Mute’den Gazze’ye…

Birkaç gün önce Türkiye’nin bana göre en değerli insanlarından, bugünkü söylenişi ile entelektüel değerlerinden biri olan Alev Alatlı vefat etti. Cenab-ı Hakk rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Türkiye gerçekten münevver bir insanını kaybetti. Kendisinin tespitlerinden birini belki de en önemlisini ifade eden şu beyanının unutulmaması gerektiğini düşünüyorum; “İşleyebileceğimiz en büyük günah, neden olabileceğimiz en trajik soykırım birbirimize kayıtsız kalmamız olacaktır.”

Evet. Kendimize, yakınlarımıza, çevremize, ülkemize ve dünyaya karşı umarsız bir anlayışın zihinleri işgalinde birilerince herşey fazlasıyla yapılıyor. Bunun sonucudur ki bugün gerek ülkemiz ekseninde gerekse dünya çapında yaşanılanlar isteyerek veya istemeyerek de olsa bir kayıtsızlığı gösteriyor. İnsanlar üzerinde farklı bir umarsızlık var. Çünkü esasında insanın da, toplumun da yapısı, düşüncesi, değerleri açısından evvelce anormal kabul edilen herşey artık normale tevcih etmiş durumda. Buna rağmen ısrarla bu anormal normalleşmenin karşısında olanlarında olduğunu görüyoruz. Bu noktada bazen arkadaşlar bana da soruyorlar; ‘Niçin hiçbir şeyin değişmeyeceğini bildiğin halde Gazze’den çok bahsediyorsun’ diye... Aslında Gazze’yle ilgili anlatılacak çok hikaye var. Evine su taşırken keskin nişancı kurşunuyla katledilen küçük Rüveyda hangi uluslararası dengeyi bozmuş olabilir? Ya da dedesiyle oynayan küçük Rim’in kime ne zararı vardı? Ya da öleceğini bilerek oyuncaklarını ayakkabılarını, elbiselerin miras bırakan minik Hala. Ya da patlayan bombaların titrettiği başka minik yürekler! Ya da son nefesinde elleri yüzleri kanlar içinde kameraların kadrajına girmiş binlerce isimsiz Gazzeli çocuk. İsimlerin bir önemi yok artık. Önemli olan insanlık. Önemli olan 3 buçuk ayda katledilen onbinlerce Gazzeli’nin istatistik olmadığını göstermek.

Ben de yine insanlık için bana soranlara herkesin bildiği şu hikayeyi anlatıyorum:

Vietnam savaşı devam ederken bir adam her gece elinde tek mumla protesto etmek için Beyaz Saray'ın önüne gelip dururmuş. Bir gece bir gazeteci ona yaklaşıp şunu sormuş: "Efendim, bu küçük protestonuzun gerçekten bir şeyleri değiştirebileceğine inanıyor musunuz? Tek bir mumla böyle ne yapabilirsiniz ki?"

Adam şöyle cevaplamış: “Ben buraya kimseyi değiştirmeye gelmiyorum. Ben, onlar beni değiştirmesinler diye buraya geliyorum. Gerçeği öğrenmeye ve doğruyu söylemeye devam edeceğim. Her lanet gün bana düşen küçük görevi yapmaya devam edeceğim; insan kalmak, farkında olmak, yumuşak ve merhametli kalmak için yapacağım. Böylece dünya insanlığımı yıpratamasın. ”

İşte insanın insanlığını kaybetmemesi için atılan küçük bir adım. Hayatın manasında en önemlilerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Yani tepki vermek, bir duruş sergilemek, zulüm bütün gücüyle zalimliğine devam ederken kabul etmediğini karanlığa da aydınlığa da söylemek. Gücün yetmiyorsa da o zulmü duyurmak.

Yapılan zulümleri yok saymanın ve istatistiksel bir hale getirilmeye çalışılan Gazzeliler’e uygulanan soykırımı kanıksamanın hat safhada olduğu bugünler bir açıdan da yarınların habercisidir. İnsanı delirten bu düzenli, organize çıldırtıcı saldırıların insanlığımızı yıpratmasına izin vermemeliyiz. Gerçeği öğrenmeye ve doğruyu söylemeye devam etmek mecburiyetindeyiz. Çünkü anlatmamız gerekenler susmamız gerekenlerden daha fazla.

Özümüze, kimliğimize, değerlerimize dönmemiz gerekir. Bizim peygamberimizde bizim ecdadımızda böyle değildi. Nitekim Mute harbi nasıl olmamız gerektiğini gösteren derslerden biridir. Hudeybiye Barış Anlaşması İslam’ın yayılmasında önemli bir dönemeçtir. Bu anlaşmadan sonra Peygamber Efendimiz hükümdar ve emirleri İslam’a davet için elçiler göndermiştir. Bu elçilerinden biri de Peygamber Efendimiz’in sahabilerinden Haris bin Umeyr’dir.  

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), ülkelere elçiler aracılığıyla mektuplar göndererek onları İslam’a davet ederken, Bizans’a bağlı Gassani Devleti’ne de elçi olarak Haris bin Umeyr’i göndermiş, ancak bu elçisi Gassaniler’in Busra Valisi olan Şurahbil tarafından öldürülmüştür. Sadece bir elçisinin katledilmesi üzerine Peygamber Efendimiz 3 bin kişilik bir ordu hazırlamış ve bu ordunun Şurahbil üzerine gönderilmesine karar vermiştir. İslam ordularının Medine üzerinden harekete geçmesi üzerine Şurahbil, Bizans İmparatorluğu’ndan yardım istemiş ve dönemin Bizans İmparatoru olan Herakleios yaklaşık 100 bin kişiden oluşan orduyu bölgeye göndermiştir. 100 bin kişilik Gassani ordusu da eklenince 200 bin kişilik bir haçlı ordusu oluşmuştur. İslam orduları ve Bizans İmparatorluğu birlikleri Mute’de karşı karşıya gelmişlerdir. Savaşta düşmanın hiç beklemediği bir şekilde taarruz eden İslam orduları, Bizans birlikleri üzerinde büyük bir panik havası oluşturmayı başarmış ve Bizans orduları çok sayıda zayiat vererek savaşı kaybetmiştir. İslam ordusu 629’da gerçekleşen Mute’de Zeyd b. Hârise, Ca'fer b. Ebû Tâlib ve Abdullah b. Revâha gibi üç önemli komutanını şehit verse de 3 bin kişilik kuvvetle savaşı kazanmıştır.

Yani dememiz odur ki, şehit edilmiş elçi Haris bin Umeyr için bir savaş başlatıp dünyayı yakan bir Peygamberin ümmetinden, Gazze’de 28 binden fazla kardeşi katledilirken uyumayı tercih eden bir ümmete evrilmenin acısı anlatılamaz.

Onun için Filistin’de 16 yaşındaki bir kıza 24 mermi sıkarak şehit eden, sonra da yanına kimseyi yaklaştırmayıp ölmesi için başında çay-kahve içen lanetli siyonistlere beddualarımızı ederken, Müslüman maskesi kullanan münafıkların maskesini düşüren Gazze’nin yiğit evlatlarına da dualarımızdan başka bir şey gönderememenin derin üzüntüsünü taşıyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI
# İLİŞKİLİ KONULAR

Yazar Av.Hamit Serdar Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi