Saatçiler Konağı, mutluluk sunuyor

Kastamonuluların yakından tanıdığı işletmeci Erol Öztürk ve Songül Özdemir tarafından kiralanıp restore edilen Saatçiler Konağı, doğal ortamıyla misafirlerine eşsiz bir ortamda mutluluk sunuyor.

Saatçiler Konağı, mutluluk sunuyor

Saatçiler Konağı İşletmecisi Erol Öztürk; “İşletmeci, bu mesleğin bütün kurallarını, garsonluğun tüm kurallarını ve aşçılığı en iyi bilmek demektir. Bir tesadüf olarak 2008’de Kastamonu İsmailbey Konağı’nı devraldım. 2015 yılına kadar orayı işlettim. Kastamonu’ya gelmemle birlikte burada zeytinyağlı yapılmadığını ve enginar bilinmediğini fark ettim. Bu eksikleri görüp işletmeme bunları getirdim. Kastamonu’da turizm olmasını istiyorsak bunların olması gerekiyor çünkü turist olarak buraya gelen kişilerden birinin vejeteryan olma ihtimali var, o kişi ne yapacak? O yüzden sadece et değil, zeytinyağlının olması gerekiyor, balığın olması lazım, tatlıların çeşitlenmesi gerekiyor” diye konuştu.

“PARA BİR ŞEKİLDE KAZANILIR AMA İNSANLARI MUTLU EDİP MEMNUN EDEBİLMEK ÖNEMLİ”

Misafirlerinin mutlu ayrılmasına özen gösterdiklerini söyleyen Öztürk; “Songül Hanım ile birlikte burayı işletmeye başladık. 70 kişilik restoran alanı Songül Hanım’ın eşi Murat Bey yaptılar ve şu an konağımızda devam eden çalışmayı da o yürütüyor. Biz burayı insanların çocuklarını alıp rahat kahvaltı edebileceği, çocuklarıyla parkta rahatça eğlenebileceği, organik ve yöresel yemekleri ulaşabileceği ve doğum günü, nişan, kına ve çeşitli toplantıların yapılabileceği doğayla uyum içinde insanları mutlu edebilecek bir yer oluşturmak için kurduk. Buraya gelenler kapıdan çıktığında yüzü gülüyorsa bizim için en büyük mutluluk bu. Benim için para ikinci planda, önce buraya gelen insanların mutlu ayrılması gerekiyor. Para bir şekilde kazanılır ama insanları mutlu edip memnun edebilmek önemli. Fiyatlar olarak da biz uygunuz. İşletmecinin kuralı fiyatı arttırmak veya fiyatı kafana göre yazmak değildir. Örneğin kahve 200 lira olmuş, bununla ilgili olarak ‘Bu kahveyi kaç para satarsam bu kahve beni kurtarır?’ diyerek bir maliyet çıkartır ve menüye onu yazarsın. 20-25 lira kahveye yazmanın anlamını halen anlamış değilim. Biz 10 liraya satıyoruz kahveyi ve biz de para kazanıyoruz. Netice de buraya gelen insanlar yine bizim insanımız değiller mi? Normal statüde tutalım, herkes gelebilsin. Şu anda insanlar bir yere gidemiyor, aşırı derece her yer pahalı. Yani bizim prensibimiz kaliteli ürün çıkartıp uygun fiyata halka hizmet etmek. Biz işimizi en iyi şekilde yapmaya devam edeceğiz. İnsanların buraya gelip bizi tebrik etmesi iyi olduğumuzu gösteriyor. Bu tebrikler de tecrübeden dolayı” dedi.

“DOĞA KÜLTÜR KÖYÜ, GARSON VE AŞÇI YETİŞTİRMEK İÇİN KULLANILMALI”

Garson eğitimine yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini söyleyen işletmeci Öztürk; “Devlet erkanı, üst düzey bürokratlarına ve bilinmiş simalara genel olarak hitap ediyorduk. Halka açık olan yerlerimiz de vardı. Oranın düsturu ‘Biz işimizi iyi yapalım, müşteri zaten gelecektir’ anlayışı hakimdi ve müşteri de geliyordu. Zaten önemli olan da bir işi iyi yapabilmektir. Kastamonu’nun turizm açısından Milli Eğitim’in Doğa Kültür Köyü’nü halka değil, orayı bir eğitim merkezi yapıp garson ve aşçı yetiştirmek için okullarda staj yaptırsa Kastamonu için daha makbul olur. Burada yetişen öğrencileri de Kastamonu’daki işletmeleri pay etmesiyle birlikte o zaman şehrimiz daha lezzetli ve daha güzel hizmet etmeyi becerir. Garson niye yetişmiyor burada, çünkü garson bahşiş alır. Kastamonu’da bahşiş kültürü yok, o zaman garsonun çalışma isteği olmuyor. Ne kadar para verdiğinizin önemi yok, önemli olan vermek çünkü garson bu şekilde motive olur. Haliyle garson da müşteriye nasıl daha iyi hizmet verebilirim de bahşiş alabilirim diye düşünüp daha iyi hizmet sunacaktır. Yeme kültürü veya restorancılıkla ilgili bir destek gerekiyorsa ben her zaman buradayım. Maddiyat falan da beklemiyorum, Kastamonu’ya bir faydam dokunacaksa bu bana yeter ama maalesef bu güne kadar kimse ‘Erol Bey şunu yapalım’ demedi. 2015 yılında konağı devretmeden önce de Turizm Otelciler Derneği’ni kurduk. İyi de başladık, bütün ilçelere gittik hatta Safranbolu’ya da gittik çünkü örnek almamız gereken şeyler vardı. Safranbolu mesela turisti getirdi, nasıl getirdi? Bunu yerinde görmek daha önemli. Valilik, belediye, sivil toplum ve üniversitenin birlik olması gerekiyor. Bu dörtlü birleştiği zaman o zaman şehir kalkınır ve o zaman turist getirebiliriz” diye konuştu.

“EĞİTİMLİ PERSONEL YOK”

Turizm işletmelerinde eğitimli personel açığına dikkat çeken Erol Öztürk; “Şehir dışından gelen akrabaların ile bir yere gittin, biri et yemeği, diğeri etli ekmek veya başka bir şey istedi, kendin ise sebze yemeği istedin. Bunların hepsini bir arada sunan bir restoran bu şehirde var mı, yok. Nedeni ise eğitimli personel yok. Eğitimli aşçı, garson veya iyi işletmecimiz yok, sadece bol bol fotoğraf çektirelim anlayışı var. Bu da Kastamonu’ya bir şey kazandırmıyor. Kastamonu merkezde Mado açılmıştı, kapandı ve ben buna çok üzüldüm. Kastamonu’ya Mado kazandırılmış ama çarşının ortasında olmasına rağmen kapanıyor. Tekrardan yeni açılan alışveriş merkezine açıldı ama önemli olan çarşıdakinin neden kapandığıdır. Bu tür işletmeler devam etsin çünkü oralarda hem bir marka ön plana çıkmış oluyor hem de bir istihdam ortaya çıkıyor” diye konuştu.

“SİYASETÇİSİNDEN EN AŞAĞI İŞÇİMİZE KADAR HERKESİN GAYRET ETMESİ GEREKİYOR”

İlimize yenilikler de kazandırdıklarını vurgulayan Öztürk, şöyle konuştu; “Biz İngilizce yemek menüsü getirdik ve bizden sonra birkaç yerde daha oldu. Bu aslında Kastamonu için bir kazanımdır. Turist istiyorsak haliyle yabancı dil bilen eleman olmak zorunda. İsmailbey Konağı’nı işlettiğimiz senelerde konağın önünde 2 kişi aşağı yukarı gidiyorlardı, ben de kapının önüne çıkıp ‘Buyurun’ dedim. ‘Buyurun’ deyince İngilizce bilip bilmediğimi sordular. Ben de biraz bildiğimi söyledim. Daha sonrasında o kadar mutlu oldular ki sanki kendilerini memleketlerine dönmüş gibi hissettiler. İngilizce menümüz de olduğundan dolayı hiç zorluk çekmediler ve 2 saat gibi bir süre yemek yiyecek yer aradıklarını ve kendilerini ifade edecek bir yer bulamadıklarını söylemişlerdi. Bu hepimizin hatası. Bizim ilerlememiz lazım, siyasetçisinden en aşağı işçimize kadar herkesin gayret etmesi gerekiyor. Sadece alkışlamakla değil, beceriler ile ön plana çıkmalıyız.”

“MÜŞTERİYE İSMİYLE HİTAP EDEBİLMEK ÇOK ÖNEMLİ”

Saatçiler Konağı İşletmecisi Erol Öztürk, son olarak: “Kuzu tandırda iddialıyız. Müşteri 2 gün üst üste geldiyse ve bugün et yediyse yarın ona et yerine başka ürünler sunuyoruz. Gelen müşteriye de ismiyle hitap edebilmek çok önemli, ‘Hoş geldiniz Ali Bey’ deyince müşteri mutlu olur. Bunları bilmek gerekiyor. Burada 5 kişiyle müşterilere hizmet veriyoruz ama büyük organizasyonlarda öğrenci personel alıyoruz hem onlara da destek olmuş oluyoruz. İsmailbey Konağı’ndayken Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan topluma kazandırmak için çocuklar getirmiştim. 10 tane çocuk hem para kazandılar hem de topluma kazanıldı. Devlet kurumlarının bizi ziyaret etmesini çok isteriz, bizden istedikleri her şeyde biz de elimizi taşın altına koyarız. Benim derdim çok zengin olabilmek değil, buraya ne katkı sunabilirim diye düşünüyorum. Ben Sinop’luyum, eşim ve ben emekliyiz. İstersem çalışmayabilirim ama hizmet sektörünü seviyorum. Burada kedi ve tavuklarımız var. Gelen çocuklara hem hayvan sevgisini aşılamak hem de doğal bir ortam sunabilmek için böyle bir konsept seçtik. Cıvıl cıvıl bir işletmeyiz” ifadelerini kullandı. (Haber Merkezi)

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER