banner38

banner39

banner46

banner47

20 Ocak 2020 Pazartesi

Prof. Dr. Orhan Küçük, Mehmet Feyzi Efendi’yi anlattı

Kastamonu Üniversitesi (KÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Küçük, Mehmet Feyzi Efendi hakkında yazdığı “Sır Katibinin Esrarı” kitabını gazetemize anlattı. Prof. Dr. Küçük, yaklaşık 2 yıllık bir çalışmanın ürünü olan “Sır Katibinin Esrarı” kitabının devamının geleceğini de söyledi.

14 Ocak 2020 Salı 10:28
 Prof. Dr. Orhan Küçük,  Mehmet Feyzi Efendi’yi anlattı
 

 

Kastamonu Üniversitesi (KÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Küçük, Mehmet Feyzi Efendi hakkında yazdığı “Sır Katibinin Esrarı” kitabını gazetemize anlattı. Prof. Dr. Küçük, yaklaşık 2 yıllık bir çalışmanın ürünü olan “Sır Katibinin Esrarı” kitabının devamının geleceğini de söyledi.

“Sır Katibinin Esrarı” kitabında öncelikle ilimiz alimlerinden Mehmed Feyzi Efendi’nin hayatını anlattığını ifade eden Prof. Dr. Orhan Küçük, “28 Mart 1912 tarihinde Kastamonu’da dünyaya gelmiştir. Babası İzzet Efendi, Annesi Hâfıza Aişe Hanım'dır. Mehmed Feyzi Efendi, doğuştan ilme meyilli olduğu ifade edilen, üç dört yaşlarında iken bile yaşıtlarıyla oyun oynamayıp, eline aldığı yazı malzemeleriyle bir şeyler yazmaya çalıştığı beyan edilmektedir. Okul anlamında Yârabcı ismindeki mahalle mektebinde bilindiği kadarıyla altı sene okumuş, bu yıllarda Sinanbey Camii İmamı ve Nasrullah Camii hatibi Hafız Ömer Aköz Hoca’dan hafızlığını yapmıştır. Hafız Ömer Efendi'den talim-i Kur'an yanında, İlm-i İrtifâ, Mukaddeme-i Cezeriyye ve Tecvid-i Edâiyye'yi okumuştur. Askere gitmeden önce, dinî ilimlerin çeşitli dallarında zamanın hocalarından dersler almıştır. Mercanzâde Hafız Tevfik Efendi'den Kıraat-ı Seb'a, Hafız Abdurrahman Efendi'den sarf-nahiv, fikha dair Halebî'yi, Hoca Kâmil Efendi'den Mültekâ, Şir'atül-İslâm ve Fıkh'ı Ekber'i tahsil etmiştir. Askerliğini İstanbul'da yapmış bu esnada Hayrullah Efendi, Hüsrev Efendi ve Abdülhakim Arvasî gibi zevat-ı kirâmdan dersler almıştır. Mehmed Feyzi Efendi, vatanî görevini tamamlayıp, memleketi Kastamonu'ya dönünce orada zorunlu ikamete mecbur edilmiş olan (aslında sürgün edilmiş olan) Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini tanımış ve hizmetine girerek talebesi olmuş, kendisiyle özdeşleşmiştir. Bu zaman; 1936-1943 yıllarına rastlamaktadır. Feyzi ismini kendisine Bediüzzaman vermiştir. Mehmet Feyzi Efendi, Bediüzzaman’ı tanıdığında, Kastamonu’da ve İstanbul’da eğitim almış, hafızlığını tamamlamış, ilme aşık, yirmili yaşlarda bir genç idi.

“KENDİSİNE BEDİÜZZAMAN’IN SIR KATİBİ DENMİŞTİR”

Bediüzzaman ise; talebeleri ile Kurtuluş Savaşında Doğu Cephesinde Ruslara ve Ermeni çetelerine karşı mücadele etmiş, Ruslara esir düşmüş, esaretten kaçarak İstanbul’a gelmiş, orada Milli Mücadelenin bizzat içerisinde bulunarak ateşli konuşmalar yapmış, vaazlar vermiş, makaleler kaleme almış bir mücahit. Van’da Medretezzühra isminde, din ve fen ilimlerinin bir arada okutulduğu bir üniversite hayalinin peşinde padişah ile görüşmek üzere İstanbul’a gelmiş, bu sevdasından Kurtuluş Savaşından sonra da vazgeçmemiş, gerekli tahsisatları almış fakat türlü manilerle üniversitenin kuruluşunu gerçekleştirememiş vizyoner bir ders-i âm. İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiklerinde, kilise papazlarının suallerine; ‘size tek kelime ile dahi cevap vermem! Tükürün o hayasızların yüzüne!” diyecek bir kahraman. Burada her suale cevap verilir fakat hiçbir soru sorulmaz diyecek, bu yazıyı odasının kapısına astıracak kadar bilgi sahibi bir alim. Dar’ül Hikmetiye azalığı yapmış bir ulema. Daha sonra Bediüzzaman Hazretleriyle beraber 1943 yılında dokuz ay Denizli Hapishanesi'nde, 1948'de de on ay Afyon Hapishanesi'nde kalmışlar ve her ikisinden de berâet etmişlerdir. Afyon Hapishanesi'nden dönüşlerinden sonra, artık cumaları hariç evinden çıkmamış ve kendilerini tamamen ilme, ilmî çalışmalara vermişlerdir. Risale-i Nur külliyatını Bediüzzaman’a okuyarak tashih etmişler, ismi bu eserlerde pek çok yerde geçmektedir. Bediüzzaman’ın mektuplarını yazmış, gelenleri kendisine ulaştırmış. Bu nedenle kendisine ‘Bediüzzaman’ın Sır Kâtibi’ denmiştir” dedi.

“MANEVİ MİRASA SAHİP ÇIKMA ADINA

ESERİ ORTAYA KOYMAYA ÇALIŞTIM”

Prof. Dr. Küçük, sözlerine şöyle devam etti: “Kastamonu’nun yetiştirdiği bu alim zat, 4 Mart 1989 Cumartesi günü, ikindi vakti, kâinat yeni bir Miraç Gecesi'nin gündüzünde rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Ben de böyle bir ilim ve kalp ehlinin manevi mirasına sahip çıkma ve elimden geldiğince faydalı olma adına bu eseri ortaya koymaya çalıştım. Niyet, eşyanın mahiyetini tağyir eder. Güzel bir niyetle az amel çok netice verebileceğine, müflislerin de en kazançlılar safında ödüllendirilebileceğine Rahmet-i Rahman’dan ümitvârım. Bu eserin ortaya konmasının temelde iki amaç var. Birincisi; Mehmet Feyzi Efendi’nin Bediüzzaman nezdindeki kıymetini ve kendisinin de üstadından istifadesi ve hürmetini eserlerinde geçtiği kadarıyla ortaya koymaktır. İkincisi ise; Mehmet Feyzi Efendi’nin aynı zamanda tasavvufi veya manâ yönünü, kalp yönünü bilenler aracılığıyla tespit etmek, ilmî derinliğini, hiçbir dünyevi maksada veya akıma alet edilemeyecek bilgi birikimini yine ondan istifade edenlerin hatıralarını paylaşarak ortaya koymaktır. Eserde hem Mehmet Feyzi Efendi’nin Bediüzzaman’a talebeliğini, Risale-i Nurlarla münasebetini hem de kendisinin ilmi derinliğini ortaya koyma sadedinde ziyaretine gitmiş, istifade etmiş canlı tanıklardan bir takım hatıralar nakletmeye, hem kendim anlamaya hem de tanıtmaya çalıştım.”

“ÜLKESİNİ, MİLLETİNİ SEVEN

KASTAMONULU VATAN EVLADIDIR”

Prof. Dr. Orhan Küçük, “Sır Katibinin Esrarı’ kitabını  hazırlarken, çıkardığı kanaati anlatarak, Risale-i Nurlarda Mehmet Feyzi Efendi isminin geçtiği  kısımlardan anlaşıldığı üzere; Mehmet Feyzi Efendi; iman esaslarına sımsıkı bağlı, iman hakikatlerinin neşri yoluyla dine hizmet etmenin önemine inanmış, bu konuda pek çok zorluğa göğüs gererek hizmet etmiş, Bediüzzaman’ın ötekileştirildiği bir dönemde onun yanında ve hizmetinde yer alarak ilim öğrenmek ve hizmetinde bulunmakla birlikte aynı zamanda güç vermiş, eserlerin neşrinde önemli görev üstlenmiş ‘sır kâtibi’ ve ‘has kardeş’ unvanlarını layıkıyla almıştır. Risale-i Nurları Bediüzzaman’a iki kere okumuş gönüllü bir kalem ehlidir. Risale-i Nur’ları en sırlı risaleleriyle yazmış, Bediüzzaman’ın sır kâtibidir. Bediüzzaman’ın en yakınında bulunmuş, ‘Has Kardeşim’ dediği kıymetli bir talebe ve kardeştir. Bediüzzaman’a ömür boyu muhabbet ve hürmetini ifade etmekle birlikte hasseten Kur’an ve hadis birikimlerini diğer eserlerden de öğrendikleri ile tefekkürî kazanımlarını insanların aydınlatılması ve doğru yola sevk edilmesi için büyük bir şevk ve kararlılıkla, herhangi bir sapma olmaksızın toplumun hizmetine sunan Mehmet Feyzi Efendi hakkında, bizzat kendisinden istifade etme imkânı bulmuş olanların dilinden bu eserde paylaşılanlar doğrultusunda ise aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir:

Mehmet Feyzi Efendi, zamanın önemli isimlerinden ders almış, ilme müştak âlim ve fazıl mümtaz bir şahsiyettir. Ülkesini, milletini seven Kastamonulu bir vatan evladıdır. Ülkesinin aleyhinde olabilecek hiçbir harekete taraf olmayacak tam bir vatan sevdalısıdır. Vatan evlatlarının vatan sevgisi yanında İslâmî esaslara uygun olarak yaşamaları ve amel etmeleri için çaba gösteren bir millet sevdalısıdır. Bediüzzaman’dan ders almış, yakın hizmetinde bulunmuş hizmet ehli bir talebedir. Bediüzzaman’ın Kastamonu’dan ayrılmasından sonra da ona bağlılığını ve hürmetini devam ettirmiş bir sadakât kahramanıdır. Bediüzzamanla birlikte hapis yatmış, sorgulanmış, aynı kilimde günlerini geçirmiş bir can yoldaşıdır. Memleketin en zorlu dönemlerinde, Nasrullah’ta darağacında sallananların acısı henüz terü tazeyken iman hakikatlerini anlatmayı bırakmamış bir iman eridir. Risale-i Nurlardan iman hakikatlerini ders almakla birlikte, Risale-i Nurlardan başka eserleri de okumuş ve okunmasını tavsiye etmiş bir ilim adamıdır. Risale-i Nur’un inhisar altına alınmaması, böylelikle herkesin istifade edebilmesini tavsiye etmiş engin kalpli bir âlimdir. Risale-i Nur’a derin vukufiyetiyle beraber pek çok esere de vakıf olan, kendine has üslûbuyla hizmet etmeyi tercih etmiş, feyizli sohbetleriyle gönüllerde taht kurmuş bir ehl-i dildir. Orijinal duruşu ve bağımsız kimliği olan, sözüne itimat edilir bir âlimdir. Manâ âlemlerine nüfuzu olan, kalp gözü açık bir gönül eridir. Nakşi silsilesinden velayet mertebesi olan fakat tasavvufu anlatmakla ve yaşamakla beraber, bilinen toplu katılımla tarikat zikri tarzında değil bu hassasiyetleri bilgi noktasında paylaşmıştır. Vefatına kadar kendi evinde gelen misafirlerin sorularını cevaplamış, yol göstermiş bir münevverdir. Randevu vermeyecek, gelecekte görüşme saati tayin etmeyecek kadar hassas bir kuldur. Kastamonu’nun Hz. Pir’in tasarrufunda olduğunu ifade edebilecek erdemde bir ariftir. Ziyaret etmek isteyen devlet büyüklerini randevu vermeksizin, müsait olduklarında kabul etmiş, dua, nasihat buyurmuşlardır. Siyasi cereyanların ve dünyevi ahvalin dışında kalmış ve herkesin bir bileni, danışanı, dua edeni olmuş bir dua kapısıdır. (Yakınları siyasi yakıştırmanın zinhar yanlış olduğunu ve vebalinin ağır olacağını beyan etmişlerdir.) İsteyenlere ders yapmış, talebe yetiştirmiş bir hocadır. Dil bilgisinden astronomiye, coğrafyadan maddenin yapı taşına kadar farklı alanlarda bilgi sahibi bir bilim insanıdır. Fetva tarafına karışmamakla birlikte Hadisten tefsire din ilimlerinde kendini yetiştirmiş bir ilahiyat bilimcidir. Kâinatın ve insanın hakikatine dair, eşyanın varlık delillerine ilişkin incelikleri düşünmüş, görüş paylaşmış bir mütefekkirdir. Allah rahmet eylesin, merhametiyle muamele etsin, şefkatle kucaklasın, bizleri de şefaatine nail etsin” ifadelerini kullandı.

Tuğçe Yerdelen

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV