KASTAMONULU ENVER PAŞA

Osmanlı Ordusunun Başkomutan Vekili Enver Paşa (6 Aralık 1882-4 Ağustos 1922), Gagavuz Türkü bir ailenin oğludur. Aileden yetişmiş önemli komutanlar vardır. Kutü’l Âmâre Zaferi (29 Nisan 1916) komutanı Halil Kut Paşa, Enver Paşa’nın amcasıdır. 1918’de “Bakü Fatihi” Nuri Killigil Paşa (1889-2 Mart 1949) da Enver Paşa’nın kardeşidir. Enver Paşa’nın ailesi Kastamonu’nun Bozkurt İlçesi Killi köyüne Balkanlardan gelerek yerleşmiştir. Hemşerimiz Enver Paşa’yı doğum yıldönümünde rahmet ve minnetle anıyoruz.                  

İttihat ve Terakkî Cemiyetinin liderlerinden, Osmanlı Devleti Harbiye nâzırı Enver Paşa (1881-1922). “5 Mart 1909’da 5000 kuruş maaşla Berlin askerî ataşesi olarak görevlendirildi. Çeşitli aralıklarla iki yılı aşkın bir süre devam eden bu görev Almanya’nın askerî durumuna ve sosyal yapısına büyük hayranlık duymasına yol açtı ve onu tam bir Alman hayranı haline getirdi.”(Hanioğlu, 1995:262). Bu hayranlık Osmanlı Devleti’nin dünyanın savaş ortamına girdiği 1900’lü yılların ilk çeyreğinde Almanya ile ortak hareket etmesini de beraberinde getirmiştir.

Enver Paşa, 5 Mart 1914 tarihinde Nâciye Sultan ile evlenerek Osmanlı Sarayına da damat olmuş, Osmanlı’da askerî manada en üst makama yükselmişti. O, Osmanlı Devlet yönetiminde de etkili olan İttihat Terakki’nin de karargâhındaki merkez kişilerden birisi haline gelmiştir.

Osmanlı Devleti’nin son zamanlarının en kudretli kişilerinden olan Enver Paşa’nın hayatı, başarı ve başarısızlıkları konusunda maalesef tarihin şahitliğinde ortaya konmuş bir biyografisi henüz yazılıp yayınlanabilmiş değildir. Bu da Enver Paşa konusunu hâlâ tartışmalara ve dedikodulara açık bir alan olarak gündemde tutmaktadır. Enver Paşa’nın Naciye Sultan ile olan evliliği ve sonrası konusunda olduğu gibi onun askerî ve devlet adamlığı konusu, Türkistan’daki mücadelesi gibi konular; bazı hatıratlar ve bir çizgi roman ile sınırlı kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri, Almanya’daki arşiv belgeleri ile Rusya ve İngiltere arşivlerindeki belgelerin ışığında yapılacak bir değerlendirme ve mukayeseli bir çalışmanın yapılıp yayına dönüştürülmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Şehit Enver Paşa adıyla bir kitap hazırlayıp 2008 yılında yayınlayan araştırmacı, fikir ve kültür adamı Nevzat Kösoğlu (7 Ekim 1940 Erzurum-10 Ekim 2013 Ankara), bu konuda şu tespiti yapmaktadır:

“Osmanlı’nın çöküşü de kuruluşu gibi bir destandır. Çöküşün kahramanları olan neslin bayraktarı Enver Paşa’dır. Onların varlığıyla İmparatorluğun çöküşünü birlikte düşünmek şaşırtıcıdır ve haksızlık gibi görünüyor. Onların yürekleri dağ gibiydi; hayalleri de öyle… Asla küçük düşünmüyorlardı. Yüce Devlet’i, ülkesi ve milletiyle kurtarmak için kendilerini ateşlere atarken, her biri İmparatorluğun bir uzak köşesinde, bütün Müslüman dünyayı kurtarmayı düşlüyor ve bunun heyecanı ile sarsılıyorlardı. Büyük düşünmek, büyük rüyalar görmek büyük zamanların görüntüleridir. Oysa bunlar çöküyorlardı ve çökerken bile yüreklerindeki ve kafalarındaki büyüklükleri terk etmiyorlardı.   

Sora Anadolu’ya çekildik. Artık onları anlamak zorlaştı. İnsanlarımızda yürekler daraldı, ufuklar kapandı; araya anlamsız siyasî endişeler girdi. Erzurum’u, Sarıkamış’ı ‘Turan’ zannedip Enver Paşa’yı, ‘askerlerimizi Turan yolunda kırdırmakla’ suçladık. Oysa, dedelerimiz Irak’ta, Filistin’de, Kafkaslar’da, Çanakkale’de vatan topraklarını savunuyorlardı. İngiliz ordularının burada ne aradıklarını sormak yerine, onların yüce makamlarını tartışmaya açtık…

Enver Paşa o mübarek neslin başbuğu idi.”(Kösoğlu, 2019)

Şimdi elimizde Enver Paşa ile ilgili bir belgesel roman var. Bu roman, 2005 yılında Tacikistan Kültür Bakanlığı yayını olarak Düşenbe’de Abid Yayınevi tarafından Ateşin Yaratılışı adıyla Rusca yayınlanmıştır. Bu kitabın Tacik yazarları Ato Hamdan ve Leonid Çiğrin de Enver Paşa ile ilgili meraklarını şöyle bir soru ile dillendirirler: “Peki o gerçekte nasıl birisiydi?” (Hamdan-Çiğrin, 2023:9).

Bu iki Tacik yazar, 0tuz yıl boyunca, bu sıra dışı kişiyle ilgili bilgi toplamışlar. Bu süreçte SSCB Devrim Müzesi’ndeki Enver paşa ile ilgili arşivlenmiş dokümanlara ulaşmayı başarmışlar. Hatta Enver Paşa’nın Türkistan bölgesindeki mücadelesi yıllarında çevresinde bulunanlardan hayatta olanlarla tanışıp birinci elden kaynak ve hatıralara da ulaşmayı başarmışlar. Ve bu iki yazar bu çalışmayı yapmaktaki niyetlerini de “Yazarların Yorumu” başlığı altında şöyle açıklamışlar: “Yazarlar, Enver Paşa’yı karalamanın ya da yüceltmenin peşinde değillerdir. Onlar, kahramanın objektif portresini, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de dediği gibi tüm sevap ve günahlarıyla romanda göz önüne sermeye; kendi önüne büyük bir hedef koyan, çeşitli sebeplerden ötürü ona erişmeyi başaramayan bu seçkin kişinin hayatındaki trajediyi göstermeye gayret ettiler.”(Hamdan-Çiğrin, 2023:9).

KASTAMONULU ENVER PAŞA

Bu roman Rusça aslından Nuriye Tuna tarafından başarıyla Türkçeye tercüme edilmiş ve İstanbul’da Cenova Yayınları tarafından da kitap olarak basılmıştır (Hamdam, Ato-Çigrim Leonid (2023). Bir Gurûb İhtişmıyla Enver Paşa, Çeviren: Nuriye Tuna, İstanbul: Cenova Yayınları, 279 s.)

Roman Türkçeye çevrilirken adında da bir değişiklik yapılmıştır. Romanın adının “Bir Gurûb İhtişamıyla Enver Paşa” olmasında Enver Paşa’nın hep askerî mektepten hem de askerlik mesleğinden silah arkadaşı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Enver Paşa ile ilgili şu tespitinin etkili olduğu kanaatindeyiz: “Enver bir güneş gibi doğmuş, bir gurûb ihtişamıyla batmıştır; arasını tarihe bırakalım.”

Bir Gurûb İhtişmıyla Enver Paşa adlı tarihî roman, kısa bir “Giriş”in ardından on dört bölümden ve kısa bir “Sonuç”tan oluşmaktadır. Bu roman’da Enver paşa’nın Türkistan günleri anlatılırken; romanda vaka, mekân olarak Tacikistan’ın Belcuvan’da başlar ve Enver Paşa’nın bir kurban bayramında 1922’de şehit edildiği Belcuvan’da sona erer.

Romanda bahsi geçmiyor ama Özbekistanlı şehit şairlerimizden Abdülhamit Çolpan’ın (1898 Andican/Özbekistan - 4 Ekim 1938 Taşkent/Özbekistan)“Belcivan” başlıklı şiirini millî şehidimiz Enver Paşa için kaleme alınmış bir ağıt olarak değerlendiriyoruz. İşte o şiir:

BELCİVAN

Feryadım dünyanın barlığın boğsun

Ümidnin en songı iplerin üzsün!

Gazâbdantitregen yaş bir yiğitnin

Taşdansinesige oklar ornaşmış.

 

Tağlarda erk uçun yürgenkeyiknin

Kara közleriğe matemler kirmiş!

 

Deryâlar , tokunlartitretgen bir er,

Zerbeler kahrından yıkılmış, talmış!

Kurtuluş yulduzıyoklıkka kirmiş,

Senin son canını yalvarın almış.

 

Marmara boyları, Edirne yolu,

Çatalca kenligi, Boğaz tarlığı,

Karpat belendiği, Trablus çöli

GözelSelânik’nin şirin bağları…

 

Şehidleryüzigetamguçı nurlar

Kanlar yığlatdıbizni bu haber!

 

Berlin köçeleriyiğitnin birin

Toptolugelbelerkoynuğa aldı

Tiflis havâları bir necât erin

Kara kangaboyapyerlerge saldı

 

Tarihnin rengini köp kanlar bilen

Karayıtkan, toldurğan bırak Belcivan

En songıümidnikanğaboyağan,

Âh, kanday uğursuz zamânlarkelgen!

 

Feryâdımdünyânın barlığın boğup öldürsün,,

Kapkara bahtımğa şeytanlar külsün! (Özbay, 1993:528)

 

Romanda ana çizgileriyle vak’aya baktığımızda merkez kişi Enver Paşa’nın Osmanlı’da İttihat Terakki’nin yönetimden düşmesinden sonra İttihat Terakki’nin yönetim kadrosu ile birlikte ülkeyi terk etmesiyle başlıyor. İttihat Terakki’nin yönetim kadrosu Almanya’ya giderken Enver paşa’nın bir millî ülkü uğruna;  Türkistan bölgesindeki millî kurtuluş hareketlerine katılmak ve orada Müslüman Türk milletinin Rus hâkimiyetine girmemesi, özgürlüklerini koruması ve geleneksel Türk millî kültürünün yok olmaması için verdiği mücadelesi anlatılmaktadır.

Enver Paşa, Moskova’ya gider, burada 1920 yılında Bolşevik İhtilalı’nın önde gelen simalarından Lenin, Stalin, Troçkive Çiçerin ile görüşür. Ondan Rus-Alman yakınlaşmasında arabuluculuk yapmasını isterler. Rusların asıl gizli amaçları da Paşayı Türkistan’daki Rus politikası için rehber tayin edip, bu karışık bölgede kendi emniyetlerini sağlamaktır. Enver Paşa, bu görevi reddeder.

Enver Paşa, Rusların ona yaptıkları teklifi reddettikten sonra önce Buhara’ya ardından da Afganistan’a gidince Moskova için önemli düşmanlardan biri olarak kayda alınır. Enver Paşa, ilk önce Kırgızistan’ın Köktaş bölgesinde Kızıl Ordu karşısında savaşan Taciklerin cephesinde yer alarak amacını ve tarafını da alenen ilan etmiş olur. Türkistan bölgesinde Türklerden oluşan bir ordu kurma çalışmaları sırasında da Ruslara karşı yapılacak savaşta orduya başkomutan olarak ilan edilir. Enver Paşa’nın başarılı yönetimi sayesinde Rusların Buhara bölgesindeki hâkimiyetlerine son verilir. Ruslar da bu arada boş durmazlar, Türkistan bölgesindeki aşiretleri ayartırlar ve Enver Paşa’yı yalnızlaştırma çabası içine girerler, başarılı da olurlar. Enver Paşa, bir taraftan Rus emperyalizmiyle bir taraftan da Müslüman-Türkler arasındaki sen ben kavgası ile uğraşmak zorunda kalır.

Ruslar, her türlü hileye başvurmaktan çekinmezler. Enver paşanın karargâhına Rus Kuvvetleri Özel Bölüm Birinci Bölük Komutanı Yardımcısı Mustafa Mammedov’u düzenledikleri bir tezgâh/plan ile Enver paşa’nın Karargâhına onun en yakınına kadar sokmayı başarırlar. Mammedov, beraberindeki bir grup asker ile Enver Paşa tarafına geçtiğini beyan eder ve Enver Paşa’yı da buna ikna eder. Enver Paşa, Mammedov’a inanır. Çünkü o, Azerbaycan Türküdür. Enver paşa’nın evlatlığı/manevi oğlu Nebi, Enver Paşa’yı uyarır, bunlara güven olmaz der.

Ruslar, bir kurban bayramında Enver Paşa’nın üzerine saldırırlar. Mustafa Mammedov’ yanlış ve eksik istikbaratla Enver Paşa’yı tuzağa çeker ve dengine getirip Enver Paşa’yı şehit eder. Enver Paşa’nın etrafındaki Basmacılar da canlarını kurtarmak gayretiyle dağılır ve kaçarlar.

Bu romanda entrik unsuru zenginleştirmek için olsa gerek ilk başlarda bir İngiliz kadın gazeteciden ki, o aslen bir Türk’tür. İngiliz ajan Tafiye ile Enver Paşa arasında yaşananlardan bahis olunur. Romanın sonlarına doğru da Rus ordusunda görevli Ukraynalı bir kadın hemşire olan Oksana’dan bahis olunmaktadır ki, bu kadın, Enver paşa’yı şehit eden Azerbaycan Türkü Mammedov’un âşık olduğu kadındır. Mammedov, romanda anlatıldığına göre Enver Paşa’yı da bu kadına olan aşkından dolayı kıskançlık yüzünden öldürmüştür. Bu bilgi ne kadar doğrudur? Bilemiyorum!..

Kitap, Enver Paşa başta olmak üzere, romanda adı geçenlerin fotoğrafları ile konuyla ilgili bazı fotoğraflarla da zenginleştirilmiştir.

4 Ağustos 1922’de Türkistan’da Pamir Dağları’nın eteklerinde Rus emperyalistleriyle yapılan bir çatışmada 40 yaşındayken şehit olan Enver Paşa’nın na’şı bugünkü Tacikistan’ın Çeğen köyünde toprağa verilir, zaman içinde üzerine bir de kabir yapılır ve ziyaretgâh haline gelir. 1996 yılında Tacikistan ile Türkiye arasında yapılan bir anlaşmanın sonucunda 4 Ağustos 1996 tarihinde Enver Paşa’nın naşı şehit edilişinden 74 sene sonra Türkiye’ye getirilir ve İstanbul’da Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ndeki anıt mezara defnedilir. Enver Paşa’nın naşı yıllar sonra Türkiye’ye getirilmeli miydi getirilmemeli miydi? Bunu Enver Paşa’nın da ülküsü olan Turan fikri çerçevesinde salim akılla tefekkür etmek gerekmez miydi?

“Enver Paşa, Sovyet Rusya’nın Orta Asya’daki diktasının oradaki kültürü asimile edeceğini ve özgünlüğünü yok edeceğini biliyordu. Devlete başka bir model gerekiyordu ki Orta Asya halkları belli bir zamana kadar, güçlü bir ülkenin kanatları altında, kendi kendine gelişme imkânı bulsun.

Bu modeli Enver Paşa bütün Müslümanları birleştiren ‘Büyük Turan’ın kurulmasında görüyordu. Fakat onun fikirleri anlaşılamıyordu ve Orta Asya halkları arasında büyük destek bulamamıştı.

Günümüzde Asya cumhuriyetleri, bağımsız olarak, gelişmenin demokratik yolunu seçtiler. Ama tek başına gelişmeleri mümkün değil, bu yüzden çeşitli birlikler kurarak ekonomik ve siyasi uyum yolları arıyorlar. Bu arayışta Enver Paşa’nın fikrinin yankıları hissediliyor.

Sönmek yıldızlara özgüdür. Ama onlar söndükten sonra bile, ışıkları milyonlarca yıl sonra yeryüzüne ulaşıyor. Onları seyredin, güzelliklerine ve çeşitliliklerine hayranlık duyun, örnek alın ama geçmişten günümüze getirip bugünün gündemiyle değerlendirmeyin; onları o günün şartlarında değerlendirin ve ışıklarıyla aydınlanın.”

Sonuç olarak:

Tacik yazarlar Ato Hamdan ve LeonidÇigrin’e millî şehidimiz Enver Paşa ile ilgili bir araştırma yapıp, belgeler ışığında tarihî bir roman kaleme aldıkları için; bu romanı Rusça aslından Türkçeye çevirerek Türkçe okurun dikkatlerine sunan bilim uzmanı Nuriye Tuna’ya ve kitabı yayınlayan Cenova Yayınevine bir teşekkür borluyuz.

Enver paşa, idealleri olan, millî romantizmin etkisinde bir şahsiyetti. Onun hiçbir zaman şahsi hırsları, makam ve mevki diye, para diye hevesleri yoktu. O, Türkistan’da bir millî cihadın bayrağını açmıştır. Kendisi ile birlikte bu kutsal davada savaşa katılan Basmacı kolbaşılarından bazılarının şahsi hırslarına ve yağma teşebbüslerine karşı da mücadele etmeye çalışmıştır. Şehit edildiğinde üzerinde yalnızca birkaç fotoğraf, Almanya’dan çocuklarından gelmiş bir iki mektup, bazı evraklar ve İngilizce yazılmış bir mektup bulunmuştur. Dünyalık olarak bir altın veya mücevhere rastlanmamıştır. Millî şehidimizin kahraman ve bugünkü nesle model olacak kişiliği bütün yönleriyle bu romanda anlatılmaya çalışılmıştır.

İngiliz gazeteci Tavfiye adıyla romanda bahsi geçen ajanın mektubunun son satırları enteresandır. Bu romanın orijinal adının da “Ateşin Yaratılışı” olmasının sırrı da bu mektupta gizlidir:

“Generalim, insan aklı çok çağrısımsaldır. Sizi düşündükçe hayal gücüm artıyor. Nedense aklıma eski Yunanlıların Büyük Promete hakkındaki miti geldi. O, Demirci Tanrısından ateşi çalmış ve insanlara vermişti. İnsanlar ateşin sayesinde hayatta kaldılar. Ama Zeus, Promete’yi cezalandırdı. İnsanlar ateşte yemek pişirdiler, soğukta ısındılar, vahşi hayvanlardan kurtuldular.

Bugün ateş kavramı artık insan bilincine iyice yerleşmiş, insanı zenginleştiren soyut bir kavramdır. Biz artık şöyle diyoruz; ‘istek ateşi’, ‘öfke ateşi’, ‘zekâ kıvılcımı’, ‘yanıp kül olan tutku’ vs. Sayın Generalim, sizinle ilgili bir şey söylemek gerekirse, siz ‘ateşin yaratılış’ısınız ve orada savaş ateşi yarattınız. Orta Asya’da öyle bir yangın çıktı ki bunun yansıması İngiltere’de bile görülüyor. İnşallah bu ateş sizi yakmaz ve hayatta kalırsınız. Ama eğer o korkunç şey olur da siz ölürseniz ben hayatta olacağım, ama gökte bana yol gösteren ve ona göre dilek tuttuğum o en çok parlayan yıldız sönecektir.”(Hamdan-Çiğrin, 2023:265).

Şimdi yapılması gereken, Türkiye’de bu konuda yazılanlar ile bu romanda yazılanların ve Türkiye başta olmak üzere yabancı ülke arşivlerindeki belgelerinde ışığında ve şahitliğinde bir Enver Paşa Biyografisi kaleme almak ve bunu yayınlamaktır. Romanlardan tarih öğrenilmeyeceği gerçeğini de hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Belki farklı yaş grupları için Suat Yalaz’ın yaptığı gibi Enver Paşa’yı konu alan çizgi romanlar, çizgi filimler yapıla bilir. Millî Şehit Enver Paşa Dizi filmi de çekilebilir. Çünkü “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde güç bulacaktır”. Diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu devletin vatandaşları olarak bu vazifelerimizden kaçamayız diye düşünüyorum.

Gelinen şu günde Türk Devletler Teşkilatı kurarak, Enver Paşa’nın yıllar önce ortaya koyduğu ve gerçekleştirmek için canını feda ettiği Türk Dünyasının bağımsızlığı ve Türk Dünyası Birliği fikrini siyasî bir söylem olmaktan çıkartıp gerçekliğimiz haline getirmek, bugünü yaşayanlar olarak bizim evlatlarımıza, gelecek nesillerimize karşı borcumuzdur.

Millî şehidimiz Enver paşa haykırıyor: “Eğer sen istersen o bir hayal değildir!”

----------------------------------

KAYNAKÇA

Aydemir, Şevket Süreyya (1970-1972). Makedonya’dan Ortaasya’ya: Enver Paşa  I-III, İstanbul. (Enver paşa’nın otobiyografik bir defterinden istifade edilerek yazılmıştır, metinde bazı küçük hatalar vardır)

Cengiz, Halil Erdoğan (1991).Enver Paşa’nın Anıları 1881-1908, İstanbul.

“Enver Paşa’nın Dul Eşi Naciye Sultan’ın Hatıraları”, Vatan Gazetesi, İstanbul 15 Aralık 1952-21 Ocak 1953.

Gürel, Zeki (2023).“Bir Gurûb İhtişamıyla Enver Paşa”, Şiraze Kitap Kültürü Dergisi, Mart-Nisan 2023, Yıl: 3, Sayı:16, s.62-65.

Hamdam, Ato-ÇigrimLeonid (2023). Bir Gurûbİhtişmıyla Enver Paşa, Çeviren: Nuriye Tuna, İstanbul: Cenova Yayınları, 279 s.

Hanioğlu, M. Şükrü (1995).”Enver Paşa”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 11, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayını. S.261-264.

Kösoğlu, Nevzat (2019). Şehit Enver Paşa, İstanbul: Ötüken Yayınları, 688 s.

Özbay, Hüseyin (1994),Çolpan’ın Şiirleri, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayını.

Yala, Suat (1993). Enver Paşa Efsanesi, İstanbul: Yalaz Prodüksiyon, 191 s. (Belgesel resimli roman)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç.Dr.Zeki Gürel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Açıksöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Açıksöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Açıksöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Açıksöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Kastamonu Markaları

Açıksöz Gazetesi, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 012 37 98
Reklam bilgi