Süleyman E. Yücel; Sarı Saltuk, Atabey Gazi Hüsamettin Çoban ve Kuhistan’ın (Kastamonu’nun) Fethi

Destanlar bir milletin hayatında derin izler bırakan hadiselerin (savaş, göç, doğal afet, yıkım… gibi) bir alp tipi (savaşçı, kahraman) etrafında teşekkül edip adına bugün âşık, geçmişte ise ozan dediğimiz kişilerce önce sözlü gelenekte daha sonra yazıya aktarılarak milletin fertlerinin kolektif belleğinde yüzyıllarca taşınagelmiş en milli ve özel edebi ürünlerdir. İçerisinde olağanüstü motiflerin bulunmasının yanı sıra şüphesiz ki destanlar gerçek hadise ve olaylar üzerine oluşturulmuştur.

Binlerce yıllık köklü Türk tarih ve medeniyeti destanlar bakımından hayli zengindir. Tarihte Türkler kadar destansı hadise geçirmiş ve bunları külliyatına nakletmiş dünya üzerinde başka bir topluluk bulunmaz. Öyle ki, Türkler’in sözlü geleneğinde hala yaşamakta olan binlerce, yazılı edebiyatında ise 300’ün üzerinde destan bulunmaktadır.

Türkler eski inançlarına bağlı dönemlerde güçlü destanlar oluşturdukları gibi, İslam ile şereflenmelerinin ardından da büyük ve güçlü mücadelelerini destanlaştırmışlardır. İslamiyet ile birlikte akınlarını gaza ve cihat anlayışı üzere devam ettiren Türkler’in bu büyük ve önemli destanlarından biri de Saltukname’dir.

Saltukname, 13. yüzyıl alp-erenlerinden olan ve Rumeli’nin Türkleşmesinde büyük rolü bulunan Sarı Saltuk'un efsanevi hayatını anlatan Anadolu Türk destanlarından biridir. Eserde, Sarı Saltuk'un menkıbelerinin yanı sıra, dönemin önemli kişilerinin menkıbeleri ve bu kişilerin Sarı Saltuk ile olan münasebetleri de anlatılmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem'in (sonradan Cem Sultan ismiyle tarihe geçecektir) şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebu'l Hayr Rûmî tarafından kaleme alınan Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda, Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Ayrıca yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikâyesini içermektedir. Saltukname yeni Türk harfleriyle tam metin olarak yayıma Şükrü Halûk Akalın tarafından hazırlanmıştır. Bu çalışma 1987-1990 yıllarında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından üç cilt olarak yayımlanmıştır. Kemal Yüce'nin halk edebiyatı bakımından incelediği çalışması da dizinin dördüncü kitabı olarak yer almıştır. 1480 yılında yazılan eser Topkapı Sarayı Müzesi Yazma Eserler Kütüphanesinde muhafaza edilmektedir.

Saltukname’yi özellikle biz Kastamonulular için önemli kılan bir diğer husus da eserde Kastamonu’nun fethinin anlatıldığı bir bölümün olması ve dolayısıyla Kastamonu adının nasıl alındığı ile ilgili en doğru bilginin burada yer almasıdır.

Saltukname’de bulunan Kastamonu’nun fethi ve adının alınması ile ilgili bölümden akademik çalışmalarda bahis vardır. Kastamonu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu Hocamız, “Kastamonu Adının Ortaya Çıkışını Anlatan En Eski Kaynak Saltuknâme” adlı çalışması ile Saltukname’de geçen Kastamonu’nun Fethi’nin izahını yapmıştır. Halkımızın akademik çalışmalar konusunda haliyle kısıtlı bilgiye sahip olması, özellikle Kastamonu’nun fethi ve adının nerden geldiği ile ilgili halk arasında yanlış ya da eksik bilgilerin yerleşmesine sebep olmuştur. Bu durumun farkında olan, Kastamonu halkının ve özellikle gençlerimizin, şehrimizin feth olunuşu ve adının nereden geldiği ile ilgili en doğru bilgiye ulaşmasını hedefleyen, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı, Kastamonu Belediyesi eski başkanlarından, sayın Süleyman E. Yücel Beyefendi, konu ile ilgili yeni bir çalışma yayınlayarak, en doğru ve gerçek bilgiyi, kaynağından Kastamonu okurlarına sunmuştur.

“Sarı Saltuk, Atabeygazi Hüsamettin Çoban ve Kuhistan (Kastamonu’nun)’ın Fethi” adlı bu çalışmanın, Şubat 2022 tarihinde Pamiray Yayınları tarafından ilk basımı gerçekleştirilmiştir.

Çalışma iki ana bölümden oluşmakta,

1. Bölümde:

“İbn-i Neccar Derslik ve Kütüphanesi” adlı başlıkta özellikle Saltukname ile ilgili genel bilgiler, Saltukname’de adı geçen alp-erenlerden Atabey Gazi’nin kimliği ve Kastamonu’nun bulunduğu bölgenin özellikleri…

“Kastın Neydi Moni’ye”adlı başlıkta Kastamonu’nun Türkler tarafından feth olunuşu, toplumumuzun hafızasındaki “Kastın Neydi Moni’ye hikâyesinin aslının Saltukname’de nasıl geçtiği Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu Hocamız’ın da yapmış olduğu akademik çalışma ile desteklenerek sunuluşu…

“Çoban Ata ve Kırım” adlı başlıkta ise Hüsamettin Çoban Ata’nın İslam ordularının önünde giderek, yırtıcı köpekleri ile düşmanları dağıtışı ve Kırım’ı fethedişinin Saltukname’de nasıl yer aldığı…

hikayeleştirilmiş bir üslupla her kesimden ilgiyle ve keyifle okunabilecek şekilde kaleme alınmıştır.

Çalışmanın en önemli kısmı olan 2. Bölümde:

Atabey Gazi Hüsamettin Çoban’ın Kastamonu havalisine gelişi, Sarı Saltuk’un yetişerek Kuhistan’ın (dağlık bölge anlamında Kastamonu Bölgesi’nin) fethinin gerçekleştirilmesi, Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu’nun da tespit ettiği yer adları ile desteklenerek, aslına en uygun haliyle verilmiştir. Bu yer adlarından bazıları şu şekildedir:

Sahra-i Tusan =Tosya Ovası / Derkân=Devrekâni / Ginolu=Çatalzeytin / Gerde=Gerede / Ayandon=Türkeli / İn-İnol=İnebolu / Kedrus=Gideros/ Yir Alagöz=Yaralıgöz / Taş İli=Taşköprü / Pertan=Bartın… gibi.

Çalışmanın sonunda ayrıca, Kastamonu’nun Fethi’nin Saltukname’den geçen bölümünün, Şükrü Haluk Akalın tarafından sadeleştirilip, Latin harflerine çevrilmiş kısmı da yer almaktadır.

Süleyman Yücel Beyefendi’nin büyük çalışma ve emekle hazırladığı bu eser, şehrimizin tarihi ve adının nereden geldiği ile ilgili sorulara verilecek en iyi cevabı içermesinin yanında, her kesimden okuyucuya hitap etmesi bakımından da son derece kıymetlidir. 13. Yy. Türkçesi ile kaleme alınmış ve günümüz Türkçesi ile anlaşılması hayli zor olan Saltukname’den aynen aktarılarak hazırlanmış olan bu eseri okuduğunuzda Kastamonu tarihini en temel kaynaktan öğrenmiş, Kastamonu adının nasıl alındığı sorusuna da en doğru cevabı bulmuş olacaksınız.

Esere ulaşmak isteyen okuyucularımız, Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli Vakfı’ndan eseri temin edebilmektedirler. 

Bu kıymetli çalışmayı Kastamonu’ya kazandırarak özellikle Kastamonu adının ve tarihinin bilinmeyen noktalarını aydınlatan, bunları halkımız ile paylaşan ve bu sayedeşehrimizin adı ile ilgili yıllardır devam eden farklı söylemlere bir nokta koymuş olan Süleyman Yücel Beyefendi’ye sonsuz şükranlarımızı sunar, böyle güzide çalışmalarının devamını dileriz.

YORUM EKLE