DÜŞÜNCE-HAYAL ARASI

Tiyatro için anlatılan bir hikâye vardır; sahnede katil rolünü oynayan aktörün, hayali olarak işlediği cinayete kızgın olan seyirciler tiyatrodan çıktıktan sonra, aktöre karşı yapılacak saldırıyı önlemek için tedbir alındığına dair bir hikâyedir. Geçmişten günümüze kadar bütün ülkelerin devlet adamları; bu gibi seyircilerin gerçek olmayan hayali cinayete tepkilerinde olduğu gibi, toplumları böyle besleyip ayakta kalmışlardır. Bunlar hiçbir zaman, toplumları hayal gücüne aykırı davranarak ülkeyi yönetmeyi denememişlerdir. Toplumların hayal gücüne etki eden her düşünce; bir zafer, bir mucize, bir ümit kaynağı ve ilgi çekici olarak görünür.

Oysa gerçek zafer, gerçek mucize, gerçek ümit kaynağı bunların ilgisini çekmez. Büyük can kayıpları, sel felaketleri, depremler, cinayetler, trafik kazaları, soykırımlar bunların ilgi alanlarına girmez, ilgisini çekse de etkilenmezler. Onlar düşüncelerinin hayallerine çoktan dalmışlardır.

Kendi düşüncelerinin hayallerine dalanları uyandırmak kolaydır. Fakat başkasına ait düşüncelerin hayallerine dalanları ise, uyandırmak neredeyse imkânsızdır. Her toplumu uyandıran bir tuzlu fıstık vardır. Bunları yönetenler, idare ettikleri toplumu tuzlu fıstığa yaklaştırmamak için, ona adeta yasak meyve muamelesi yaparlar. Onu yiyenlerin, helak olacağına inandırmışlardır. Adeta zakkumdur.

Başkası tarafından yönetilen toplumlarda, hayal ile düşünce arası mantık yoktur. Burada en zıt ve uç düşünceler bir arada yaşanır. Aslında mantıken kitle deyince, içten yanmalı motorlar gibi çalışması gerekir. Düşüncelerinin esas kaynağı kendindendir. Oysa bunlarda kontağı çeviren el farklı. Duyguları değiştirecek düşüncelerin, nasıl yön değiştirdiğini dünya savaşlarında net olarak gördük. Meğer duyguların bu tür düşüncelere ne kadar aç (!) olduğunu, birbirini acımasızca yok eden insanlardan öğrendik. Düşünceler duygulara temas ederken uzun zaman almasına rağmen, hayallerden ayrılması hızlı olmaktadır.

Çünkü onun yerini alacak başka bir düşünce hayali sırada beklemektedir. Toplumların hayal gücü, aklın kontrolünden geçmez. Uyuyan insan gibidirler. Düşünme, aklın kabul etmeyeceği bir durum olduğundan, hayal âleminde yaşarlar. Hayalleri düşünceleri olduğundan, yine başka bir hayalle uyanırlar.

Bizde esas olan, bir hakikatin bin hayale değişilmeyeceği gerçeğidir. Toplumlar arası en çok hayal ettirilen düşünce, siyasi ve dini alanda olmaktadır. Toplumları en çok itaate yönlendiren, canını feda ettirecek duygulara sevk edenler, toplumlara hem düşüncelerini kabul ettirdiler hem de yönetmeyi başardılar. Duygular değişmeden, inançlar değişmez. Önce duyguların genleriyle oynadılar, sonrada ikisi bir arada olmayan duyguları bir araya getirdiler.

Tüm düşüncelere ait inançlar şekilden ibarettir maalesef… Bu toplumları yönetenlere göre, insanlar maddi manevi güçlerini, iradesini, duygularını, varlığını bu düşünceye vakfetmedikçe gerçekten inandığına itibar edilmediği hayalidir. Toplumlar liderlerine belirli bir süre bir arada tuttuğundan dolayı “Sırlı bir gücü var.“ gözüyle bakarlar. Lider “ Öyle yapıyorsa bir bildiği vardır.” düşüncesi hâkimdir. Hayal ise, bunlara körü körüne inanmak, gücünden korkmak, inançlarını tartışmaya açmamak, onların düşüncelerini kabul etmeyenleri ise, düşman olarak bilmektir.

Toplumların hayal gücü üzerine etki etmeyi sanat haline getirenler, onları idare etmeyi de sanat haline getirmişlerdir.

YORUM EKLE