ZİLE’DE EDA EDİLEN HAC VE YUNUS EMRE’DEN BİR ŞİİR

“Zile’de, bir kıyı mahallede, derme çatma bir fakir evi vardı. Bu evde yarı kötürüm bir yaşlı kadın ve demircilik yapan oğlu otururdu. Demirci, ne kazanırsa yarısını bir köşeye saklar, diğer yarısıyla da annesinin ve kendisinin geçimini sağlar, elinden geldiği kadarıyla da kendilerinden daha yoksul insanların karnını doyururdu.

1783 yılında Zile’de sıcak bir yaz yaşanıyordu. Demirci, annesinden Hacca gitmek için izin istedi. Zira bu kutsal yolculuğu yapabilmek üzere bir ömür boyu biriktirdiği para tamamlanmıştı. Annesiyle vedalaşıp evden ayrıldı. Son evlerden birinin önünden geçiyordu ki içerden yaşlı, yorgun bir sesin yalvarışını duydu: “ Tanrım borçluyum. Ekinimde de hayır yok. Yaşlıyım, yorgunum, hastayım. Bu halde ölürsem, borçlu öleceğim. Sana borçlu kalmaktan korkmuyorum. Kul borcundan utanıyorum. Huzuruna kul borcuyla gelirsem yerin dibine geçerim. Tanrım buna bir çare…” Demirci, olduğu yerde kaldı. Adım atamadı. Bir süre bekledi ve sonunda kapıyı çaldı. Adama borcunun miktarını sordu. Adam, donup kaldı. Şaşırdı, kekeledi. Büyük bir umutla demircinin eline sarılıp borcun miktarını söyledi. Adamın söylediği miktar, tam demircinin cebindeki kadardı. Demirci düşünmeye başladı. Parasını çıkarıp adama verse Hacca gidemeyecekti. Hacca gitse adama hiçbir şey veremiyecekti. Sonunda kararını verdi. Cebinden çıkardığı keseyi adama uzatarak:” Al, bu para senin için biriktirilmiş demek…” dedi.

Adamın tutulan dili ve şaşıran gözleri önünde evden uzaklaştı. Artık Hacca gidemezdi. Ama geriye de dönemezdi. Bir ıssız vadiye çekildi. Orada Hac süresince bekledi. Günler, geceler boyu kendisini kutsal topraklarda sanarak ibadet etti. “Lebbeyk!” çığırdı. Hac süresi bitip hacılar dönmeye başladığında o da vadiden ayrılarak Zile’ye döndü. Evine geldiğinde yoksul evinin kapısının yemyeşil, nur içinde olduğunu gördü. Hacdan dönenler daha evlerine gitmeden gelip demirciyi kutladılar. Çünkü orada, Arafat’ta milyonlarca hacının içinde, yüzü nurlu ve pırıl pırıl, başının üstünden hiç eksik olmayan bir gölge bulutu ile dolaşan tek hacı olarak demirciyi görmüşlerdi…”

Günümüzde büyük bir ekonomik kriz yaşanırken; komşusu aç yatanlar, borçları yüzünden intihar edenler varken onuncu, on beşinci defa umreye gitmekle övünenlere inşallah Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun bu hikâyesi bir mesaj verir.

Yazımı Yunus Emre’nin aşağıdaki şiiriyle bitiriyor ve kandilinizi tebrik ediyorum:

“Azrail alır canımız

Kurur damarda kanımız

Yuyıcağaz kefenimiz

Soranlara selâm olsun

Gider olduk dostumuza

Eremedik kastımıza

Namaz için üstümüze

Duranlara selâm olsun

Sözdür söylenir araya

Kimse döymez bu yaraya

İltüp bizi makbereye

Koyanlara selâm olsun

Aşık oldur Hakk’ı seve

Hak derdine kıla deva

Bizim için hayır dua

Kılanlara selâm olsun

Aşık Yunus söyler sözü

Kan yaş ile doldu gözü

Bilmeyenler bilsin bizi

Bilenlere selâm olsun “(2)

-------------------------------------------------

(1)Türk- İslâm Efsaneleri  / M. Necati SEPETÇİOĞLU  / Yağmur Yayınevi

(2)Yunus Emre Güldeste  / Sevgi- Ayvaz GÖKDEMİR  / Kültür Bakanlığı Yayınları

( yumak: yıkamak, arıtmak  /iltmek: iletmek, götürmek / makbere: mezar)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Sayan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi

Anket Kastamonu'da sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?
Tüm anketler