PİŞMANIM!

“25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü münasebetiyle kadınlarımızın şiddete uğramaması ve öldürülmemeleri dileğiyle…”

Babam tarafından şiddete uğrayan ve darp edilen annem hastanedeki yatağında yatıyor ben de yanında refakatçi olarak kalıyordum.

Annem, kendisinde değildi, uyutuluyordu. “Zavallı annem!” diye söylendim. Ömrü çilelerle, sıkıntılarla geçmişti. Bir fabrikada işçi olarak çalışan babamın alkol alışkanlığı hem anneme, hem de iki kardeş bize hayatı zehir etmişti. Bu annemin babamdan yediği ilk dayak olayı değildi. Çocukluğumuzdan bu güne bu olaya o kadar çok şahit olmuştu ki annemlerle aynı apartmanda oturan Ayşe Teyze’nin “Kızım acele gelin. Baban yine anneni dövüyor.” diyen telefondaki sesi üzerine eşimle birlikte hemen annemlere gittik. Komşular biz gelmeden ambulans çağırmışlar, polise haber vermişlerdi. Babam ise polis gelmeden evden kaçmıştı. Ben ambulansa annemin yanına bindim. Eşimse bizi aracıyla takip edip hastaneye geldi. Anneme acildeki ilk müdahalenin yapılması ve başına aldığı darbe sebebiyle emar çekimi sonrası bizi hastanede görevli olan bir akrabamızın yardımıyla özel bir odaya aldılar. Eşime: “Sen artık git. Çocuklar evde yalnız kalmasınlar dedim.”

Eşimin ayrılmasından sonra sanki geçmiş bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Babamın işçi olarak çalıştığı fabrikadan aldığı ücret zaten O’nun içki parasına yetmiyordu. Huzursuzlukların sebebi işte bu yoksulluk ve içki idi.  Babam aslında içki içmediği anlarda sessiz, sakin bir insandı. Fakat içtiği zaman kendisini kaybediyor, çekilen sıkıntıların da sanki sebebi annemmiş gibi acısını ondan çıkarıyordu.

Ağabeyim ve ben hiç olmazsa okuyarak kendimizi kurtarmak istiyorduk. İkimiz de ailemizden bir destek göremeyeceğimiz için devlet hesabına yatılı olarak orta ve lise tahsilimizi yapmayı başardık. Ağabeyim ilimizdeki Eğitim Fakültesine girerek sınıf öğretmeni olarak mezun oldu. Ama ataması yapılmadı. Askerlik sonrası devletin uzman çavuş olmak üzere orduya eleman alınacağı konusunda yaptığı çağrı üzerine başvuru yaptı. Müracaatı kabul edildi. Şu anda Suriye’deki Türk birliğinde görev yapıyor. Ben ise lise tahsili sonrası maalesef yüksek tahsil yapma imkânı bulamadım. Evlenerek evden ayrıldım. Komşumuz ve aynı zamanda hemşerimiz bir ailenin oğlu olan, çocukluk arkadaşım Oğuz’la yaptığımız evlilikten iki çocuğumuz oldu. Oğuz, iyi bir insandı. Babası ile beraber mahallede bir market işletiyorlardı. Babasının vefatı sonrasında da Oğuz ailenin tek çocuğu olması sebebiyle artık tek başına işinin patronu olmuştu. Pandemi sürecinde bütün esnaf zorluklar çekip kapanmalara maruz kalırken Oğuz’un işyeri her zamankinden daha fazla iş yapmıştı…

Gece Oğuz, evden bir çanta yaparak ihtiyacımız olacak şeyleri getirdi. Babamın polis tarafından yakalanarak gözaltına alındığı haberini de Oğuz’dan aldım. Annem, hâlâ uyuyordu. Doktor ve hemşireler sık sık gelip annemin kontrolünü yapıyorlardı. 

Sabah olduğunda hâlâ annemin durumunda bir değişiklik ve iyileşme olmadı. Yapılan kontrol sonucu ve emardaki bulgular sebebiyle annemin geçirdiği beyin kanaması sebebiyle ameliyata alınmasına karar verildi…

 Eşimle birlikte saatlerce ameliyathane önündeki bekleyişimiz çıkan doktorun: “Başınız sağolsun. Maalesef annenizi kaybettik.” sözleri üzerine adeta yıkıldık…

Kardeşim Suriye’de bir operasyonda olduğu için kendisine ulaşamamamız sebebiyle annemizin defnedilmesine iştirak edemedi.

Annemin acılarını, gözyaşlarını, gördüğü şiddeti ancak ölüm dindirebilmişti. Annemin komşuları ve bizim tanıdıklarımızın iştirakiyle gözyaşları arasında O’nu son yolculuğuna uğurladık. Ömrü boyunca çile çeken anneme dualar ettik…

Babam, polis tarafından yakalanarak mahkemeye çıkartıldı. Mahkemede “Pişmanım.” dese de tutuklanarak cezaevine gönderildi…

YORUM EKLE