banner38

banner39

banner46

banner47

banner29
19 Eylül 2019 Perşembe

ŞAPKA VE KIYAFET İNKILABI’NIN 94. YILI Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Şapka ve Kıyafet İnkılabı’nı konuştuk KASTAMONU’NUN HAKKINI TESLİM ETMEKTİR

Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından hayata geçirilen ilke ve inkılaplar 1923 yılında temelleri atılan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarıdır.

23 Ağustos 2019 Cuma 10:13
ŞAPKA VE KIYAFET İNKILABI’NIN 94. YILI Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile Şapka ve Kıyafet İnkılabı’nı konuştuk KASTAMONU’NUN HAKKINI TESLİM ETMEKTİR
 



       Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından hayata geçirilen ilke ve inkılaplar 1923 yılında temelleri atılan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarıdır.

Atatürk’ün ilke ve inkılapları oluşturmasında ki en büyük amacı; Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş ve gelişmiş Avrupa devletlerinin karşısında durabilmesidir.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından Kastamonu’da ilan edilen Şapka ve Kıyafet İnkılabı’nın 94’üncü yıl dönümünde Kastamonu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile bu inkılabı enine boyuna konuştuk. 

İSTİKLÂL SAVAŞI SIRASINDA KASTAMONU’NUN ÖNEMİ NEDİR?

Kastamonu, Millî Mücadele Dönemi’nde işgale uğramamış olmasına rağmen özellikle Batı Cephesi’nin ihtiyaç duyduğu askeri malzemenin sağlaması ve Ankara Hükümeti’nin dünyaya açılan bir kapısı olması bakımlarından 1919–1922 yılları arasında önemli bir mevkide olmuştur. Kastamonu, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti’nin kurulmasından itibaren hem maddî hem de manevî anlamda önemli bir merkez olmuştur. Bu duruma vilayetin coğrafi özelliklerinin yanında tarihi geçmişinin etkisinin olduğu söylenebilir. Yine Kastamonu’da Milli Mücadele Hareketi’nin hemen öncesinde faaliyet gösteren cemiyetlerin de etkisi bulunmaktadır. Kastamonu, Sivas Kongresi’nden hemen sonra 16/17 Eylül 1919 tarihinde Kuva-yı Milliye hareketine dahil olmuştur.

Kastamonu’nun Milli Mücadele hareketi bakımından önem kazanması 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkması, kongreler süreci ve Sivas Kongresi’nin gerçekleştirilmesiyle başlamıştır. Kocaeli Bölgesinin tamamen İngiliz denetimi altına girmesi, İzmir’in işgali, Güney Anadolu Bölgesi’nin işgali, otorite ve asayiş meseleleri, ulaşım ve yolların teknik özellikleri, ticaret güzergâhı olma durumu ve askeri amaçlara yönelme bu durumun sebepleri arasındadır. İstanbul-Ankara bağlantısını sağlayan yolun itilaf kuvvetleri ve bazı isyancı kesimlerin kontrolünde bulunması sebebiyle İnebolu-Kastamonu-Ankara hattı Millî Mücadele’nin en hayati yolu haline geliyordu. Bu ehemmiyet Millî Mücadele boyunca hiç eksilmemiştir.

-ŞAPKA VE KIYÂFET İNKILABI TÜRK TARİHİ AÇISINDAN NİÇİN ÖNEMLİDİR?

Osmanlı Devleti döneminde yaklaşık son bir asırdır çeşitli alanlarda yapılan bir takım yenilik ve ıslahat çabaları, modernleşme yolunda atılan ilk adımlar olarak sayılsa bile, Cumhuriyet idaresinde yapılan köklü değişiklikler daha geniş olarak ve kurumsal yapının dışında halka doğru yönelmesi bakımından temelde ayrılmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyet idaresinde yapılan inkılap hareketlerinde, eski kurum, kanun ve belirli simgelerin yerine yenilerini koyma ve bu yolla çağdaşlaşma süreci halifeliğin kaldırılması, dini eğitim ve yargı alanında yapılan inkılaplarla tamamlanmış olmuyordu. Toplumsal alana daha çabuk inebilecek ve sosyal yapıda meydana getirilecek değişiklikler ile bir zihniyet inkılabının da gerçekleştirilmesi amaç edinilmişti.

Saltanattan, millet rejimine geçiş sürecinde birbirine paralel ve aynı amaca yönelik düzenlemeler yapılmış ve bu düzenlemeler hukuk alanındaki inkılaplarla desteklenmiştir. Şapka kanununun çıkarılması, memurların kılık kıyafeti ile ilgili kuralların konulması, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılması ve türbedarlıklarla bir takım unvanların yasaklanıp, kaldırılması etnik, dinî ve hatta mezhepler arasındaki ayrımları ortadan kaldırmak için bir bütüncül yapı içerisinde Türk Milletini tanımlamak ve kanun önünde eşit vatandaşlık kavramını ortaya koymak bakımından önemlidir.

Bütün bunların altında modern dünyaya Türkün medenî olduğunu göstermek ve bazı sembolik görünen düzenlemelerle düşünce alanında top yekun bir inkılabı gerçekleştirmek arzusu yatmaktaydı. Daha sonra bu düzenlemelerle ilgili olarak Atatürk; Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayında altı günde okunan tarihî bir hitabeye dayanan büyük Nutkunda “…milletimizin başına giymekte olduğu, cahillik, gaflet, taassup, yenilik ve medeniyet düşmanlığının belirgin işareti gibi görünen fesi atarak, onun yerine bütün medeni dünyaca başlık olarak kullanılan şapkayı giymek ve böylece, Türk Milletinin medeni toplumlardan zihniyet bakımından da hiç bir ayrılığı bulunmadığını göstermek kaçınılmaz oluyordu...” diyerek buna ilişkin gerekçeleri ortaya koymaktadır.

-ATATÜRK ŞAPKA VE KILIK KIYAFET KONUSUNDA DÜŞÜNCELERİNİ TOPLUMA AÇMAK, GEREKÇELERİNİ ANLATMAK İÇİN NEDEN KASTAMONU’YU SEÇMİŞTİR?

Bilindiği üzere Atatürk’ün Kastamonu gezisi 23 Ağustos 1925 ile 1 Eylül 1925 tarihleri arasını kapsamaktadır. Bu seyahatin Cumhuriyet tarihimiz açısından önemi Şapka ve Kıyafet İnkılâbına ilişkin ilk konuşmaların bu seyahat sırasında Kastamonu’da yapılmış olmasıdır. Atatürk Kastamonu’ya şapka konusunda inkılâp hareketini başlatmak için mi geldi? Sorusu daima karşılaştığımız sorulardan birisidir. Onun uzun zamandır gelmek istediğini ve Kastamonulular tarafından davet edildiğini biliyoruz. Aslında Mustafa Kemal Paşanın 1924 yılında Kastamonu’ya gelmek istediğini, programın da yapıldığını, fakat 1924 yılında Erzurum'da yaşanan deprem sonrası programın iptal edilerek deprem bölgesine, Erzurum’a gittiğini biliyoruz.

Atatürk’ün Şapka inkılabını gerçekleştirmek için Kastamonu’yu seçme nedenlerine gelince, aşağıda belirtileceği üzere bu konuda değişik görüşler olmasına karşın Onun kendi düşünceleri yaptığı konuşmalardan anlaşılmaktadır.

Bazı kişiler, burasının fazla mutaassıp bir çevre olduğunu söylemişler ve bu inkılaba Kastamonu’dan başlamanın ihtiyatlı bir hareket olmayacağını kendisine belirtmişlerdi. Bu görüş bizi, dışarıdan Kastamonu’nun mutaassıp görünmesinden dolayı, sırf bu yönüyle burasının seçildiği gibi bir yanılgı içine düşürebilir ki bunun tamamen mesnetsiz ve tutarsız olduğunu burada belirtmek gerekir. Fakat Kastamonu üzerinde böyle bir kanı da bulunmaktadır. Örneğin Kinross, “Mustafa Kemal, bu çeşitli din devrimlerini açıklamak için, bile bile gericiliğiyle tanınmış bir vilayeti seçti. Büyük bir cesaretle, düşmana en güçlü olduğu yerde vuruyordu. Bu ani çarpışma taktiği başarıya ulaşırsa, başka herhangi bir yerden iki kat daha etkili olacaktı...” derken yine de bunu tek nedene bağlamaz ve Kastamonu’nun Kurtuluş Savaşı’ndaki bağlılığından ve “ihtilâlin bir çeşit sembolü” olduğundan bahisle hakkını teslim etmektedir. Gerçi Kastamonu’nun yapısını çok iyi bilen İsmail Habib Sevük, bu düşünceye karşı olarak Ocak 1925 tarihinde Yusuf Akçura’nın da bulunduğu bir sohbette Atatürk’e bu görüşü paylaşmadığını belirtmiş ve Kastamonu’nun dışarıdan göründüğü gibi taassuba sahip olmadığını ve aydın fikirli bir muhit olduğunu söylemiştir. İsmail Habib’in “Atatürk İçin” adlı eserinde de belirttiği üzere, Atatürk şapka inkılabı ile ilgili olarak etrafındakilerin kanaatlerini zaman zaman almış ve hatta güvendiği birkaç kişiyi şapka ile Beyoğlu’nda dolaştırıp, şapkayla ilgili toplumun bakışını ve nabzını da gözlemleme imkânı bulmuştur

Yukarıdaki görüşlerin yanı sıra Kastamonu’nun seçilme nedenlerini farklı bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir. Atatürk’ün Kastamonu’yu seçmesi hususunda öncelikle bir noktayı belirtmek gerekir. Kastamonu halkı Millî Mücadele günlerinin daha başlangıcından itibaren bu harekete bağlılık yemini etmişler, İnebolu-Çankırı-Ankara şosesi yoluyla cepheye gönderilen cephane ve yardımların sağlanmasında büyük hizmetlerde bulunmuşlar ve özellikle Sakarya Savaşı sırasında büyük fedakârlıklar göstermişlerdir.

Bunun dışında yeni kurulan rejime karşı bazı bölgelerde görüldüğü gibi aleyhte bir faaliyet de Kastamonu’da olmamıştır. Özellikle döneminde Açıksöz Gazetesi örneğinde görüldüğü üzere, Kastamonu basınının Milli Mücadeleye verdiği destek, işgallere ve manda zihniyetine karşı tepkiler elbette Atatürk’ün bildiği ve takdir ettiği milli tavırlar olmuştur. Bu yıllarda Anadolu’nun pek çok yerinde irili ufaklı iç ayaklanmalar olduğu halde Kastamonu ve çevresinde böyle bir hareket görülmemiştir. İsyanlar yüzünden pek çok yörede asker toplanamadığı için gerek isyanların bastırılmasında ve gerekse Batı Cephesinde gerekli asker, subay ve askeri malzemenin sağlanmasında Kastamonu ve çevresinin çok büyük hizmeti dokunmuştur. Bu noktada Kastamonu’da Osmanlı son döneminde gelişen süreli yayın geleneğinin de etkisinin olduğunu belirtmek gerekir. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde Kastamonu gerek basın ve gerekse cemiyetleşme sürecinde önemli bir yer tutmaktadır. Aydınlanma ve ülke gündemini takip etme hususunda Kastamonu’nun İstanbul’dan hiç de geride olmadığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde hem fikir akımlarının burada tartışılması ve hem de sosyal ve siyasal yapılanmaların Millî Mücadele hareketinin taban bulmasındaki etkileri bulunmaktadır.     

Bir ikinci önemli husus da, Kurtuluş Savaşı başlangıcında millî mücadele hareketini baltalamak için Atatürk ve arkadaşlarının asi olduklarına dair Şeyhülislam Dürrîzâde’nin fetvasına karşı, Anadolu müftü ve din adamları da bunun tam karşıtı bir fetva çıkarmış olmalarıdır. Bu fetvadaki isimlerin çoğunluğu da Kastamonululara aittir. Dolayısıyla bu konuda da destek sağlayan Kastamonululara, Atatürk’ün her hangi bir önyargısının olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bu hususu aydınlatması bakımından Atatürk’ün 30 Ağustos 1925 tarihindeki Kastamonu nutkundaki şu ifadeleri önemlidir. “…İtiraf etmeliyim ki, bu seyahatimden önceki bilgim, gördüklerimin hasıl ettiği kanaatlerden çok başka idi. Muhterem Milletvekilleriniz Ali Rıza Bey, Mehmet Fuat Bey gibi kişiler bulunmasaydılar, sizi mümkün olduğu kadar olduğunuzun aksine tanıtmak için çalışanlar, zihinleri karıştırmakta kim bilir ne kadar ileri gitmeye muvaffak olacaklardı. Fiilî sonuçlarını memnuniyetle görmekte olduğum yüksek görüşleriniz elbette bir anda, bir günde meydana gelmezdi. Böyle bir iddiada bulunmak cahillik olur...” Ayrıca, Atatürk’ün görüşlerini ifade etmesi bakımından aşağıdaki paragraf da dikkate değer.   

1925 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri olan Saffet Arıkan’a göre Atatürk, Kastamonu’yu seçme nedenini ona şu şekilde açıklamaktadır. “Çocuğum Kastamonu’ya gideceğim... Niçin Kastamonu’yu seçtiğimi bilemezsin. Dur, anlatayım. Bütün vilayetler beni tanırlar. Ya üniforma ile veya fesli, kalpaklı sivil elbise ile görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu’ya gidemedim. İlk önce nasıl görürlerse öyle alışırlar, yadırgamazlar. Üstelik bu vilayet halkının hemen hepsi asker ocağından geçmişler. İtaatlidirler, munistirler. Adları gericiye çıkmışsa da anlayışlıdırlar. Bunun için şapkayı orada giyeceğim ...”

-MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN KASTAMONU GEZİ PROGRAMI HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

Kastamonu gezi programının başlangıcından itibaren Atatürk’ün İnebolu, Daday, Taşköprü ve Kastamonu’daki tarihi konuşmalarına bakıldığında temelde, Cumhuriyete giden yolda Türklüğün vermiş olduğu başarılı mücadele, medeniyet ve medenî olmanın gerekliliği, yapılan inkılap hareketleri, gerekçeleri ve kıyafet inkılabının zarureti teması üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Atatürk Kastamonu’ya geldiğinin ertesi günü 24 Ağustos 1925 de Belediye Dairesi önünde yaptığı konuşmada “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona bigâne olanları yakar ve mahveder…” şeklindeki sözleriyle medenî olmanın gereklerini bunun için zihniyette bir değişimin olması gerektiğinden bahseder.

Düşüncelerini, İnebolu’da Türk Ocağında yaptığı 27 Ağustos 1925 tarihli konuşmasında daha da genişleterek Türk halkının medenî olduğunu, fakat bunu zihniyetiyle de ispat etmek ve göstermek zorunda olduğundan bahisle kılık kıyafet hakkındaki fikirlerini halka açar ve toplanan kalabalığa “Bizim kıyafetimiz millî midir?”, “Bizim kıyafetimiz medenî ve beynelminel midir?” şeklinde sorular yönelterek bu iki soru etrafında kıyafetin değişmesi gerektiğini vurgular. Bu iki soru karşısında “hayır, hayır” sedalarıyla cevap veren halka; “Size iştirak ediyorum. Tabirimi maruz görünüz. Altı kaval üstü şişhane diye ifade olunabilecek bir kıyafet, ne millîdir ne de beynelmineldir. O halde kıyafetsiz bir millet olur mu arkadaşlar? Böyle tavsif olunmaya razı mısınız arkadaşlar? Çok kıymetli bir cevheri çamurla sıvayarak enzâr-ı âleme göstermekte manâ var mıdır? Ve bu çamurun içinde cevher gizlidir, fakat anlayamıyorsunuz demek musîb midir? Cevheri gösterebilmek için çamuru atmak elzemdir, tabiîdir. Cevherin muhafazası için bir muhafaza yapmak lâzımsa onu altından veya platinden yapmak icab etmez mi? Bu kadar açık hakikat karşısında tereddüt câiz midir? Bizi tereddüde sevk edenler varsa onların humk ve belâhatine hükmetmekte halâ mı tereddüt edeceğiz? Arkadaşlar! Turan kıyafetini araştırıp ihyâ eylemeye mahal yoktur. Medenî ve beynelminel kıyafet bizim için çok cevherli, milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu iktizâ edeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve bittabi bunların mütemmimi olmak üzere başta siperî şemsli serpuş, bunu açık söylemek isterim. Bu serpuşun ismine şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frank gibi...” Sözleriyle düşüncelerini dile getirmiştir.

-KASTAMONU’DA ŞAPKA VE KIYAFET İNKILÂBI KUTLAMALARI NE ZAMAN VE NASIL BAŞLATILDI?

Güzel bir soru, hatta bu soruya kutlamaların hangi siyasi ve sosyal şartlar altında gerçekleştirildiği de sorusu da ilave edilebilir. Sosyal etkileşim bakımından Atatürk’ün bazı vilayetlere gelişine ilişkin bu vilayetlerde yapılan etkinliklerin etkisinden bahsedebiliriz. Bazı vilayetlerde “Gazi Günü” kutlamalarının yapılması, konuyu Kastamonu’da da gündeme getirmiştir. Gazi Paşa Kastamonu’ya da gelmişti. Kastamonu’da bu günlerde bir anma programı yapılmalıydı.

Türk toplumunun bu yeni sosyal, siyasal, kültürel ortamda Osmanlı Devleti’nin tebaası olmaktan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olma yolunda geçiş süreciyle hızlı bir etkileşim içerisinde olduğu görülür. Bu bağlamda yeni kazanımlar etrafında şekillenen arayışlar, millî kültür ve millî hassasiyetler de taşırlar. Daha belirgin bir ifadeyle Atatürk’ün Nutuk adlı büyük eserine başlangıç tarihi olarak seçtiği 19 Mayıs’tan başlamak üzere Kurtuluş Savaşı’nın belirgin kronolojisi esas alınarak vilayetlerde kurtuluş günleri veya Mustafa Kemal Paşanın o vilayete geldiği gün gibi tarihi günler ön plana çıkarak kutlanmaya başlamıştır.  

Bu hususta birkaç örnek verelim: 27 Aralık 1919 Atatürk'ün Ankara'ya gelişi ve bu konuda yapılan etkinlikler. Atatürk’ün Aydın’a gelişi münasebetiyle Aydın Halkevi tarafından düzenlenen “Gazi Günü” kutlamaları. Kastamonu’ya yakın olan bir vilayetten daha ayrıntılı bir başka örnek verelim: Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1931 tarihinde ilk defa Zonguldak’a gelerek Zonguldak’ı ziyarette bulunmuştu. 1932 yılından itibaren Zonguldak’ta “Gazi Günü” kutlamaları yapılmaya başlamıştır. Bu kutlamalar Kastamonu Gazetesinin 28 Ağustos 1932 günkü nüshasında yer almıştır: “Zonguldaklılar Gazi Günü olarak kabul ettikleri 26 Ağustos’u büyük bir sevinçle kutlamışlardır. Büyük Reis için fevkalade muhabbetkar tezahüratlar yapılmış ve saygıları telgrafla kendilerine arz edilmiştir”.

27 Ağustos 1933 tarihli Kastamonu gazetesinde: “Zonguldak’ta Gazi Günü Merasimle Kutlandı.” manşetiyle yer almıştır. Gazete kutlama törenlerine sayfasında şu şekilde yer ayırmıştır: “Zonguldaklılar Gazi Günü yaptıkları 26 Ağustos’u büyük merasimle ve candan tezahüratlarla kutlamışlardır.” Denilmekteydi. Sonuçta 1932 ve 1933 yılından itibaren Mustafa Kemal Atatürk'ün Zonguldak'a gelişi, tören ve etkinliklerle kutlanmaya başlanmıştır. Hatta 1929 yılında Çankırı’da da Gazi Günü kutlamaları yapılmıştır.

Başlangıçta yerel millî günlerden birisi de 19 Mayıs’tır. 23 Temmuz 1919 (Erzurum Kongresi’nin açılışı), 4 Eylül 1919 (Sivas Kongresi’nin başlaması) gibi 19 Mayıs da özel, yerel bir gün olarak kutlanabilirdi.

Samsunlular, 1926’da 19 Mayıs’ı “Gazi Günü” ilân ederek kutlama törenleri düzenlemişlerdir. Bundan sonra 19 Mayıs, programlı törenlerle her sene kutlanmaya devam etmiştir. 1927 yılı kutlamaları münasebetiyle vilayet gazetesinde yer alan bir yazıda şu ifadeler yar alıyordu. “… Gönül pek arzu ederdi ki, istiklâl ve inkılâp tarihinde pek mühim olan bugün, umum vatan için tebcil ve tes’id olunsun. Bu gün de inkılâp ve ihtilalin başlangıcı olmak hasebiyle sair bayramlar arasına girsin”. Nihayet Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün olan 19 Mayıs, diğer millî bayramlarımız gibi 1935 yılında bir yasayla resmî millî bayram olarak ilan edilmiştir.

Gelelim Kastamonu’ya, Sorumuza cevap aradığımız dönemde, Kastamonu ve Açıksöz Gazeteleri yayın hayatını sürdürmüşlerdir. Bu gazetelere bakılmış olup zaten 1931 yılında Açıksöz de yayın hayatına son vermiştir. 1938 yılı için de Doğrusöz gazetesinden faydalanılmıştır. Yerel basından Atatürk’ün Kastamonu’ya geldiği 23 Ağustos tarihinin yıldönümü kutlamalarının ilk olarak 1934 yılında başlatıldığı anlaşılmaktadır.

Kastamonu Halkevi’ndeki merasim sırasında Atatürk’ün Kastamonu’ya gelişleri tarihi olan 23 Ağustos’un her yıl “Gazi Günü” olarak kutlanması kararı alınmış ve derhal kutlama hazırlıklarına başlanmıştır. (23 Ağustos Gazi Günü, Kastamonu, Yıl:64, Sayı:3546, 20 Ağustos 1934, s.1). Bu bilgiden hareketle kutlama etkinliklerinin ilk olarak Halkevleri faaliyeti olarak başlatıldığını söylemek yanlış olmaz.

Kastamonu’daki kutlamalar da ilk önce “Gazi Günü” olarak isimlendirilmiştir. 1934 yılında Kastamonu Gazetesi’nde Gazi Günü Kutlamaları şu şekilde manşet olmuştur: “Sevgili Gazimizin Kastamonu’muzu Teşrifle Şeref Verdikleri 23 Ağustos Gazi Günü Geçen Perşembe Şehrimizde Emsalsiz ve Samimi Bir Tezahüratla Kutlandı” şeklinde haber verilmektedir.

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV