Gazze ile İslam kabuklarını değiştiriyor (1)

Gazze’de dünyanın gözü önünde 21. asrın en büyük katliamlarından birine şahit oluyoruz. Kadın, çoluk-çocuk demeden, yaşlı-genç demeden yeryüzündeki en samimi Müslüman toplum canlı canlı katlediliyor. Hiçbir değer tanımayan, kendinden başkasını insan kabul etmeyen Siyonist zihniyet katliamlarını bir görev ve ibadet bilinciyle gerçekleştiriyor. Bu katliamlarda insanlığın durumu açısından üç temel olayı görüyoruz. 1. si Gazze’nin çoluk çocuk demeden küçükten büyüğe kadar yiğit ve samimi evlatlarının Allah’a sadakatlerini. 2. si Gazze’nin dışındaki Müslümanların ihanetlerini. 3. sü özellikle Avrupa ve Amerika kıtalarındaki gayrimüslimlerin isyanını…

1. si Gazze’nin evlatları gördükleri en aşağılık işkencelere rağmen, bir insanın başına gelebilecek en kötü olayları yaşamalarına rağmen, tüm zulümlere rağmen, inançlarından,  insani ve İslami duruşlarından taviz vermiyorlar. Gazzeliler Allah’tan başka sığınacak kapılarının kalmadığını biliyorlar. Onlar yalnız bırakıldılar, aç bırakıldılar, yerlerinden sürüldüler. Başlarını sokacakları bir evleri kalmadı. Yatacak bir yatakları yok. Yiyecek ekmek bulamıyorlar. İçecek sudan mahrumlar. Namaz kılacak camileri kalmadı. İmtihanın en ağırlarından birini yaşıyorlar. Buna rağmen taviz vermiyorlar.

Bakara Suresi 155. ayette Cenab-ı Hakk; “Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele.” Buyurmaktadır. Siyonist Yahudi bir Gazze’nin sadece küçük çocuklarını korkutabiliyor bir de Gazze’nin dışındakileri. Gazze’nin yiğit kadınları, çocukları, gençleri, yaşlılarına baktığımızda açlık yaşıyorlar. Hayvan yemlerinden yiyecek yapıyorlar. Oda onları hasta ediyor. Bakıyoruz mallarını kaybettiklerini görüyoruz. Siyonist kafiri geçtiği yerde canlı bir varlık bırakmıyor. Ona rağmen Gazze’nin küçük çocukları bile yeniden yurdumuza döneceğiz, en büyük çadırı kuracağız” diye siyonist kafire meydan okuyorlar. Eşlerini, çocuklarını, kardeşlerini, sevdiklerini kaybediyorlar. Canlarından oluyorlar. Hergün ölüme uyanıyorlar ve hepside ölümü gülerek karşılıyor. İşyerleri, tarlaları, bağ-bahçeleri tarumar olmuş, ürünleri Siyonist kafirce yok edilmiş, Gazze’nin onurlu insanları yinede ayaktalar. Yaralanmış küçük Gazzeli kız çocuğunun ağzından “Allah’ım bizler mücadele ile dayanıyoruz, Allah’ım ne olursun bir değişiklik yap. Sütunlarını titret. Binalarını yıktır.” sözleri dökülüyorken şuursuzlar topluluğu hala duymuyorsa, bu sesi umursamıyorsa, demek ki değişikliğin ayak sesleri geliyordur.

Gazze’de herşeyi canlı canlı görüyoruz. Ama sadece korkuyu (küçük çocukları saymazsak) Gazzeliler’de görmüyoruz. Gazze’de düşmandan kimse korkmuyor. Ölümden kimse korkmuyor. İnternette denk geldim. Ambulansta iki tane sağlık görevlisi Gazzeli. Henüz saldırıya uğramamışlar. Ellerinde sonu kalmış meyve suyu ve her an bombalanmayla karşı karşıyalar. Siyonistle, dünyayla dalga geçercesine gülerek: “Dünyadaki son içeceğimiz. Gerisi inşallah cennette” diyerek ölümü gülerek ve meyve suyuyla karşılıyorlar. Zaten dünyadaki hiçbir güç Gazze’de yiyecek bulamadığı halde açlığı gülerek “Ölüm bu hayattan daha merhametli” diye geçiştiren küçük çocuğun sözü karşısında volkan olsa korkutamaz.

 Birde Siyonist ordunun terörist elemanları korkuyor. Gazze’nin yiğit evladı Ebu Ubeyde’den öğreniyoruz ki psikolojisi bozulmuş Siyonist ordusu korkularından altlarına bebek bezleri bağlıyor. Ve ekranlardan bir çağrı yapıyor ve soruyor Ebu Ubeyde; “Ey Müslüman devletler, siz bebek bezi takan ordudan mı korkuyorsunuz?” 

Sonra anlıyoruz ki ümmetin sözde yöneticileri, sözde alimleri korkak, aciz, cahil, suskun ve pısırıklardan oluşurken, kitleleri ise enaniyeti, egosu, menfaatçiliği, sahtekarlığı ve vehni pik yapmış bir ekalliyetten oluşuyor. Buna göre adı İslam olanlara bakıyoruz. Siyoniste esir olmuş sözde İslam ülkelerinin liderleri “Acaba iktidarımızı kaybeder miyiz?” korkusunu iliklerine kadar hissediyorlar. Saygın işadamları, “İsrail’le ticaretimiz kesilirse zarar görür müyüz?” diye hesap yapıyorlar. Dünyayı kendi etrafında döndüğünü sanan şuursuzlar güruhu da; “Falanca evi, villayı, fabrikayı alamazsak ne olur, bu yıl tatile gidemezsek ne yaparız, çocukları burslarla yurtdışında okutamazsak nasıl olur, hangi arabayı alalım, hangi lokantada ne yiyelim?” diye hesap yapıyor.

Devam edecek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Av.Hamit Serdar Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi

Anket Kastamonu'da sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?