TAŞKÖPRÜLÜ, ‘ÇÖL KAPLANI’ FAHRETTiN PAŞA

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, geçtiğimiz salı günü Twitter hesabından, “1916 yılında Türk Fahri Paşa’nın Medinetül Münevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını, Şam’dan İstanbul’a ‘Seferberlik’ ilan ederek, Medine’deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz?” şeklinde hadsiz bir paylaşım yaptı.

TAŞKÖPRÜLÜ, ‘ÇÖL KAPLANI’  FAHRETTiN PAŞA

 

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed, geçtiğimiz salı günü Twitter hesabından, “1916 yılında Türk Fahri Paşa’nın Medinetül Münevvere halkının hakkına girdiğini ve onların mallarını çaldığını, onları kaçırdığını, Şam’dan İstanbul’a ‘Seferberlik’ ilan ederek, Medine’deki el yazması eserleri çaldığını biliyor muydunuz?” şeklinde hadsiz bir paylaşım yaptı. Türk tarihine “Medine Müdafaası Kahramanı”, “Çöl Kaplanı” sıfatlarıyla geçen Osmanlı paşası Fahreddin Türkkan’ın hırsızlıkla suçlanması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Türk yetkililer tarafından da sert tepkiyle karşılandı. Günümüzde pek çoğumuzun hatırlamadığı bu unutulmaz Paşa'nın asıl adının Ömer Fahrettin Türkkan, babasının ise Taşköprülü Hacıkadızâdeler ailesinden Tuna Vilayeti Posta ve Telgraf Müdürü Nahit Bey olduğunu biliyor muydunuz?

ÇÖL ASLANI FAHREDDİN 
PAŞA KİMDİR VE NE YAPMIŞTIR

Medine'de tehlikeli gelişmeler hisseden devlet, Hz. Resul'ün (s.a.v.) şehrine zarar gelmesin diye oraya en güvenilir askerlerden birisi olan Taşköprülü Fahreddin Paşa'yı gönderir.
Tarih 31 Mayıs 1916'dır.
Fahreddin Paşa Medine'ye askerleriyle geçer ve orada otağını kurar. Tam 2 yıl 7 ay boyunca Medine'nin kontrolünü, daha doğrusu hizmetkârlığını devralır. Öteden beri İngilizler Medine'nin kontrolünü Osmanlı'dan almak istemektedir. Ama Mevki Komutanı Fahreddin Paşa oraları evinden daha iyi korumaktadır. 31 Ekim 1918'de İtilaf devletleriyle Osmanlı antlaşmaya (Mondros Ateşkes gereği) imza atar ve Medine'nin kontrolünü İngiliz himayesine bırakmak zorunda kalır. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Medine'ye haber gönderir ve şehri teslim etme emrini iletir.

“BEN MEDİNE'Yİ, 
MEDİNE BENİ BIRAKMAZ”

Ancak cihan devleti olmuş şerefli bir milletin Paşa'sı olan Fahreddin Paşa, “Medine'yi İngilizlere teslim edemem” der ve direnir. Payitahttan emir üzerine emir gelir ama Fahreddin Paşa; “Ben Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) kabrini gayrimüslim İngiliz devletine bırakamam” der. Devlet imzanın gereğini yapamadığı için sıkıntıdadır. Paşa ise kararlıdır.

ÇEKİRGE İLE BESLENEN ASKER 

Müdafaanın son günleridir. Fahreddin Paşa ve askerine bütün yardımlar kesilir. Çekirgeden başka yiyecek de bulamazlar. Askerler Peygamberimizin mescidinin dışını kendilerine mesken tutarlar. İffet ve şerefini koruyan bir aile reisi gibi mescidin önünde nöbete başlarlar.
Yerli halk da gönülden onlarla beraberdir.
Askerlerine, Hz. Peygamber'in "İki ölünün ve iki kanlının yenmesi bize helal oldu." şeklindeki hadisini hatırlatan; "iki ölü balık ve çekirge, iki kanlı dalak ve karaciğerdir" diyen Fahrettin Paşa, çekirge yemenin sünnet olduğunun altını çizerek askerlerini buna alıştırmak için şu bildiriyi yayınlamıştı: "Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Uçar, yeşilliklerle beslenir, temiz ve taze olan yiyecekleri yer… Hicaz, Yemen, Asir Araplarının başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler sağlamlık ve çevikliklerini çekirgelere borçludurlar… Hekimlerimiz de çekirgenin şifa verici ve besleyici olduğundan bahsediyorlar…" diyerek Peygamber Efendimizin kabrini düşmana teslim etmemek için yaşadıkları bu sıkıntı karşısında Allah'ın kendilerine bir lütufta bulunduğunu ifade etmiştir. Fahrettin Paşa'nın bu açıklamalarıyla askerimiz kavurma niyetine çekirge yemiş, çekirge unundan ekmek yapmış, çekirge kurusunu da çerez gibi yiyerek bir süre bu şekilde beslenmiştir.

'YA RESULALLAH 
BEN SENİ BIRAKAMAM'

Osmanlı antlaşma gereği Medine'yi teslim edemeyince başka bir çareye başvururlar. Fahreddin Paşa için 'iş yapamaz' raporu çıkartırlar. Böylece görevden azledilir ve yetki başka bir komutana teslim edilir. Fahreddin Paşa Medine'de Efendimize (s.a.v.) veda etmek için Mescide geçer. Askerleri de yanındadır. Paşa, Mescidin minberine doğru yürür. Sonra Efendimiz'in (s.a.v.) şerefli mezarına doğru yürür ve ağlayarak şöyle der: “Ben seni nasıl bırakırım. Gönlüm el vermez ki! Seni kime teslim edeyim. Kalk! Kalk ya Muhammed!.. Allah'ın Resulü kalk! Ve sana inanan, senin için burada çarpışanları görün! Allah'ın yardımını bize ulaştır!” 2 Nisan 1918 Cuma günü Harem-i Şerif'te hutbe okuyan Fahreddin Paşa, Türk Sancağını göğsüne sarmış, sağ kolunu Peygamber Efendimizin mezarına doğru uzatarak yüksek bir sesle 'Ya Resulallah ben seni bırakamam' diye haykırmıştı.
Oradaki herkes bu gönlü kırık, Medine sevdalısına bakıp gözyaşı dökerler. Zor bir ayrılıştır. Ayrılamamaktadır. Fahreddin Paşa gidip eşyasını toplar. Bir bavula koyar ve son kez Efendimiz'e (s.a.v.) vedaya gider. Hz. Resul'ün (s.a.v.) kabrinin önünde demir pencerelere yapışır. Ve seni bırakmam der. Sonra bavulunun üzerine oturur. Asker de tüfeklerini birbirlerine dayayıp Paşa'nın yanında otururlar.

PAŞA MEDİNE'DEN NASIL ÇIKTI?

Fahreddin Paşa aşkına tutuştuğu Hz. Muhammed'in (s.a.v.) şehrini terk etmeyince, askerlerin onu tutuklayıp Medine'den çıkarmaktan başka çareleri kalmamıştır. Antlaşmanın gereğini yerine getirmek zorunda olan yeni komutan paşayı derdest etmekten başka çare bulamaz.
Yeni komutan, Paşa'yı tutuklayıp Medine'den çıkarın der. Askerler tüfeklerini yere koyup Paşa'yı çembere alırlar. Paşalarını kucaklarlar. Kırmadan, üzmeden, hırpalamadan bir annenin yavrusunu kucakladıkları gibi kucaklarlar. Ve büyük teessür içinde Medine'den Paşa'yı çıkartırlar.
İşte bu şanlı direnişin, son Osmanlı'nın Medine-i Münevvere'yi terk edişinin çok kısa hikâyesi budur.
22 Kasım 1948'de vefat eden Çöl Kaplanı Tümgeneral Ömer Fahreddin Türkkan'ın mezarı Sarıyer'deki Aşiyan mezarlığındadır. 
(Haber Merkezi)

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2017, 16:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER