KÜ’de ‘15 Temmuz’ paneli düzenlendi

Kastamonu Üniversitesi'nde (KÜ) 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Paneli düzenlendi. Bilgehan Bilgili Merkez Kütüphanesi'nde düzenlenen panele, KÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan, fakülte dekanları ve akademisyenler katıldı.

Panel başkanlığını yapan Kastamonu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Doç. Dr. Fahri Maden, “Osmanlı’da Askeri Darbeler ve Sonuçları” konulu bir sunum yaptı. Tarihçiler ve diğer bilim dalları tarafından darbelerin değerlendirip tartışıldığına değinen Maden; “15 Temmuz herkesin gündemini işgal etti. Bu darbeleri anlamaya çalışıyoruz. Halen dünyada askeri yönetimlerle idare edilen ülkeler var. Elbette ki askeri kanat devlet idaresinde çok önemli bir yönü teşkil ediyor. Türk tarihi içinde Türk ordusu, devletin omurgasını meydana getiriyor, gücünü Türk milletinden alıyor. Bu kadar etkili gücü elinde bulunduran kurum, elbette ki iç ve dış etkiler altında da zaman zaman kalabiliyor. Osmanlı döneminde örneklerini görüyoruz. Osmanlı merkezi ordusunda yaşanan çözülme zaman içerisinde meydana gelen oradaki yaşanan olumsuz gelişmeler devleti ve milleti zaman zaman uçurumun kenarına kadar sürüklemiş. Yeniçeri isyanları ve darbeleri neredeyse devletin sonunu getirecek bir noktaya gelmişti. Tabii cumhuriyet tarihimizde de 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden itibaren aşağı yukarı her 10-15 yılda bir darbeler, darbe girişimleri oldu. Bütün bu darbeler ve darbe girişimlerinde 15 Temmuz’a kadar olmayan bir şey oldu. Daha önce örneğini görmediğimiz ya da sınırlı olarak gördüğümüz yepyeni bir şeyle karşılaştı Türk toplumu. Bu darbe girişimine karşı halk direnişe geçti ve sokaklara dökülerek göğsünü siper etti” dedi.

“15 TEMMUZ’DA BU İŞİN İLMİYE KANALI VAR MIYDI?”

Yeniçeriler ve kapıkulu askerlerinin Osmanlı Devleti’nin güçlenmesinde etki sağlarken, 16’ncı yüzyılın sonlarından itibaren yavaş yavaş asli fonksiyonlarını yitirmeye başladığını dile getiren Fahri Maden; “Devleti ve milleti korumakla görevli yeniçeri ordusu, kaldırıldıkları 1826 yılına gelindiğinde devletin ve düşmanı haline gelmiş bir duruma evrildiler. Yeniçerileri disipline etmek isteyen 2’nci Osman, yeniçeriler tarafından hunharca öldürüldü ve İstanbul, 15 Temmuz’da yaşanılandan katbekat daha büyük bir kaosa sürüklendi. İstanbul, 15 Temmuz’u en yoğun yaşayan şehirlerden bir tanesi, ama Türk tarihinde İstanbul bunlara alışık. 1656’da, 1703 yılında her biri yeniçerilerin ayaklanıp padişah değiştirdikleri yıllar. Yeniçeri isyanlarının içerisinde tarihçiler tarafından biraz masumane olarak görülen 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı var. Orada da Lale Devri’nin getirdiği bazı olumsuzluklara tepki olarak yeniçeriler ahaliyle beraber hareket ediyorlar. Onun dışında ahali hiçbir zaman bu tür yeniçeri isyanlarının yanında olmuş değildir. Daha ziyade yeniçeri isyanlarını destekleyen ilmiye sınıfı olmuştur. Bence bu da tarihte çıkarmamız bir ders, ama bu 15 Temmuz’da bu işin ilmiye kanalı var mıydı? 15 Temmuz henüz olayı tam tarih olmadığı için her yönüyle anlatılamıyor. Yüzeysel ve parça parça değerlendirme yapılıyor yani karanlıkta kalan bazı noktalar olmuş oluyor. Böyle olunca da karanlıkta kalan noktalar üzerinde toplum ve basında çok fazla bilgi kirliliği getiriliyor” diye konuştu.

REYHANOĞULLARI’NDAN “İTTİHAT VE TERAKKİ” SUNUMU

“İttihat-Terakki Döneminin Siyasi Kültürel Yansımaları”yla ilgili sunum yapan Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Ayça Reyhanoğulları da, İttihat ve Terakki Döneminin Türk yakın tarihinin önemli bir parçası olduğunu söyledi. 1913 yılında İttihat ve Terakki’nin bir darbeye karıştığını anımsatan Reyhanoğulları, sunumun devamında İttihat ve Terakki’nin çok eleştirilen sert yönünün sebeplerine değindi. Osmanlı’nın son dönemlerinde ‘Osmanlı nasıl kurtarılır?’ tartışması olduğunu belirten Ayça Reyhanoğulları; “Abdülhamit’in başını çektiği İslamcılık, yüzünü geçmişe çeviriyordu, kurtuluşu geçmişte arıyordu. Bunun tam karşısında İttihat ve Terakki ile etrafındaki aydınların yer aldığı yüzünü geleceğe, modernliğe, batıya çeviren bir yönelim vardı, ki bugün de aslında Türk siyasetinde bu iki yönelimi görebiliriz. ‘Gelenekle mi Türkiye daha refaha kavuşur, yoksa batıcılık ve modernlikle mi?’ bu da Osmanlı’nın son dönemi ve özellikle İttihat ve Terakki’ de başlamış bir tartışmaydı. Keza birçok yazar, bu dönemi Türk siyasetinin laboratuvarı olarak adlandırır. Çünkü günümüz siyasetinde devamlılığını gördüğümüz temel taşlar o dönemde de mevcuttu. Döneme damga vuran olaylardan bir tanesi 1913 yılında Enver Paşa’nın önderliğinde İttihat ve Terakki’nin Babıali’ye bir baskın yaparak sadrazamın ölümle tehdit edilip istifaya zorlanması ve yönetimin çok sert bir şekilde ele geçirilmesidir. İttihat ve Terakki, 1908’de başa geliyor ve 1918’e kadar faaliyette bulunuyor, ama 1913’dan sonra İttihat ve Terakki’nin kendi istibdat dönemi diyebileceğimiz son derece sert, acımasız ve pek çok da şiddettin zuhur ettiği bir dönem başlamış oluyor. Biraz daha yakın tarihe gelecek olursak askerin siyasete bu kadar rahat bir şekilde müdahale olmasına yol açtığını da iddia edebiliriz” dedi.

AKADEMİSYENLER DARBELERİ ANLATTI

Diğer panelistlerden KÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şerif Demir, “Türk Demokrasi Tarihinde 27 Mayıs ve 12 Mart” ile ilgili sunum yaparken, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İİBF Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr Üyesi Hakan Gökpınar “15 Temmuz’dan Sonra Alman Basınında FETÖ Örgütlenmesi”ne ilişkin konferansa çevrimiçi bağlanarak bilgilendirme yaptı. (CNGHaber)

Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2022, 16:23
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER