Koçun boynuzu kırılırsa?

Kastamonu sel  felaketiyle mücadele ederken; Kastamonuspor'da içinde kaldığı enkazdan çıkmaya çalışıyor. İki felaket arasında en büyük fark; selin izleri silinmeye çalışılıyor, enkazlar temizleniyor, bölgede 'bakanlar' devriye atıyor fakat Kastamonuspor'da ise enkazı temizlemeyi bırak, 'bakan' bile yok.

Hal böyleyken;  Kastamonu'daki 'umursamaz sessizlik' sürüyor. Haliyle de gurbetten de kıvılcımlar, ateşe dönüşme çabası gösteriyor.

Dikkatimi çekti; İstanbul Kastamonuspor'un Başkanı İlker Dilek, Kastamonuspor yönetimine talip olduğunu açıkladı. Şahsen; İstanbul Kastamonuspor'da gördüğüm kurumsallık, başkanın bağlantıları, sponsorluk anlaşmaları, yurtdışı protokolleri gibi bir çok etmenden dolayı; bu ilgi beni mutlu etti.

Ayrıca, Başkan Dilek'in ''TÜRKİYE VE İTALYA’DAKİ SPOR KULÜPLERİNİN MEVCUT DURUMLARI VE ÖRGÜTSEL YAPILARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ''  konulu yazdığı tez de; yeşil sahalara akademik destek getirmez mi?

Bizlere gönderilen açıklamada ''Sayın Valimiz başta olmak üzere, ilgililer ile belirtmiş olduğum mali tablo hakkında gerçekleştirdiğim görüşmeler esnasında futbol ailesine olan bütün borçların (futbolcu, antrenör ve çalışan personel dahil) tarafımızca üstlenilebileceği ancak beceriksiz ve vizyonsuz yönetim anlayışından kaynaklanan, icraya verilen borçları üstlenmemizin mümkün olmadığını kendilerine aktardım'' ifadelerine yer veriyor. 

Açıklamada dikkat çeken ise;  'Beceriksiz ve vizyonsuz yönetim anlayışından kaynaklanan, icraya verilen borçları üstlenmemiz mümkün değil' ifadeleri oldu. Yani, 'Sahada ter dökenin, tesiste yer silenin, kenarda akıl verenin borçlarını üstlenirim ama yapılan yanlışların bedelini ödemeyle uğraşmam' diyor. Bunun yasal olarak nasıl yapılabileceğini bilmiyorum, bir yönetim göreve geldiğinde borçları sınıflara ayırıp reddetme imkanı var mıdır? Varsa alacaklıların kanunen hakkı nedir?  'gibi gibi' bir çok soru kafamda köşe kapmaca oynuyor.

Ama yaşadığımız olağanüstü günlerin de etkisinden olsa gerek; Başkan Dilek'in bu çağrısı cevapsız kaldı sanırsam. Hatta cevapsız çağrıdan ziyade; aranılan numaraya ulaşılmıyor, şebeke çekmiyor. Umarım, olayın muhatapları çevrimiçi olduğunda 'İlker Dilek'ten cevaplanmamış bir çağrınız var' mesajını alırlar. Bu mevzunun 'kişilerin, siyasi partilerin, kurumların' meselesi olmadığının, meselenin 'Kastamonu' adı olduğunun farkına varılır.

Belki yarın, belki yarından da yakın; ufku göreceğiz. Ufukta Güneş'mi batacak yoksa yeniden mi doğacak çok merak ediyorum.  İsmail Dikmenli Spor Tesisleri'nde, futbolcular 'Kayyum'a Ramak Kala' filmini seyrederken; senaryodan çok hoşnut olduklarını düşünmüyorum. Şahsen Kaptan Faruk Öcal'ın, film bittiğinde filmin altında 'Bu kadroyla daha iyisi çekilebilirdi' diye yorum yapmasını da istemiyorum.

 Bazen, bir film sahnesi yüzlerce kez tekrar edilebilir, oyuncular replikleri ezberlese duygu eksik olur.

Hali hazırda söz konusu filmde replik de yok, duygu da yok. Başroller çekimlerde değil. Bana sorarsanız, bu film gişe yapmaz ve umarım; filmin kamera arkası mide bulandırmaz.

Sözün özü;

Bir sürüde, koçlar birbirleriyle 'güç mücadelesi' yaparken birinin boynuzu kırılırsa, o koç kesilir ve diğer koçun iş yükü artar.

O an kazandığını sanan koç, kaybettiğinin farkına er ya da geç varır.

ve sonuç olarak kaybeden sürü olur.

YORUM EKLE