banner38

banner39

banner46

banner47

banner29
13 Kasım 2018 Salı

Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın SAVUNMA SANAYİNDE MARKA HEDEFİMİZ VAR

N Medya’dan Nuray Başaran Demir, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdi. Rektör Aydın röportajda önemli bilgiler verdi. Nuray Başaran Demir’in röportajı şöyle:

30 Ekim 2018 Salı 09:13
Kastamonu Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Seyit Aydın SAVUNMA SANAYİNDE MARKA HEDEFİMİZ VAR
 

 

N Medya’dan Nuray Başaran Demir, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdi. Rektör Aydın röportajda önemli bilgiler verdi. Nuray Başaran Demir’in röportajı şöyle:

Kastamonu Üniversitesi’nin ‘vizyoneri’ ve ‘öncü ismi’ Rektör Prof. Dr. Seyit Aydın ile bir araya geldik. Anadolu’nun ilk mülki idadi binasında yaşamaya devam eden Kastamonu Üniversitesi’nin yurtdışı programları, yerli üretim, kütüphane ve laboratuvar konularında öncü olduğunu öğrendiğimiz röportajda ‘üniversitelerin şirket gibi yönetilmesi’ anlayışına değindik. Mühendislik fakülteleri bünyesinde ‘ilk yerli üretim’lere imza atan Kastamonu Üniversitesi, savunma sanayiinde de bir marka olmak için hazırlık yapıyor. Eğitim konusunda ‘Ümitliyiz, ümitli olmaya devam edeceğiz’ diyen Rektörümüzle, Kastamonu Üniversitesi’ne kazandırdığı bakış açısını, projelerini, sistemin eksiklerini ve nasıl düzeltilmesi gerektiğini konuştuk.

ANADOLU’NUN İLK MÜLKİ İDADİ (MEKTEB-İ İDADİİ MÜLKİ)

BİNASI, KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ’YLE YAŞIYOR

Rektör Seyit Aydın: Rektörlük binamız 1885’te kurulan ve inşa edilen Anadolu'daki ilk mülki idadi.

Nuray Başaran: Çok güzel bir bina.

Rektör Seyit Aydın: O zamanki Vali, Abdurrahman Paşa yaptırmış. Cumhuriyet kuruluncaya kadar mülki idadi olarak eğitim vermiş. Cumhuriyet kurulduktan sonra lise olarak eğitim vermiş. Adı 1967’ye kadar Kastamonu Lisesi. 1967’de Abdurrahman Paşa’ya vefa olarak adı Abdurrahman Paşa Lisesi olarak değiştirilmiştir. Tabii bu bina ve şartları liseye yetmediği için hemen alt tarafta Abdurrahman Paşa Lisesi’ne yeni bir bina inşa edilip, oraya taşınmış. Burası Kız Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi gibi eğitim kuruluşlarına tahsis edilmiş. En son bize geçmeden evvel, Rektörlük’e verilmeden evvel de Defterdarlık ’ta idi. Defterdarlık, kendi binasını bitirdikten sonra Rektörlük’e verildi. Binanın Üniversitede olması; yapılış maksadı ve kullanılış biçimi itibariyle en uygun olanıdır. Bu bina da üniversiteye verildi, düşünen ve vesile olanlara müteşekkiriz. Biz de gözümüz gibi koruyoruz.

Nuray Başaran: Ne güzel. Hababam Sınıfı filminin de çekildiği mekan galiba.

Rektör Seyit Aydın: Evet. O filmin çekildiği yer burasıdır. Abdurrahman Paşa Lisesi’nden çok meşhur mezunlar vardır. Bizde genetiğin babası olarak bilinen rahmetli Prof. Dr. Orhan Düzgüneş buradan mezundur. Daha sonraki mezunlardan Kara Kuvvetleri eski Komutanı Atilla Ateş Paşa zaten kendisi de Kastamonulu’dur. Orhan Düzgüneş ve onların dönemlerindekilerin buradan mezun olmasını önceleri anlayamıyordum. Meğer o zaman Anadolu'da lise sayısı az imiş, yatılı okuyorlarmış. Bu mülki idadi kurulduktan sonra Trabzon, Manisa, Erzurum, Sivas gibi vilayetlerde mülki idadiler kurulmuş. Ama Anadolu'daki ilk mülki idadi Kastamonu'dadır.

Nuray Başaran: Yaklaşık 15 yıldır herhalde siz buradasınız. Kastamonu Üniversitesi çocuğunuz gibi. Bu 15 yılın hikayesini biraz özetleyebilir misiniz bize?

Rektör Seyit Aydın: Biz 2003 yılında Kastamonu’da, o zamanki adıyla Gazi Üniversitesi’ne bağlı Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak başladık. 8 sene Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştık. Rektörlük’ten önce çok kısa bir müddet Erzincan Üniversitesi’ne kadromuz geçti. Ama ağırlıklı olarak burada çalıştık. 8 sene içerisinde burada üniversiteleşmeyi de,  üniversite kurulmasını da yaşadık. 2006 yılında kanunla kurulan 15 devlet 1 de vakıf üniversitesinden birisi de Devlet Üniversitesi olan Kastamonu Üniversitesi’dir.

ŞU AN 13 FAKÜLTEMİZ VAR

2006 yılından sonra Gazi Üniversitesi’nden ayrılan Eğitim Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi ve Orman Fakültesi, Sağlık Yüksekokulu, Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu; bunlara ilaveten Ankara Üniversitesi’nden ayrılan Kastamonu Meslek Yüksekokulu temel olmak üzere, üniversite teşekkül etti. 2006-2011 yılları arasında başka bir fakülte ve yüksekokul faaliyete geçmedi. Birkaç tane ilçede Yüksekokul faaliyete geçti. 2011’den sonra hızlı bir şekilde fakülte kurma ve faaliyete geçirme çalışmasına başladık. Şu an 13 fakültemiz var.

Dört yıllık eğitim veren 3 yüksekokulumuz mevcuttur.  Bunlardan bir tanesi Destek Yüksekokulu olarak faaliyette olan Yabancı Diller Yüksekokuludur. 13 Meslek Yüksekokulu’muza bağlı 14 tane birimimiz var. Lisansüstü eğitim veren 3 enstitümüz mevcuttur. Sağlık Bilimleri Enstitüsü yeni kuruldu. Fen ve Sosyal Bilimler Enstitüleri zaten faaliyette idi. Bunlar yüksek lisans ve doktora eğitimi veriyor. Hal i hazırda 800 civarında akademisyenimiz mevcuttur. Civarında dememizin sebebi, kadro sayılarımız devamlı artıyor. Bu yüzden kat’i bir rakam söyleyemiyoruz.

Nuray Başaran: Tıp Fakültesi de var galiba?

Rektör Seyit Aydın: Evet. Tıp Fakültesi de var. Tıp Fakültesini de kuruyoruz şu anda. Tıp Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi’nden Kastamonu Üniversitesine 2.5 sene evvel Bakanlar Kurulu kararı ile devredildi.  Binalarını tamamlıyoruz. Kadro kurma çalışmalarını yapıyoruz. Talebe kontenjanı aldık. 1 ve 2.sınıf talebelerimiz mevcuttur. Onlar da geçici olarak Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde eğitim görüyor.

Nuray Başaran: ‘Kurucu Rektör’ demek yanlış olmaz size…

Rektör Seyit Aydın: Kurucu Rektör ben değilim. 2006-2007 de Gazi Üniversitesi Rektörü tedviren rektörlük yaptı. 2007-2011 arası bizden evvel bir rektör vardı.

‘TÜRKİYE’DE YÜKSEK TAHSİLİN GELECEĞİNDE

YABANCI GENÇLERİMİZİN ROLÜ OLACAKTIR’

Nuray Başaran: Ama son dönemde artıyor olması iyi bir şey herhalde değil mi? Hep kadrosuzluktan şikayet edilirdi.

Rektör Seyit Aydın: Evet. Biz Üniversite olarak 7 senedir akademik kadro sıkıntısı yaşamadık. 33.000 civarında talebemiz var. Bunların 4.000 kadarı Türk vatandaşı değil. Bu gençlerimize Yabancı demiyoruz;  Milletlerarası öğrencilerimizdir. Milletlerarası talebelerimizin %78 kadarı Türk Cumhuriyetleri’nden veya Türk asıllı olup başka ülkelerde –Afganistan, Arabistan, Doğu Türkistan gibi- yaşayanlardır. Üniversitemizde 55 ülkeden çocuk okuyor. Ülkelerin bazılarından gelenlerin sayıları fazladır. Mesela, Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Doğu Türkistan, Afganistan, Arabistan (Arabistan’daki Türk menşe’li Özbek Türkleri ve diğer Türkler) Özbekistan gibi ülkelerden gelenlerin sayısı yüksektir. En fazla Lisansüstü talebemiz, 300 civarında sayı ile Libya’dandır. Fildişi Sahili, Gine, Kenya, Gambiya gibi memleketlerden az sayıda öğrencimiz vardır. Libya’lılara anlaşmalı olarak yüksek lisans ve doktora yaptırıyoruz. İlk doktora mezunlarımız Libya’da hizmet vermeye başladılar. Onların kendi alanlarında otorite olmaya başladıklarını sevinerek ve gururla takip ediyoruz. Bu sayılar daha da artacaktır. Türkiye’de yüksek tahsilin geleceğinde yabancı gençlerimizin rolü olacaktır. Bunu niye yapıyoruz? Şu anda bütün üniversitelerimiz doğru bir tercihle yabancı talebe almayı ideal olarak seçtiler. Biz 2012 yılından itibaren almaya başladık. Amerika,1950’den beri dünyaya adam yetiştiriyor. Yetiştirdiği adamların hepsi, üç aşağı beş yukarı Amerikan hayranı ve Amerika’nın temsilcisi gibi davranırlar. Kendini Amerikan Hüviyetinde hissediyor. En azından Amerika’ya düşman olmuyorlar. Biz de gençlerimizi yetiştirip öncelikle kendi memleketlerine hizmet etmeye göndereceğiz. Ama her birinin bizim temsilcimiz olmasını istiyoruz. Birer ‘Türk dostu, hatta Türk olarak gönderelim’ diyoruz. Maksadımız budur inşallah.

Nuray Başaran: Bölge ülkelerini seçme tercihi sizde galiba... Özel mi seçildi?

Rektör Seyit Aydın: Evet doğrudur. Bizi tercih edenler ağırlıklı nereden gelirse öyle oluyor. Mesela Doğu Türkistan’dan 250 civarı çocuğumuz mevcuttur. Bunların tamamına yakını mağdur çocuklardır. Bu gençlerin birçoğunun babası- annesi ya öldürülmüş ya da hapistedir. Dolayısıyla bu çocukların eğitimi bizim için ehemmiyet arz ediyor. İşte bizim bakış açımıza da bakarak çocukların kendileri Kastamonu Üniversitesini tercih ediyor. Diğerleri de öyle. Mesela Somali’den gelenlere de bakıyoruz, üst sıralarda bizi tercih ediyor. Bunlar bizim bakış açımıza bağlıdır. Onların da farkında olması, duyması tesirli oluyor. Bizim ülke seçme gibi bir durumumuz yok ama mağdurlara, mazlumlara öncelik verdiğimizi de herkes biliyor. O yüzden biraz fazla geliyorlar. Son zamanda başta Irak’tan olmak üzere yüksek lisans ve doktoraya fazla sayıda talebemiz gelmeye başladı. Bu hususta Irak’ın elçiliği ile de irtibatlı çalışıyoruz. Esas itibarı ile anlaşmalar yaparak beraber çalışma hususlarında biz ilk önce Türk Cumhuriyetleri ile irtibata geçtik. Daha sonra faaliyet alanımız genişledi. Şu anda çok uzak beldelerdeki, ülkelerdeki üniversitelerle beraber işler yapıyoruz. Mesela Filipinler’de Müslüman ağırlıklı tek üniversite olan Mindanao Devlet Üniversitesi ile 4 senedir çalışan tek Türk üniversitesi biziz. Bunu bir misal olarak söylüyorum. Üniversitelerimizin her birinin tabi ki bir hedef seçtiği bölge oluyor. Bazıları Afrika’ya veya Balkanlar’a yöneliyor. Mesela Balkanlar’a Trakya ve yakınındaki üniversitelerimizin yönelmesi gayet makuldür. Çünkü coğrafi olarak da yakındır. Biz Balkanlar’da da ufak tefek faaliyetleri olan bir üniversiteyiz ama bir Edirne kadar değil tabii ki. Neticede gelecekte daha iyi bir dünya tesisi ve gelişmelerde rol alabilecek insanların yetişmesi için bu memleketlerin hepsinde bizim faaliyet göstermemizin katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Yurtdışında 90 civarında üniversiteyle beraber çalışıyoruz. Bazılarıyla projeler yürüttük,  yürütmeye de devam ediyoruz. Azerbaycan, Kırgızistan, Fas, Kazakistan, Filipinler, Malezya, Endonezya, Pakistan gibi ülkelerdeki üniversitelerle projelerimiz mevcuttur.

“BİZ YÜZÜMÜZÜ BATI’YA DEĞİL,

DOĞU’YA DÖNMÜŞ BİR ÜNİVERSİTEYİZ”

Nuray Başaran: Buraları tercihinizin stratejik bir sebebi var mı?

Rektör Seyit Aydın: Tabii ki.

Nuray Başaran: Onu biraz açabilir miyiz? Neden Endonezya, neden Fas?

Rektör Seyit Aydın: Tabi ki. Bu memleketler geçmişte bizimle bağı olan coğrafyadır ve oralarda yaşayanlar da kardeş topluluk ve cemiyetlerdir. İnşallah bugün ve gelecekte de bizimle beraber olması gereken cemiyetler, milletler, devletler ve coğrafyalardır Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan ile başladık şimdi Özbekistan, Türkmenistan ile de devam ediyoruz, Başkurdistan’dan da talep geldi ve karşılıksız bırakmayacağız. Başkurdistan’dan Türkiye Türkçesi öğrenme talebi geldi. Yüksek Öğretim Kurulu’muz da bize havale etti. Şu anda oralarda da hemen faaliyete başlayacağız. Özbekistan, Kazakistan’da da Türkiye Türkçesi öğretme merkezleri kurduk. En yakın zamanda eğitimlere başlayacağız. Tabi bugün bunlar niye ihtiyaç oldu?  Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları ile çalışmamızın ana sebebi; kanımız, canımız, atamız, soyumuz, dinimiz, dilimiz tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz hasılı her şeyimizin bir olmasıdır. Geçmişte; 1990’lı yıllarda yapılan hataları tekrarlamadan geleceği beraber tesis etmek inşallah hedefimizdir. Dünyada 380 milyon civarında Türk, 1 milyar 800 milyon civarında da Müslüman nüfus mevcuttur. Müslümanlar da kardeşimizdir. Müslüman ülkeler ve toplulukların hepsini kardeşimiz olarak dikkate almak mecburiyetindeyiz. Mesela Malezya ile irtibat kurmamız, projemiz ilmi seviyede ve yine kardeşlik hukukuyla başladı ve devam ediyor. Endonezya da benzer şekilde çalışmalarımız devam ediyor. Az evvel bahsettiğimiz Filipinler de Müslümanların ağırlıklı olduğu ve Müslüman rektörü olan tek üniversite var. Müslümanlar da bizden çok şey bekliyorlar. Onların beklediği hususlarda olabildiğince cevap verebilmemiz lazım. Filipinler için pozitif bilimlerin yanısıra sosyal ve dini projeler de hazırladık. Çünkü haklı olarak kendilerini ‘radikal akımlardan’ Türkiye’nin kurtaracağına inanıyorlar.  Çok yakın bir zamanda Singapur’daki Müslümanlarla irtibatımız olacaktır. Bütün bunları Yükseköğretim Kurulumuzun desteği ile beraberce yapıyoruz. Mesela son üç çalışmamız olan Singapur’la, Somali Land ve Başkurdistan’la Yüksek Öğretim Kurulu Başkanımızın talimatı ile başlattık. Türkmenistan’la çalışmalarımızı da hızlandırdık.- Fas, Pakistan gibi Ülkelerin Üniversiteleri ile proje üretmemizin sebebi de yine  manevi bağlarımız ve kardeş ülkelerden olmalarıdır. Sudan, Somali gibi ülkelerle de bazı çalışmalar başlattık, devam edeceğiz. Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Azerbaycan, Filipinler’de projelerimiz bitirdiğimiz projelerimiz mevcuttur. Yenileri de olacak inşallah.

Nuray Başaran: Bunları siz planlayıp YÖK’ten mi izin alıyorsunuz? Orası mı size yönlendiriyor?

Rektör Seyit Aydın: Tabii ki. Proje hususunda Yüksek Öğretim Kurulu’nun çok güzel tatbikatları var. Mesela Mevlana Projesi. Yüksek Öğretim Kurulu, proje tabanlı Mevlana programı davetine çıkıyor, projeler değerlendiriliyor ve kabul edilenler hayata geçiyor. Son üç yılda Üniversitemizin 6 projesi bu şekilde hayata geçti. Türkiye Türkçesi Öğretim Merkezlerimizi YÖK’ün desteği ile götürüyoruz. Avrupa’daki Üniversitelerle Erasmus programı çalışmalarımız vardır Ama biz tabi yüzünü Batı’dan çok Doğu’ya çevirmiş bir üniversite olarak onların yanına gönül coğrafyamızı ilave ettik. Avrupa dışındaki Ülkelerle Erasmus Plus projeleri yürütüyoruz. Erasmus  Plus çalışmaları bizim Avrupa Birliği Bakanlığı ve ajansları ile beraber çalışarak yapılıyor. Projelerimiz Avrupa Birliği kuruluşlarından geçiyor. Mesela Azerbaycan ve Filipinler’le belirli projelerimizi bu kaynaktan faydalanarak yürüttük. TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) birçok çalışmamızda bize çok yardımcı oluyor. Kendilerine müteşekkiriz. Bundan sonra da TİKA ile beraber projeler yürüteceğiz. Hatta Özbekistan, Pakistan ve Filipinler için TİKA’ya yeni projeler sunduk. Ayrıca yurtdışındaki Üniversitelerle müstakil çalışmalarımız da mevcuttur.

Nuray Başaran: Üniversitenizin Kastamonu’da olması o bölgelere açılmanızda daha mı etken oluyor?  Üniversiteler şehirlere çok şey katıyor. Kastamonu’da bir üniversite olmak nasıl bir şey, onun size katkıları ne? Avantaj mı dezavantaj mı?

Rektör Seyit Aydın: Tabii Kastamonu’da üniversite olmak avantaj ama neticede taşrasınız.

Nuray Başaran: Biz taşra değil de Anadolu olarak görüyoruz. (Gülüyor)

Rektör Seyit Aydın: Bir İstanbul, Ankara değilsiniz. Avantajlar bakımından baktığımızda İstanbul, Ankara değil. Ama başka avantajları var. Bir kere kendiniz kuruyorsunuz ve bebeğiniz gibi kendiniz büyütüyorsunuz. Şehir deki Üniversiter yapı o şekilde teşekkül ediyor. Bu manada sizin bakış açınız üniversiteye %100 şekilde aksediyor ve kadroların bakış açısı aksediyor. Çalışma arkadaşlarımız o manada en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Kendilerine minnettarız, teşekkür ve takdiri ziyadesi ile hak ediyorlar. Kastamonu, Anadolu şehridir. Gördüğünüz gibi küçük bir şehirdir. Küçük şehir olmanın da avantaj ve dezavantajları vardır. Siz ‘dezavantaj’ deyip, duramazsınız. Her zaman avantajları ile devam edeceksiniz. Dezavantajları da avantaja çevireceksiniz. Bu manada çok iyi gelişmeler oluyor, şehirde de iyi gelişmeler oluyor. Şehrin gelişmesi belli bir seviyenin üstüne çıkıyor. Bu şehirde hizmet fırsatı nasip olmuştur ama nasibi iyi değerlendirmek, inşallah, bizim şiarımızdır.

“DOĞU: KAN VE CAN BAĞIMIZ OLAN BİR COĞRAFYA”
Nuray Başaran: Bu bağlamda şunu sormak istiyorum. ‘Biz yüzümüzü Doğu’ya döndük.’ dediniz. Üç büyük şehirden birinde olsanız Doğu’ya dönmeniz zor mu olurdu? Yoksa siz stratejik olarak herhangi bir şehirde olsanız da bunu yapar mıydınız?

Rektör Seyit Aydın: Hangi şehirde olsak yapardık. Şu an yaptıklarımızı Ankara’da da olsa, İstanbul’da da olsa yapardık, başka yerde de olsa yapardık.

Nuray Başaran: Bu sanırım sizin tercihiniz, değil mi, rektör olarak?

Rektör Seyit Aydın: Bizim tercihimiz diyebiliriz.

Nuray Başaran: Peki o zaman neden Doğu’ya döndünüz sizin tercihinizse, neden onun olması gerekiyordu?

Rektör Seyit Aydın: Kan ve can coğrafyası. Az evvel söylediklerimiz gibi. Yani, bir tarafta kan bağınız olan bir coğrafya. Bir de can bağınız olan, mesela İslam dünyası… Ayrıca size ümit bağlayan mazlum ve mağdurlar. Bunlar başka dinden de olabilir. Bunun için de misal verelim. Biz Moldova’ya da gittik. Moldovalıların bizi çok sevdiğini gördük. Moldova ırk olarak da Türk değil, din olarak da Hristiyanlar. Devlet-i Aliyye’yi; Osmanlı’yı unutamamışlar. Çünkü Osmanlı oradan çekildikten sonra hep zulüm ve katliama maruz kalmışlar. Osmanlı’nın bakiyyesi Türk’leri ve Türkiye’yi seviyor ve bize güveniyorlar. Bu muhabbeti ve ümitleri boşa çıkarma hakkımız yoktur. Moldova’daki Üniversite ile bazı hazırlıklar, çalışmalar yapıyoruz. Tabii orada bir de Gök Oğuzlar var biliyorsunuz. . Gök Oğuzlar dinleri Hristiyan olsa da Türkler. Onlara zaten her halükarda mecbursunuz.  Türkiye’nin sayesinde Muhtariyet verilmiş. Gök Oğuz Türklerine gittik ve Komrad Üniversitesi ile beraber çalışma başlatmaya karar verdik. Biraz alt yapı yardımı da yaptık. Gök Oğuz Türklerinin Komrad Üniversitesi’ne laboratuvar kurduk. İlerleyen zamanda imkanlarımız elverdiğince gelişmelerine yardımcı olacağız. Zaten gittiğinizde ve baktığınızda ihtiyaçlarını görüyorsunuz. İnsani olarak hemen harekete geçme ihtiyacı hissediyorsunuz Bu manada inşallah elimizden geleni oralarda da yapacağız. Geri kalmış memleketleri seçmemizin belki en başında yine bu insani sebepler yatıyor. Hani içgüdü diyorlar ya,  insiyaki olarak gelişmiş olduğunu ve öyle kaldığını kabul edebiliriz. Mazlum milletler, geri kalmış ülkeler veya gelişmekte olan ülkeler ile bizimle gönül veya kan bağı olan ülkelerle –inşallah- her zaman beraberce yücelme ve yükselme arzusunda olacağız. Onları her zaman kendimize yakın bulacağız veya bulmaya devam edeceğiz.

Biz alaka sahamıza sadece Avrasya coğrafyası girmiyor. Tarihimize, geçmişimize, misyonumuza ve gönül bağlarımıza baktığımızda Afrika’da bizim projeksiyonlarımıza girmektedir. Bu manada biz ‘AFRAVRASYA’lıyız ve bütün içinde böyle düşünmeliyiz.  

ÜRETİME DÖNÜK ÜNİVERSİTE

Nuray Başaran: Üniversitelerde hep öğretim görevleri bulma sıkıntısından bahsedilir. Araştırmaların yeterince yapılamadığından, hatta artık durduğundan söz edilir. Bir taraftan da Tayyip Erdoğan ile birlikte üniversitelerin bir şirket gibi yönetileceğine dair alınmış kararlar var. Gerçekten üniversitelerde araştırmalar bitti mi? Sıkıntılar neler? Siz bu şirket gibi yönetme noktasındaki mantığa nasıl yaklaşıyorsunuz?

Rektör Seyit Aydın: Bir defa üniversitelerde araştırmalar bitmez ve durmaz. Anadolu’daki üniversiteler çalışmak için çok heyecanlıdır ve o heyecanını yok etmeden onları desteklemek lazım gelir. Bu sadece bir Kastamonu Üniversitesi için geçerli değildir. Bütün üniversitelerimiz için geçerlidir. Anadolu'daki üniversiteler heveslidir, devamlı üretmek ve gelişme, geliştirme sevdasındadır. Bu heyecanı yok etmemek lazımdır. ‘Üniversitelerden bir şey olmuyor’ demek doğru bir yaklaşım değildir. Bu heyecanı desteklemek imkan vermek lazımdır. İmkan verildiği zaman da yeni şeyler üretilecektir. Ancak verilen destek ve imkanların neticeleri ve hesabı sorulmalıdır.

“ÜNİVERSİTE’DE, İLK YERLİ FREN APARATI,

İLK TOPRAK VE BETON SİLİNDİR ÜRETİLECEK”

Nuray Başaran: Veriliyor mu imkanlar?

Rektör Seyit Aydın: Tabi ki devletin imkanlarıyla en güzel kütüphaneyi ve en güzel laboratuvarları kurduk. Öğretim üyelerimizden de çalışma istiyoruz. Çalışma istediğimiz öğretim üyelerini de,  çalışmazsa da sistemin dışına çıkarmak istiyoruz. Bu manada adli mekanizmaların, idari mekanizmaların üniversitelere dikkatli bakması lazım. Sistemin dışına çıkması gereken, çalışamayan, yetersiz olan elemanların başka kuruluşlarda değerlendirilmesine fırsat vermek gerekir. Uygun çalışma sahası ve kuruluşlara yönlendirmek lazımdır. Akademisyenlik herkesin yapabileceği bir iş değildir. Ama bizde mahkemeler ne yapıyor? ‘Efendim bu adam yetersiz değilmiş ama telafisi mümkün olmayan kayıplara sebep oluyor’ gibi bir mazeretle iade ediyor. Haydi Londra’ya! Adam daha da yatmaya yüz tutuyor. Çünkü, ‘Nasıl olsa mahkemeden de döndüm. Yatayım’ diyor. Yatmak, Türkiye’de suç değildir. Çalışmamak suç değildir. Çalışan insan hata yapar. Dolayısıyla suç var mı? Suç yok, çalışmıyor ki suç işlesin (!)? Suç dediğimiz hata. Dolayısıyla bu manada sistematik hatalar var. Bunların artık herkes tarafından düşünülmesi lazım. Çalışmayana mükafaat vermekten vazgeçmemiz, milletin imkanlarını heba etmememiz gerekir.

Mesela biz şu an üniversite olarak gerek kütüphane gerek laboratuvar bakımından çok iyi bir seviyedeyiz. Bu imkanlarımız bakımından Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olduğumuzu söyleyebiliriz. Sosyal ve spor mekanları olarak da her türlü imkan personelimizin hizmetindedir. Akademik çalışma da isteyeceğiz. Arkadaşlarımıza da teşekkür ediyoruz. Şu anda ilk sanayi tesislerimizi kurma çalışması yapıyoruz. 1-2 ay içinde inşallah üretime başlayacağız. Türkiye’de ilk fren doğrultma aparatı üreteceğiz. Biz de bu vesile ile yerli markamızın olmadığını öğrendik. Elektronik Mühendisliği Bölümümüz geliştirdi. Testlerde yabancılarınkinden, ithal markalardan çok daha iyi neticeler verdi. Şimdi sanayi ile işbirliği halinde bunu üreteceğiz inşallah. Sanayicimiz de hem müşterimiz hem ortağımız olacak. Yine redüktör üreteceğiz. Türkiye’de redüktör markamız var. Kastamonulu bir iş adamımız ve şirketimiz İstanbul’da üretiyor. Biz onlara takviye olarak üreteceğiz. Yine Kastamonu Üniversitesi markası olarak üreteceğiz tabii ki. Bir de silindir. Toprak ve beton silindirinin bizde üretilmediğini öğrendik. Şu anda motor dahil hepsi kendimize ait olmak üzere üretip vereceğiz. Hatta ilk ürettiğimizi Kastamonu Belediyemize vereceğiz. Bu heyecanı yok etmezseniz Anadolu'daki üniversitelerin hepsinin üreteceği çok güzel şeyler vardır. Üniversitelerimizi ziyaretlerinizde görürsünüz zaten. Yeter ki o heyecanı yok etmeyin.

“SAVUNMA SANAYİİ MALZEMESİ ÜRETME PROJESİ YAPACAĞIZ”

Nuray Başaran: Yani üretime dönük bir üniversite döneminin başlaması mı gerekiyor?

Rektör Seyit Aydın: Çok yakında çok üst seviye ve Türkiye’de olmayan savunma sanayii malzemesi üretme projesi yapacağız ve inşallah hem Savunma Bakanlığımıza, hem de Sanayi Bakanlığımıza sunacağız. Bu savunma sanayii projemiz, oldukça üst seviye. İnşallah projemiz hazır olup kabul edildiği zaman açıklayacağız. Bunu tamamen kendi araştırıcı öğretim üyelerimizle yapıyoruz. Mesela silindiri Makine Mühendisliğimizdeki genç öğretim üyelerimiz geliştirdi. Yine fren doğrultma kartını Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ndeki genç öğretim üyelerimiz geliştirdi. Savunma sanayi ile alakalı olan da yine Elektrik-Elektronik Mühendisliğimiz geliştirdi ve bu proje bilgisayar yazılım destekli bir proje olacak. Bunlar çok büyük maddi desteklerle icat edilmedi. Kendi kararlarımızla ve imkanlarımızla mütevazi imkanlarımızla yaptık, arkadaşlarımız yaptı. Bildiğiniz gibi ‘Çok büyük paralar harcayarak çok büyük işler yapılacak’ diye de bir şey yoktur.

Nuray Başaran: Yola çıkmak için herhalde öncelik maddiyat değil.

Rektör Seyit Aydın: Ne kadar ihtiyaçsa ve imkanınızı en iyi nasıl değerlendirebiliyorsanız o kadarla yola çıkacaksınız. Ama şu da bir gerçek. Geçmişte Türkiye’de projelere çok büyük destekler verildi, neticesi hiç sorulmadı. Bugün şunu söyleyebiliriz. Evet, projeler desteklensin, çok üst seviye desteklensin. Ama, ‘Ne yaptınız?’ diye de sorulsun. Yani hesap sorulması lazım. Projelerin neticelerinin de pratiğe veya sahaya indiğini görmeliyiz. Bu manada üniversiteler ve araştırma kuruluşlarına bir hesap da sorulmalıdır. Verdiğimiz Desteğe karşılık ‘Ne yaptınız, ne yapıyorsunuz?’ diye sormak gerekir. Ama desteklemeden peşin hükümle kaynakları kısmak bize göre çok doğru olmaz.

Nuray Başaran: ‘Bize hesap sorun.’ diyorsunuz yani. Sorulmasından da rahatsız değilsiniz.

Rektör Seyit Aydın: Tabii ki. ‘Şu kadar para aldınız, ne ürettiniz?’ Biz bu destekleme veya maddi kısıtlamalar/sınırlamalar hususunda, sınırlamanın iyi olduğu kanaatinde değiliz. En iyi tasarruf üretimdir. Siz harcamaları, tabii lüzumlu harcamaları kısarsanız küçülmeye doğru götürürsünüz. Küçülmek iyi bir şey değildir.

Nuray Başaran: Üniversiteler bu konuda, üretim noktasında eğitilmeli mi, yönlendirilmeli mi? Bakış açıları mı oluşturulmalı?

“ÜNİVERSİTELERE ÜRETME MECBURİYETİ GETİRİLMELİ”

Rektör Seyit Aydın: Üniversitelere üretme mecburiyeti getirilmelidir. Mesela Özbekistan’a finans sistemi ile alakalı bir çalışma yapacağız. Arkadaşlarımız, ‘Biz biraz o hususta yetersiz kalıyoruz’ dediler. Biz de ‘Bu eğitimi nereden almanız lazım?’ dedik. Söylediler. Hemen eğitimci getirdik ve 15 günde o eksiklerini tamamladılar. Üniversite ihtiyacı olanı telafi etmenin ve tamamlamanın yolunu bulur. Fakat mevzuatı da düzenleyerek çalışmamanın teşvik edildiği bir sistemden çıkmamız lazım. Özel sektörde kimse kimseye çalışmadan bir şey vermez. Devlet Üniversiteleri de ‘memur cenneti’ olmaktan kurtarılmalıdır. Bakın tekrar söylüyorum, bizim sistemimizde çalışmamak teşvik ediliyor. Bu bizim için bir sıkıntıdır.

Nuray Başaran: Nasıl değişir o?

“ÜNİVERSİTEYE BİLİMİN DIŞINDA KRİTER GİRMEMELİ”

Rektör Seyit Aydın: Kanuni düzenlemelerin, yönetmelik ve mevzuat düzenlemelerinin çok objektif kritere göre yapılması lazımdır. Bu objektif kriterlerden hiçbir hal veya halükarda da taviz verilmemelidir. Vatan – Millet – Devlet’e karşı ihanet gibi karakter ve sıfatlar affedilmez, affedilemez. Bunun haricinde Üniversiteye bilimin dışında bir kriterin girmemesi lazım.

Nuray Başaran: Giriyor mu şu anda?

Rektör Seyit Aydın: Geçmişte hep girdi. Yani 80 senedir girmedi mi? Hep girdi. 1920’lerde de, 30’larda da,60’larda da her zaman girdi, girmedi değil. Bilim kriter olmalıdır. Bilimin yanında kriter nedir? Vatan, millet, devlet. Bundan taviz veremezsiniz zaten. Vatana, millete, devlete zararlı birisinin zaten biliminin de faydası olmaz. Buradaki o kriterden de taviz veremezsiniz. Ama oradaki kriter de objektif olacak. Üniversitelerimizi vatan, millet, devlet gibi ulvi değerlere karşı zararsız ve ihaneti olmayan insanlar topluluğu olacak; aynı zamanda ilmi çalışacak , bilimden başka bir şey üretmeyecek insanlar topluluğu haline getirmemiz lazımdır. Bunu ne kadar yapabildik geçmişten beri? Maalesef…. Son bir asırdır ki tecrübelerimiz neyi gösteriyor? Siz daha iyi takdir edersiniz. Tabi ki bir ilim ordumuzu Çanakkale’de kaybettik. Ondan sonra da biliyorsunuz gelişmeleri. Bilimin milli olması gerektiğine ben inanırım. Tabii ki hizmette veya daha doğrusu faydalılık hususunda beynelmineldir. Dünyaya hitab eder. Ama bilim aynı zamanda milli gelişmeyi ilerlemeyi sağlayacak işler yapmak mecburiyetindedir. Amerika’ya, İtalya’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye doktora yapmaya gidenlere bakın. Onlar bizim gençlerimize kendi ihtiyaçlarını görecek sahada yüksek lisans ve doktora yaptırıyorlar. Türkiye’nin ihtiyaçlarını hiç dikkate almıyorlar. Onlar bilimi milli ihtiyaçlarını görmek için kullanıyor. Biz de öyle yapacağız. Türkiye’nin ihtiyaçlarını, Türkiye’nin gelişmesini temin edecek sahalarda araştırma yaptıracağız.

BİLİMİN MİLLİ KULLANILMASI

Nuray Başaran: ‘Bilimin milli kullanılması’, bugüne kadar da literatürümüzde çok da yoktu aslında.

Rektör Seyit Aydın: Biz öyle düşünüyoruz, o kanaatteyiz.(Gülüyor)

Nuray Başaran: Peki yeni dönem hedefleriniz ne?  

Rektör Seyit Aydın: Türkiye’de millileşme hadisesi çok konuşuluyor. Ve inşallah her sahada bu olur. Olmaz diye bir şey yok. ‘Üniversiteler şirket mantığıyla idare edilsin’ meselesi burada destekleniyor. Diyoruz ya mevzuat, yönetmelik, kanun öyle düzenlensin ki ‘Efendim, devletin kapısı yatma kapısı değildir’ mantığı yerleşsin. Zannediyorum şirket mantığı dediğiniz de budur.

Nuray Başaran: Evet, anlatılmak istenenin en azından o olduğunu düşünüyorum.

Rektör Seyit Aydın: Diğer yönüyle devlet bu işten elini mi çeksin? Yok, çekmesin. Devletin olmadığı yerde kaos doğar. Ama idare edilme mantığı dediğiniz gibi verimliliğe endeksli olmalıdır. Cumhurbaşkanımızın  dediği şekilde olmalıdır…

Nuray Başaran: Eğitim sistemi de çok eleştiriliyor. Özerk üniversiteler de yıllarca gündemimizi meşgul etti ‘özerk’ kavramı. Şu andaki durum nedir? Siz bu konularda ne düşünüyorsunuz?

Rektör Seyit Aydın: Şimdi, özerklikten anladığınız nedir? Ona göre değişir. ‘İdari ve mali özerklik’ deniyor değil mi? Aslında bu büyük ölçüde vardır. Tatbikatta baskılar vesaire oluyor ama geçmişimizde bu var bunlar. Herhangi  bir sebeple. Efendim, falanca değeri korumak adına üniversiteyi baskılıyor. Bunlar olmamalıdır. İşte 28 Şubat öncesi, sonrası yaşananları biliyoruz. Şimdi özerklik, mali özerklik vesaire bir ölçüde var. O kadar fena halde değiliz. ’Efendim, üniversiteler bütçesini kullanamıyor’ vesaire deniyorsa, böyle bir hal de yok. İdari özerklik de normalde var ama maalesef geçmişteki acı hatıralarımız da var. Bugün de benzerlerinin olmaması lazım. Bu da ayrı bir mevzu. Buna dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Temel eğitimden başlamak üzere üniversite de dahil eğitim sistemimizde şuna ben karşıyım: ‘Yıkıp yeniden yapmak’. ‘Yıkıp yeniden yapmak’ her zaman tehlikelidir. Çünkü yıktığınızda yeni getirdiğinizin ne getireceğini bilmiyorsunuz. Ama mevcudun arızalarını biliyorsunuz. Revizyon en güzeldir. Mevcudun aksayan ve iyi olmayan taraflarını değiştirir, düzeltirsiniz ve daha iyi hale getirebilirsiniz. Bir de Türkiye yeni kurulmuyor. Türk devleti yeni değil. 95 senelik, bir asırlık bir Cumhuriyet var. 600 sene Osmanlı var. 200 sene Selçuklu var. Daha geriye gidersek 5.000 senelik bir tarihimiz var. Ve eğitim tarihimiz de devlet tarihimiz kadar eskidir. Ve kuruluşlarımız, müesseselerimiz, sistemlerimiz tarihten süzülerek geliyor. Bizim başka yerden kopya etmek yerine şöyle kendimize bakarak, bugünden Cumhuriyet, Osmanlı, Selçuklu ve bütün mazimize bakarak sistemimizi dizayn etmemiz gerekiyor. Revize etmemiz gerekiyor, yıkıp yeniden yapmak değil. Revizyon en güzelidir. Geçmişte çok iyi tatbikatlarını gördüğümüz hususları geri getirelim. Niye getirmeyelim? ‘Efendim, Amerika’da, Finlandiya’da, Almanya’da veya başka memleketlerde şunlar yapılıyor gidip de aynını alalım ve tatbik edelim.’ yok öyle değil. Türkiye, Amerika, Almanya Finlandiya değil. Türk milleti de Amerikan, Alman veya Fin li değildir. Amerika, Türkiye değil. Her ülke kendi vasıflarını, bütün millet vasıflarını, insan vasıflarını bilerek kendine göre bir sistem kuruyor. Biz de öyle yapalım. Onun için geçmişimize bakalım. Mesela bizde %100 birebir öğrenme, usta-çırak metodu Tıp fakültelerinde tatbik ediliyor, değil mi? En iyi eğitimimiz de Tıp fakültelerindedir. Ben derim ki, bütün eğitim sistemimizde bu olsun. Geçmişinize bakın. Medreselerde eğitim böyledir. Medreseler yozlaşmasaydı ki yozlaşıyor. Asırlardır var olan yozlaşma, istismar, kötüye kullanılma hadiselerinden ders alarak ve fena olanları ortadan kaldırarak sistemimizi düzenleyebiliriz. Medreseler yozlaşma, istismar, kötüye kullanılma hadiselerinden dolayı o hale geldi. Kullanılamaz hale geldi ve neticede yıkılmanın sebeplerinden biri oldu. Eğitimin  üzerinde bu manada dikkatle düşünmek mecburiyetindeyiz. Dolayısıyla onu dizayn ederken, düşünürken kendimize bakarak dünyadan da faydalanarak yola devam etmeliyiz. ‘Dünyadan biz faydalanmayalım’ demiyoruz ki. Sistem kendimize ait olsun. Ama dünyanın iyi tatbikat ve gelişmelerini de kendi sistemimiz içnde hamurlayalım. Dünyayı iyi takip edelim, kendimizi yenileyelim. Yani sistemimizi ‘Çağın ihtiyaçlarına uygun hale getirilelim’. Bunu da kendi sistemimiz içerisinde yapmalıyız.

‘ÜMİTLİYİZ, ÜMİTLİ OLACAĞIZ’

Nuray Başaran: Eğitim en önemli ana konumuz ve her evde her ailede bir çocuk eğitim aldığı için her ailede en çok tartışılanların başında geliyor. Bu nedenle de aynı zamanda ümidimizin kesildiği de bir alan. ‘İşte, eğitim sistemimiz bitti. Üniversiteler bitti.’ Ne yapalım? Bitti mi ümitlenelim mi? Siz ne diyorsunuz?

Rektör Seyit Aydın: Hiçbir zaman ‘Bitti’ diye bir hadise yoktur. Ümitliyiz, ümitli olacağız. Öyle, ‘Yıkılıyoruz, yakılıyoruz’ diye bir hadise yok. Doğdunuz, ‘Türkiye yıkılıyor’ diye gözünüzü açtınız, öleceğiz, yaşlandık, ‘Türkiye yıkılıyor’ diyenler var. Öyle bir şey yok. Türkiye yıkılmaz. Eğitimimiz de iyi durumda. Daha iyisini yapmaya çalışacağız. Yani öyle ‘Yıktı, yıkıldık, battık’ diye bir şey yok. Bu tür karamsar ve kötümser tabirler ümitsizliği, kaosu, kabusu getirir. Biz şunu söyleyeceğiz: İyi yapıyoruz. Ama eksiklerimiz var. Daha iyisini yapacağız.

Nuray Başaran: ‘Daha iyiye gidiyoruz.’ Diyerek sizinle ile Türkiye’yi ümitlendirelim.

Rektör Seyit Aydın: Tabii ki daha iyiye gidiyoruz. Her gün daha iyiye gidiyoruz. O manada ümitsizliğe sevk edenler, kötü senaryolar, felaket senaryoları yazanlara aslında şöyle bir kendine bakmasını tavsiye etmek lazım. Memlekete zarar verdiğinin farkında değil. Belki memlekete zarar verdiğinin farkında olsa,  vazgeçecektir. Teşekkür ederiz. (ngazete)

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV