İlişkiler ve psikoloji arasında denge

Her gün iş arkadaşlarımız, ailemiz, eşimiz, evcil hayvanımız, dostlarımızla birçok farklı ilişki yaşıyoruz. Peki, bu ilişkiler mi psikolojimizi, yoksa psikolojimiz mi ilişkilerimizi etkiliyor?

Aile, yakın arkadaşlıklar, sevgili, eş veya bir evcil hayvan... Gündelik yaşantımızda bunların en az biriyle bir iletişimde bulunuyoruz. Bunlar bizim varoluşumuzun sosyal tarafına yönelik olarak kurduğumuz bağlardır ve çoğunlukla duygusal yoğunluğu olan ilişkilerimizdir. Öte yandan bir sınıf arkadaşı, bir iş arkadaşı, bir etkinlikte görev arkadaşı şeklinde kurduğumuz diğer ilişkilerimiz de vardır. Ancak bunların duygusal yoğunluğu az önce yukarıda saydıklarımız gibi değildir. Bunlar daha rasyonel ilişkilerdir. Peki, bu ilişkiler mi psikolojimizi, yoksa psikolojimiz mi ilişkilerimizi etkiliyor?

Farklı seviyelerde de olsa ilişkilerimiz psikolojimizi etkileyebiliyor. Eşinizin size çok güzel/çok yakışıklı olduğunuzu söylemesi, yakın bir arkadaşınızın bir alanda ödül alması ile iş arkadaşınızın bir yarışmada birinci olduğunu söylemesinin bize olan etkileri farklı olacaktır. Bir yanda duygusal bir bağ kurduğunuz, sevdiğiniz, önemsediğiniz bir alanda yaşanan bir gelişme var. Diğer yanda ise yalnızca tanışıklığınızın olduğu, günübirlik sohbetlerde bulunulan bir alanda yaşanan bir durum var. Yeni ikisi de psikolojimizi etkiliyor.

Yakın dostlarımıza verdiğimiz tepkiler daha farklı oluyor

Peki, psikolojimiz ilişkilerimizi etkilemiyor mu? Her şeyin üst üste geldiğini düşündüğünüz günleriniz olmuştur mutlaka. Kâbus dolu bir gecenin ardından geç uyanmayla başlayan stresli bir gün, ceketinizin düğmesinin kopması, yetiştirilmeye çalışılan işler, sorumluluklar derken ilişkilerimizi bir düşünelim. İşimizin başımızdan aşkın olduğunu düşündüğümüz için bunlara öylesine odaklanırız ki müthiş bir ego savaşında olduğumuz için varoluşumuzun o sosyal tarafı arka planda kalır. Her düştüğünüzde yanınızda olan, tüm sırlarınızı paylaştığınız en yakın arkadaşınızın tam da bu stresli günde ödül aldığını düşünün. Elbette tepkiniz “Bana ne” olmayacaktır. Ancak her şeyin yolunda gittiği, keyifli bir gün içindeyken bu duruma vereceğiniz tepki ile böyle bir günde vereceğiniz tepki de farklı olacaktır. Dolayısıyla bu noktada psikolojimizin de ilişkilerimizi etkilediğini söyleyebiliriz.

Hayatta var olan her şeyle her an etkileşim içindeyiz

Her şey bir bütün ve biz de bu bütünün birer parçasıyız. Ne duygularımızı bastırıp kurduğumuz ilişkilerden etkilenmeyecek kadar aktif, ne de her şeyden etkilenip benliğimizi yok sayacak kadar pasif olmamız gerek. Hayatta var olan her şey ile her an bir etkileşim içindeyiz. Bu etkileşim tek taraflı değil karşılıklı, yani yalnızca etkileyen değil, aynı zamanda etkilenen konumundayız. Hayatın uzun bir yol olduğunu; bu yolun bazen taşlı, bazen çukurlu, bazen çamurlu, bazen yokuş, bazense dümdüz ve yürümesi çok keyifli olduğunu düşünün. Biz ise birer yolcuyuz. Yolun o anki yapısına göre bazen daha dikkatli bazen bir ağaç dalından destek alarak yürürüz. Bazen de etraftaki mis kokulu ağaçlara bakarak, kuş cıvıltılarını dinleyerek yolumuza devam ederiz. Ancak yol güzel diye koşmaya başlarsak da, bu sefer etraftaki güzellikleri fark edemez ve kısa zamanda da yoruluruz. Sonrasında yol keyifli olduğu halde şikâyet ederiz. İşte tam da bu noktada denge devreye giriyor. Bu iki sihirli sözcüğü ne kadar benimserseniz, hayatın akışını yakalamaktaki ve olayları algılayış biçiminizdeki farklılıkları göreceksiniz.

YORUM EKLE