakkale Savaşı milletin birlik olduğu, büyük bir zafer elde ederek Türk tarihine damga vurduğu ve emperyalizme karşı yapılan büyük bir savaştı. Kolaylıkla kazanılmayan ve aziz şehitlerimizin kanı olan kutsal toprağımız ne yazık ki değer bilmeyen insanlarla dolu. Zorlu şartlarla kazanılan ülkemizin gelmiş olduğu durumlar içler acısı. Bir yanda askere kurşun sıkıp şehit eden kalleşlere selam gönderenler bir yanda kendi milletini hiçe sayıp vatan düşmanlarına kol kanat gerenler bir yanda da Atatürk’ü unutturmaya çalışan alçak insanlarla sarılı olan etrafımız; tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün bin bir zorlukla kazanılarak zafer ile sonuçlanan İstiklal Harbi’nden sonra Kartal İstimbotu ile İstanbul’a baktığında görmüş olduğu işgal manzarası gibi acı bir durum. Mustafa Kemal Atatürk boğazda görmüş olduğu işgalciler için yanındaki yaveri Cevat Abbas Gürer’e “Geldikleri Gibi Giderler” demişti. Bu söz öylesine söylenmiş bir söz değildi. Bu söz öfkeyle söylenmiş bir söz de değildi. Bu söz, zorlu mücadelelerle kazanılan İstiklal Harbi’nden sonra Millî Mücadelede kararlı olan, ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlığı temel alan Ulu Önder Mustafa Kemal’in Cumhuriyetin filizlendiğini gösteren bir sözüydü. En nihayetinde de böyle oldu. Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin küllerinden doğmasına neden oldu. Dolayısıyla; Uyan Ey Türk Milleti! Çanakkale Savaşı zorlu mücadelenin ardından zaferle taçlandırılan bir savaştı. Üzerine bastığın bu toprakta aziz şehitlerimizin döktüğü kanlar var! Emanet edilen bir Cumhuriyet var. Damarlarındaki asil kanda mevcut olan bir kudret var. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin değerini bilmeyenler; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Geldikleri Gibi Giderler!” Elbet gidecekler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı, Türk milletinin ise bir Türk genci olarak; başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Çanakkale Savaşı’nda kanlarını dökerek canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Ne kadar minnet duysak az kalır.

Saygıyla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar SERTAP BAŞESGİOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi

Anket Kastamonu'da sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?