TİRİKOPİS’İ ESİR ALAN YORGANSIZ HAKKI ÇAVUŞ BOLULU MU? KASTAMONULU MU? (2)

Hakkı, saz çalmayı da yine annesinden öğrenmiştir. Ancak onu saz çalmak konusunda güdüleyen Kastamonu Hisarartlı Kırnaoğlu adlı bir saz ustasının saz çalış şekliolmuştur. Yaşı küçük olduğu için kıraathaneye giremeyip de dışarıdan bu ustanın saz çalışını seyrettiği, özellikle de Kırnaoğlu’nun bir pozisyonda bütün telleri kullanmasına hayran kaldığını edebiyat araştırmacıları belirtiyorlar. Saz çalma husussunda büyük bir yeteneğe sahiptir. Ananevî Kastamonu mızrabı yanı sıra çifteleme, boğma, sarma, bağlama, trebolu, tek telden işleme gibi bütün işleyiş şekillerini büyük bir ustalıkla ve hâkimiyetle kullanmıştır.

Hakkı’nın ilk ustası Âşık Feyzi’dir. Feyzi, Kastamonuludur. Fakat gezmekten memleketine fazla uğramamaktadır. Hakkı, yine de bu ustadan çok şeyler öğrenmiştir. Hakkı, bu ustadan öğrendikleriyle yetinmemiş, istemiştir ki âşık fasıllarına ve geleneklerine vakıf birine boyun kessin, mesleğin inceliklerini ondan öğrensin. Nihayet kader karşısına Bolulu Dertli’nin çırağı, Âşık Figanî’nin yetiştirdiği Çankırı Ilgazlı Nailî’ye boyun kesmiştir. Nailî, irticalen (doğaçlama) söylemede Hakkı kadar bir hâkimiyete sahip değildir. Ancak soy icabı âşık ağızlarına ve geleneklerine Dertli’den kalma bir hâkimiyeti vardır. Hakkı, lisan ve nazım tekniği yönünden de Nailî’den üstündür. Bu tanışmanın ve beraberliğin sonunda Hakkı, âşık ağızları ve gelenekleri hususunda köklü bir bilgiye sahip olmuştur. Onun, ustası Nailî ile bir atışmasını örnek olsun diye burada vermek isteriz:

NAİLÎ –Bana bir kahve pişir, tatlı olsun

Düşürme içine sinek Hakkı’ya

Var ise eğer evde sütlü olsun

Sağılmış mı acep inek Hakkı’ya.

HAKKI –Vahib erken şimdi inancım aşağı

Avluda boş kopar köpek Nailî

Elbette şimdi evin uşağı

Hasıl olur o dem eşek Nailî

NAİLÎ –Beş nokta, üç harfe yakın gel yakın,

Elif, dal, be, nişan göğsüne takın

Lâklâkla günün geçirme sakın

Hayatın boyunca leylek Hakkı’ya

HAKKI –Geldi mi bakıver saat yediye

Yedide gelirim dedi Atiye

Ev sahibi verdi birer hediye

Sana koyun, bana ördek Nailî

NAİLÎ –Hele doldur bir de bâde içelim

Dünya gaylesini atıp geçelim

Şöyle uygunca bir urba biçelim

Biz çalsak, oynasa köçek Hakkı’ya

HAKKI –Oynasa hoş olur köpek üstadım

Köçeği oynatmak benim mutadım

Tarik-i aşk içre ben de Ferhadım,

Varlık dağların delek Nailî

NAİLÎ –İçelim bâdeyi, çekelim demi

Def edip kederi, mihneti gami

Nailî azıya almakta gemi

Yolcu yolundadır gidek Hakkı’ya

HAKKI –Hakkı ezkâr eder dilimiz bizim;

Kimseler fethetmez halimiz bizim;

Çetindir, çapraşık yolumuz bizim;

Hakkın takdirini görek Nailî.

Âşık Yorgansız Hakkı, yarışmalar ve özellikle de atışmalar esnasında çok dikkatli ve nezaketli bir hal içinde olurmuş. Kendisiyle atışan Âşık İhsan Ozanoğlu, Mustafa Eski’ye bu konuda şunları anlatmıştır:

“Âşık Hakkı yarışmalarda sinirlenmez, tatsızlık çıkartmaz, hatır yıkmaz ve olgun hareket ederdi. Fasıl sonu eğer karşısındaki kendisinden yaşlı ise hemen elini öper, genç veya akran ise hemen gider elini sıkar; onu gücendirmiş olmamak için büyük nezaket gösterirdi.”

Âşık Yorgansız Hakkı, her konuda insanlara öğüt vermesine rağmen bunlardan bazılarına kendisi de uymamıştır. Yalnız doğruluk ve insanlık konularında sebakâr kalmıştır. Hiç kimseye kötülük etmemiştir. Bugün bile herkes onu taktir etmekte, saygı ve sevgiyle anmaktadır. Alkollü içkiler, afyon ve eroin konularında verdiği öğütleri tutamamış ve bunlara olan düşkünlüğü onun sağlığını yavaş yavaş tüketmiştir.

Âşık Yorgansız Hakkı’nın sesi çok yanık imiş. Çoğu zaman Şeyh Şaban-ı Velî Camiinin minaresinden ezân okur, bayram müezzinliği yapar, dinî meclislerde münacat ve na’t okurmuş.

Ölümlünden birkaç gün önce Kastamonulu mahalli sanatçılardan İhsan Ozanoğlu’nu ziyaret ederek helâlaşmıştır. Daha sonra da uzun yıllar sarhoş bir halde önünden geçtiği Şeyh Şaban-ı Velî türbesini ziyaret etmiş; türbenin duvarlarına yüz sürerek af dilemiş ve hemen akabinde de hayata gözlerini kapamıştır.

Menba-ı fahr-i risâlet Hazret-i Şa’ban Dede

Melce-i izz ü saadet Hazret-i Şa’ban Dede

Kutb-i aktâb-ı cihandır hem velîler hâtimi

Mazhar-ı lütf-i şefaat Hazret-i Şa’ban Dede

Hem muhibb-i ehl-i beyti hânedan nâm Ali

Bende-i şâh-ı velâyet Hazret-i Şa’ban Dede

Eylesin gelsin ziyaret âşıkânın Kâbesi

Muciz-i bahr-ı hidâyet Hazret-i Şa’ban Dede

Sabahattin Akbay’ın Bolu 1998 Yıllığı’na yazdığı “Bolu ve çevresinde Yetişen Edebî Şahsiyetler” başlıklı yazısına aldığı “Şeyh Şaban-ı Velî” için yazdığını bildiğimiz şiiri de böyle bir ruh halinin eseri olsa gerektir. Şeyh Şaban-ı Velî’nin, Bolu evliyalarından Hayreddin-i Tokadî Hazretlerinin talebelerinden olduğunu da hatırlatmalıyız.

Âşık tarzı Türk şiirinin hemen her yönüne vakıf bir ozan olan Âşık Yorgansız Hakkı bayraktar, şiirlerinde sade bir Türkçe kullanmıştır. Nazım şekilleri bakımından halk edebiyatımızın destan, koşma, mani, taşlama gibi nazım şekillerini kullanmakla beraber divan, gazel, semai, koşma tarzı semai, müstezat gibi divan edebiyatı nazım şekillerini de kullanmıştır. Aruzla söylediği şiirleri pek güçlü olmamakla beraber heceyle söylediği şiirlerinde oldukca başarılı olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür. Yazımıza onun kendi hayatını konu alan; Bolu’ya da geldiğinin belgesi de olan, Hayat Destanı başlıklı şiiriyle noktalayalım:

HAYAT DESTANI

Gelişim gaipten katradan oldum

Vahdet diyarında nihande idim

Bin üç yüz on bir de dünyaya geldim

Zâhir oldu cismim ayanda idim

Halk etti Halıkım, Kadr-i Cemilim

Anam ve babamdır bunda delilim

İstanbul Beyazıt önce tahsilim

Henüz yedi-sekiz yaşında idim

Ayşe Hoca’dan okudum Kur’an’ı

Feyziye, Rüşdiye, Mekteb-i Sultani

Muhasebe ile defter-i Hakanî

Tahrirat mübeyyizliğinde idim

Böylece on sekiz yaşıma yettim

Üç yüz otuz birde askere gittim

Fırka Elli dört’e iltihak ettim

Paşabahçe, Beykoz Çayırı’ndaydım.

İstanbul, Eskişehir, Konya, Tarsus,

Adana ile Halep, Hama, Humus,

Şam dahi Nasıra, Cüneynle, Nablus,

Tabarya, Afule, Bisan’da idim.

Dera, Safat hem de Sur ile Sayfa,

Lübnan, Şifaümer, Akkâ ve Hayfa,

Gazze, Remle dahi Tulkerim, Yafa,

Kudüs, Tine, Halillürrahmandaydım.

Cephemiz çok geniş, vesait eşek,

Doyurmaz verilen aş ile ekmek,

Almanlara hası, Türklere kepek

Hudeyre, Kalkilye, Resûlayndaydım.

Elli dört lağv oldu, oldu elli üç,

Gazze’den de düşmanı eyledi huruç

Şevket siperleri, Mantartepe Huç

 Irakülmenşiyye, Beythanındadım.

Tayyare ve balon başı kaldırtmaz

Topla makinalı gözü açtırtmaz

Samyeliyle sıcak, nefes aldırtmaz

Hayatımda bîzâr elamandaydım

Tali-i harptir bu, düştük esire

İngiliz götürdü bizi Mısır’a

Bir müddet sarılıp yattık hasıra

 Tellülkebir esir kampında idim

Hep anadan doğma soydular bizi

Asitli sulara koydular bizi

Günde iki defa saydılar bizi

Sakallı Celâli telinde idim

Her yana çekildi telli direkler

Ah eder, vah eder, sızlar yürekler,

Dört yanda süngülü nöbetçi bekler

 Zulûm, işkence hem buhranda idim.

Gâvur elindesin kelâmı meşhur

Her işin cebridir, sen dahi mecbur

Karşında mert yokki dilesen özür,

Tanrımdan inayet ihsanda idim.

Hatt-ı üstüvadır sıcak havası

Nil nehri geçiyor çeltik yuvası

Gözlerimiz oldu tavukkarası

Kasîrülbasar meyanında idim.

                               Elariş, Bi’rülmezar, Kantariye

                               Tanta, Zagazıg, İskenderiye

                               Bilbisle, Kahire, İsmailiye

                               Akdeniz denilen ummanda idim.

                               Geldik İstanbul’a hariç milletler

                               Kurtulduk derken tazelendi dertler

                                Atatürk milleti durmaz öğütler

                               Muvaffak olsun der amanda idim.

                               Mıgırdıç Mildi’nin kafa tutması

                               Yunan Dimitri’nin o kol atması

                               Serkis Ohanis’in caga satması

                               Kâr etti canıma figanda idim.

                               İştirak eyledim millet harbine

                               Gerede isyanı yurt zaferine,

                               Murat dağı, Sakarya seferine

                                Polatlı, Haymana hattında idim.

                               Haymana semtinde siper kazıldı

                               Toplandı ordular hatta dizildi

                               Yirmi iki günde Yunan bozuldu

                               Akviran, Emirdağ, Bolvadindeydim.

                               Üreyil, Boyat ve Tokaz dağında

                                İslâmköy, Kütahya, Şuhut sağında

                               Kılıçlar bilendi tamam zağında

                               Akşehir, Bolvadin, Afyonda idim.

                               Umum ordulara emir verdiler.

                               İlk hedef Akdeniz hayda dediler

                               Seyreyle neyliyor gürbüz yiğitler

                               Aziziye, Tias, Afyonda idim.

                               Afyonda düşmanı bozduk nihayet

                               Mahşerden bir eser oldu alâmet

                               Dedim; başım gözüm Hakka emanet

                               Silâhım elimde o yanda idim.

                               Perişan bir halde aldılar volta

                               Bağıran bağırana hayda varda

                               Bir daha tutuştuk Dumnupınar’da

                               Trikopis esirdi ben anda idim

                               Tutamadı gayrı bir yerde dikiş

                               Yerli Rumları da kırmada kiriş

                               Cihanı hayrete bıraktı bu iş

                               Dördüncü fırkanın alayında idim.

                               Kikiriğin işe canı sıkıldı

                               Hacı Yuvanağın beli büküldü

                               Çokları kaçarken suya döküldü

                               Fırsat kaçırmadık ardında idim.

                               Salihli, Manisa, Cunda, Ayvalık,

                               Menemen, Bergama ve Tamaşalık

                                Kaz Dağı, Zeytinlik hem Altınoluk,

                               Edremit’le, Akçay, Havran’da idim.

                               Ürküttü düşmanı tamamdır kavga

                               Açıldı başlara bir bela daha

                               Akibet onu da eyledik imha

                               Ethem çetesin takibinde idim.

                                Susurluk, Bandırma öyle dolaştım,

                               Gülcemalle geldim eve ulaştım

                               Tebdilhava, ne izin ne de kaçtım

                               Söz verdim çün ahd ü peymanda idim.

Devrekâni, Küre ve İnebolu

Gam aldı yürüdü; gönül kaygulu

Cide vapuruyla tut İstanbul’u

Edirnekapı, Eyüpsultan’da idim.

Maltepeyle Tuzla, Gebze, Tavşancı

Yalova’yla İzmit, hem de Sabancı

Adapazarı’yla Geyve, Kaynarcı

Köprü Alibeyli, Cihanda idim.

Pazarköyü sonra Engürü, Gemlik

Bursa, Yenişehir, Koyunsar, İznik

Akhisarla Köprü, Lefke, Bilecik

Söğüt, Gölpazar’ı Nallıhan’daydım.

Mihalliccik, sonra Çiftlikle Ayaş,

Boluyla Mudurnu, Gerede, Çerkeş

 Ankara’ya Çubuk, Aydostla Aktaş

Kalfatla Karacaviranda idim.

Çankırı, Osmancık ve Hacıhamza

Gümüşhacıköy’ü, İskilip, Tosya

Taşköprü, Boyabat, Merzifon, Havza

Vezirköprü, Kavak, Samsun’da idim.

Can feda olursa halden anlayam

Söyleyenden arif gerek dinleyen

Tercüme-i halim eyledim destan

Devranı böylece seyranda idim.

Ne saçma savurdum, ne hikmet düzdüm

Ne iktibas ettim, ne yalan yazdım

Sekiz yıl böylece dolaştım, gezdim

Eyledim temaşa hayranda idim.

Unutulur yoksa çekilen cefa

Değil mi müşterek cefaya sefa?

Dillerde vasfolsun Âşık HAKKI’ya

İstiklâl edelim bu şanla idim

-----------------------------------------

KAYNAKÇA

Akbay, Sabahattin(1998). “Bolu ve Çevresinde Yetişen Edebî Şahsiyetler”, Bolu 1998 Yıllığı, Ankara: TC Bolu Valiliği Yayını.

Eski, Mustafa (1975).Kastamonu Halk Şairi Âşık Yorgansız Hakkı Bayraktar, Ankara: Eroğlu Matbaası,172 s.         

Gürel, Nazlı Rânâ (2012).“Edebiyatımızda Şeyh Şaban-ı Velî”, Uluslararası Şeyh Şaban-ı Velî Sempozyumu, Kastamonu Üniversitesi 4–6 Mayıs 2012, Ankara: Katamonu Üniversitesi Yayını.

Gürel, Zeki (2023). ”Tirikopis’i Esir Alan Yorgansız Hakkı Çavuş Bolulu mu? I-II, Bolu Havadis, 8 Nisan 2013, Y:2, S:70, s.10; 15 Nisan 2013 Pazartesi, Y:2, S:71, s.10.

Gürel, Zeki (2021).”Tirikopis’i Esir Alan Yorgansız Hakkı Çavuş Bolulu mu? Kastamonulu mu?”, 2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti Kastamonu Şehrengizi, Ankara: Net Kitaplık Yayını, s.171-183.

İha (2024). “İhsanozanoğlu Kabri Başında Anıldı”, Açıksöz, 14 Şubat 2024, Yıl: 13, Sayı:3729, s.3.

Kocaoğlu, Mine Akçakoca (2024). “Doç. Dr. Zeki Gürel: Türkün Kaidesi Kastamonu’dur”, İstiklal Gazetesi, 14 Şubat 2024. https://www.kastamonuistiklal.com/doc-dr-zeki-gurel-turkun-kaidesi-kastamonudur

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç.Dr.Zeki Gürel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi

Anket Kastamonu'da sağlık hizmetlerinden memnun musunuz?
Tüm anketler