banner38

banner39

banner2

banner40

banner29
23 Ekim 2017 Pazartesi

Gelinlik (Hikaye)

09 Ekim 2017, 10:25
Gelinlik (Hikaye)
Mehmet SAYAN
Oturduğu sedirden perdeyi aralayarak dışarıyı seyreden Hatice, yeni bir kağnı kafilesinin gelmekte olduğunu gördü. Kafile hayli kalabalıktı. Kağnı gıcırtıları yaklaştıkça kafiledekiler daha da seçilmeye başladı: "Dün gece mola vermiş olmalılar" diye düşündü kendi kendine. Sırtlarındaki çocuklarıyla kafileye katılan genç kadınlara, bastonuna dayanarak zorla yürüyen gaziye hayranlıkla baktı. Her gün evlerinin önünden yüzlerce insan, cephede savaşan insanlara cephane yetiştirebilmek için akın akın geçiyorlardı. Açlık, susuzluk, kar, kış demeden yola çıkan bu insanlar Türk milletinin kolay esir edilemeyeceğini adeta bütün dünyaya haykırıyorlardı. Gözleri dolu dolu oldu. Yanağına süzülen gözyaşlarını yemenisiyle silerken kafile yavaş yavaş uzaklaşıp gözden kayboldu.
Camın kenarındaki saksılara su koydu. Çiçekleri kokladı.  O çiçeklerde memleketin kokusu vardı. Bu yüzden çiçeklerine gözü gibi bakardı. Karşıda bir kartal yuvası gibi duran Kastamonu Kalesi’ne baktı. Sanki Türk kumandanına âşık olan Moni'yi görür gibi oldu. "Moni'nin hikâyesi keşke mutlu sonla bitseydi" diye düşündü.
Babası bir akşam eve Mehmet Efendi adlı, esmer, babayiğit bir misafir getirmişti. Kim olduğunu bile bilmediği bu delikanlının bir gün gelip kendisine talip olabileceğini aklına bile getirmemişti. Delikanlı Cezayir'den gelmişti. Fransızlar onu Türklere karşı savaşmak için göndermişler, fakat o savaşmak için geldiği insanların Müslüman olduklarını öğrenmesi üzerine elindeki makineli tüfeğiyle kaçarak Türklere iltica etmişti. Mehmet Efendi'nin hikâyesini öğrenince o esmer delikanlıya hayran olmuştu. O akşam, Mehmet Efendi'nin de kendisini beğendiğini aklının ucundan bile geçirmemişti. Bu sebeple kendisini istemeye gelen Hasan Ağa ile hanımının Mehmet Efendi için geldiklerini öğrenince şaşkına dönmüştü. Babası: "Kızım sen ne dersin?" diye kendisine fikrini sorunca: "Siz bilirsiniz" diyebilmişti. Alelacele düğün günü kararlaştırıldı. Zira Mehmet Efendi, makineli tüfeğiyle birlikte cepheye gidecekti.
Sedirden kalkarak duvarda asılı duran gelinliğe baktı. Eliyle gelinliğe dokundu. Her genç kız gibi yıllarca böyle bir gelinliği giymenin hayalini yaşamış, nihayet hayalleri gerçek olmuştu. Oldukça fakir olan ailesi bu gelinliği alabilmek için hayli zorlanmıştı. Ama özellikle annesi: "Kızımı gelinliksiz evlendirmem" diye tutturmuştu. Kendisi de annesinin bu sözlerini suskunluğuyla tasdik etmiş, nihayet gelinlik alınmıştı. Daldığı düşüncelerden annesinin sesi ile uyandı. "Kızım kapı çalınıyor, baksana" Pencereye giderek kapıya baktı. Kapıda iki kadın duruyordu. Aceleyle aşağıya inerek kapıyı açtı. Gelenler sağlık müdürü ile maarif müdürünün hanımlarıydı. "Buyurun" dedi. Sağlık müdürünün hanımı: "Sağol kızım, girmeyelim. İşimiz çok. Biz sizi yarın Müdafaa-i Hukuk Hanımlar Cemiyeti olarak düzenlediğimiz müsamereye davet ediyoruz" dedi. Hatice: "Teşekkür ederim, anneme söylerim. İnşallah geliriz." cevabını verdi. İki hanım "Allahaısmarladık." diyerek yandaki eve doğru uzaklaştılar. Kapıyı kapatıp yukarı çıktığında işini bitiren annesinin de odaya geldiğini gördü. Annesinin “Kızım gelenler kimmiş?” sorusu üzerine: "Sağlık ve maarif müdürlerinin hanımları yarın bizi müsamereye çağırıyorlar." cevabını verdi. Anne kız birlikte ertesi gün müsamereye gitmeye karar verdiler.
Bir süre sonra babası geldi. Sofra altını sererek sofrayı getirdi. Hep birlikte yemeklerini yediler. Yatma zamanı gelip de odasına çekildiğinde uzun süre karşıdaki duvarda asılı duran gelinliği seyretti. Zaman zaman Mehmet Efendi'nin yüzü karşısında beliriveriyordu.
Lisedeki müsamereye gittiklerinde salon hemen hemen dolmuştu. Müsamere Saime Hanım'ın ateşli konuşması ile başladı. Saime Hanım, memleketin içinde bulunduğu durumu ve Türk kadınlarının neler yapmaları gerektiğini o kadar güzel bir şekilde anlattı ki herkesin gözlerinden yaşlar boşandı. Daha sonra vatanın içine düştüğü felâketler öğrenciler tarafından canlandırıldı. Müsamere sonunda bazı kadınlar altın, küpe gibi değerli eşyalarını vatan savunmasında harcanmak üzere Kızılay'a bağışladılar. Bu manzara karşısında ilk defa bir şey yapamamanın ezikliği içinde fakirliklerine üzüldü. Zira Hatice de cephedeki insanlar için bir şeyler yapabilmek isterdi.
Müsamere bitip de eve geldiğimizde uzun süre konuşmadılar. O gece sürekli düşündü. Bir türlü uyuyamadı. Sabah ezanı okunurken kalktı. Babası sabah namazını kılmak üzere camiye gidiyordu. Ocağı yakarak çorba yapmak üzere tencereye su koydu. Bir süre çıtırdayarak yanan odunları seyretti. Pişen tarhana çorbasını yavaş yavaş karıştırırken annesi geldi. Akşamdan beri kafasında tasarlayıp durduğu şeyi annesine söyleyiverdi: "Anne, gelinliği satalım. Parasını da Kızılay'a yatıralım." Annesi şaşkınlıkla: "Nasıl olur, hiç gelinliksiz düğün olur mu?" diye itiraz etti. "Cephede savaşan askerlerimizin yaralarını sarmaya sargı bezi bulunamazken ben süslü ve pahalı bir gelinlik giyemem. Mutlaka satılsın. Parası ile cephedeki yaralı gazilerimize sargı bezi alınsın" diyerek ısrar etti.
Biraz sonra babası da geldi. Birlikte çorbalarını içtikten sonra annesi gelinliğin satılmasıyla ilgili Hatice’nin düşüncesini eşine söyledi. Ziya Efendi, hiç bu kadar duygulanmamıştı. Gözyaşlarını saklamak için doydum diyerek sofradan kalktı.
Ziya Efendi, o gün gelinliği otuz liraya satarak parasını Kızılay'a yatırdı. O akşam, ailece hiç bu kadar mutlu ve huzurlu olmamışlardı.
Düğün Hatice’nin her zaman giydiği basma entariyle yapıldı. Düğünden bir hafta sonra da Mehmet Efendi’yi cepheye uğurladılar… (1)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------
(1) Siz Hiç Kastamonu’yu Gördünüz mü? /Mehmet Sayan
Kastamonu Belediye Başkanlığı Yayını

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV