İŞİNE BAK!

18. Yüzyılda İngiliz dışişleri bakanlarından Lord Chesterfield’in oğluna yazdığı bir dizi mektupları var. Mektuplarının birinde oğluna şu nasihati verir; “Her şeyi yapabilirsin. Fakat yaptıklarından dolayı, hiçbir zaman mazeret söylemeye kendini alıştırmamalısın.” der. Yenilik bir güç olmakla birlikte, karşı tarafa kabul ettirmek zordur. Kabul ettirildiği zamanda, cehalet ve alışkanlıklara karşı kazanılan en büyük zaferdir. Statükoyu muhafaza en kolay iştir. Doğrudan “Hayır” diyemeyen insanların, statükocu olduğunu aşağıdaki örnekte yazılı olan kalıplaşmış cümlelerinden kolaylıkla anlayabilirsiniz;

- Bu iş bizim bünyeye uymaz,

- Bunu uygulamak imkânsızdır,

- Bunlar bizim için lüks sayılır,

- Nerede bizde bunu yapacak eleman,

- Yerli ve Milli olmalı

Bu tavırlar genel itibarıyla insanların, zayıf noktası veya zaafıdır. Her şeyin olumsuz tarafını görür, hemen karar verir, işin olmadığı kanaatine varıp memnun olurlar. Böylelikle; önceden neden düşünmediği, üzerinde durmadığı, sorumluluktan kaçma gibi esas yapması gereken işlerden kurtulmaya çalışırlar.

Örneğin; Kamuda herhangi bir işiniz için gittiğinizde, sık karşılaşılan bir cümle vardır. Adeta, kültür gibi yerleşik düzene geçmiştir! “Bugün git, yarın gel!” Bunun sebebi; o işi bugün yapmamaya odaklandığından, “Evet” demekten kaçınır. Olumsuzluğa kilitlendiğinden ve çevreye uyumsuz olacağı kanaatiyle “Hayır” demeyi tercih eder. Kendisini iş çevresine uydurmakla, işine adapte olduğunu sanır.

Aslında çok kolay olan birkaç adımda bu durumdan kurtulmak mümkündür;

  1. İstenilen ve verilen iş karşısında, statükocuların kullandığı beylik kelimeleri kullanmamak,
  2. İstenilen ve verilen işi iyi anlamaya çalışmak. Yani, olumlu veya olumsuz yönlerini düşünerek, önyargının tesiri altında kalmadan cevap vermektir.
  3. Çıkarcı düşüncenin tesiriyle, taraflı cevap vermekten kaçınmaktır.

İnsanlar şahsi hayatında ve işlerinde önyargılardan kurtulmadıkça, düşünme zahmetine katlanmadıkça, oluşturdukları gurup ve topluluklarda önyargılardan kurtulamaz. Yoğurt ne ise, kaymağı da o cinsten olur. Kamu veya özel kurum fark etmez, bir işyerinin ilerleme veya gerileme durumlarını anlamanın yolu vardır.

İşletme yönetiminden, mali bilançolarından, şube sayılarının çokluğu gibi durumlardan anlaşılmaz. En basit yöntem şudur;

Kurumun yönetimini elinde tutan yöneticilerin, yanına sık uğradığınız zamanlarda yapılan gözlemlerde ne işlerle meşgul olduğuna bakmanız yeterlidir. Meşgul olduğu işler, işyerinin geleceğine ait planlamalarla geçiyorsa o işyerinin geleceği hususunda iyi düşünebilirsiniz. Çünkü o yönetici gerçek işi ile meşgul oluyor demektir. Eğer; o yönetici geçmişi konuşmakla meşgulse, dedikodularla vakit geçiriyorsa, yapılan hataların nedenini araştırma yerine, suçlu arıyorsa bu kurumda gerileme vardır. Burada da yönetici gerçek işiyle meşgul olmuyor demektir.

Aslında gereksiz işlerle meşgul olunan bir iş yerindeki personeli “İşine Bak” diye uyardığımızda bu durum anlatılmış olur. İş yerinin ve kendisinin ne durumda olduğuna bakması istenir. İşine bakmayan insanlar başkasının işine bakar. Başkasının işine bakan ise, mazeret bulma peşindedir. Mazeret bulmaya alışan insanlar kendi işine bakmaz. Gizli işsizlerin sıfatı, mazeret bulmaya çalışmaktır. Bu onun esas işi ve gayesidir.

YouTube kanal linkim, ABONE OLMAYI UNUTMAYIN!

https://www.youtube.com/channel/UClXb3Pthb6_CxabmdWJ-R5g

YORUM EKLE
YORUMLAR
Bahane
Bahane - 1 ay Önce

Kamu kurumlarının asırlık hastalıkları güzel özetlenmiş. Yazarın iş hayatı üzerine yazıları düğme düğme bu problemleri çözer nitelikte. Yazarı ve gazetenizi kutluyorum.