Sevmeyi sevmek...

En güzel mutlulukların da en büyük pişmanlıkların da ortak öznesi 'aşk...'

Günümüzde laçkalaşan, popüler kültürün sakızı olan, fakat insanoğlunun en masumane duygularından birisi.  Sevmenin sahip olmak olarak algılandığı günümüzde; çoğu zaman uzaktan ve sessizce duyulan o malum duygu...

Genellikle köşe yazılarımda mantıklı cümleler kurmaya çalışırım, fakat konu aşk olunca; çok da mantık aramamak gerekir. Duygu mantığı, kalp beyni her zaman yenmiştir... Bunlar öyle galibiyetlerdir ki rövanş karşılaşması asla oynanmaz...

Geçtiğimiz günlerde 2021 yılında yazdığım köşe yazılarına göz gezdirdim. Hemen hemen hepsi siyasetle ilgili ve birilerine laf atmakla meşgul olduğum metinler; çok üzüldüm. Bir gazetecinin 'aşk'la ilgili bir şey yazmadan ölmemesi gerektiğini düşündüm. O halde başlayalım...

KAVUŞABİLENLER...

Çevremdeki birçok evliliği ve ilişkiyi yakından gözlemleme şansım oluyor. Genellikle belli bir rutine bağlanmış; bir çoğu 'evlenilmek' için bir araya gelen çiftlerden oluşuyor.  Duygunun neredeyse sıfıra indiği bu ilişkilerin genel amacı; kendi içlerinde bir 'huzur' arayışından ziyade; varolan mutluluklarının çok daha fazlasını dışarıya pazarlayarak geçiyor.

'Aşk' öyle yüce bir duygu ki; günümüzdeki bir çok 'vasat' zihne uğramaya tenezzül bile etmiyor. Zaruri evlilikler, hayat koşulları derken; bu evliliklerden doğan çocuklar da 'tutku'dan ve 'duygu'dan soyutlanmış bir şekilde yetiştiriliyor.

En ufak meseleler için dahi birbirinin kalbini kırmalar, 'elalem ne der' tuzağına düşerek kendi aralarında mutlu olamayanlar, birbirlerine saygı duymayan çiftler... Çok üzülüyorum, bu çiftlerin oluşturduğu toplumlar da bir o kadar ruhsuz oluyor...

Her ne kadar hepsi böyle olmasa da; günümüzde, ilişkisini sosyal medya üzerinden yaşayan 'yapmacık çiftleri' gördükçe, yalnızlığıma şükrediyorum.

KAVUŞAMAYANLAR...

Ah sonunda uzman olduğum bir alanda yazabileceğim bir konu. Sevmeyi sevenler...

Hayal ettiğim kadar özgür bir hayatın içerisindeyim, ama hayal ettiğim kadar güzel değilmiş. Aşk da böyle bir şey. Bir hayalin peşinde, saf duygularla giderken; sahip olmaktan ziyade sevmenin peşine düşen zerduştlardanım...

Gözlerine baktığında gördüğün küçük dünya; senin içinde öyle büyük bir evrene dönüşür ki; o evrendeki en mutsuz anın bile, Dünya'daki en mutlu anlarının önüne geçebilir. İşin güzel tarafı da, ortada bir oyun var ve bu oyunu sadece sen oynuyorsun. Karşı taraf, bu oyunun içinde olduğunu dahi bilmiyor.

Kiminin karakteri hoşunuza gider, kiminin bakışı, kiminin gülüşü, kiminin de size gösterdiği ilgi... Ama bazen de sevdiğiniz kişinin içindeki çocuk, ondan habersiz bir şekilde sizin elinizden tutar ve sizi parka oyun oynamaya götürür.

Ama kaybeden her zaman masum, sessiz ve uzaktan bir şekilde seven olur...

Aşk, hayalperestlerin işidir. Kimine göre manasız, kimine göre de fazlaca gereksiz.

Bana göre ise; 'nefes' kadar gerekli, 'Su' kadar hayati bir olgu...

Malum şartlar biliyorum ama arada bir Dünya'dan soyutlanıp;

Aşık olsanız hiç fena olmaz.

“Bir kapı önündeyim girsem suç

Gitsem ayaz...” Şükrü Erbaş   

YORUM EKLE