Müzik indir

03 Aralık 2020 Perşembe

Mart'a dönüyoruz!

Cemil’in hastalığı (Hikaye)

20 Ekim 2020, 10:03
Cemil’in hastalığı  (Hikaye)
Mehmet SAYAN

İstanbul’dan gelen bir telefon hayatımızı değiştirdi. Asker arkadaşım İhsan, bir ticari taksi satın almış, benim de bu taksinin gece vardiyasında çalışmamı istiyordu. Kuzyaka’daki köyümüzde yeteri kadar toprağımız yoktu. Yoksulluk içinde yaşıyorduk. İhsan, bu durumu bildiği için bize iyilik yapmak istemişti.

Ertesi hafta İstanbul’a giderek İhsan’ın bizim için bulduğu kiralık bir eve yerleştik.

Eşim ilk defa Kastamonu dışına çıkıyordu. Oğlumuz Cemil ise daha önce öğrenim gördüğü okulla birlikte çıktıkları Çanakkale gezisi sırasında İstanbul’u görmüştü. Bu sebeple bize ballandıra ballandıra anlattığı İstanbul’a gideceğimizi öğrenince çok sevindi.

Cemil, o yıl askere gidecekti. “İnşallah askerliğini yapıp gelince O’na da İstanbul’da bir iş bulur, sonra da evlendiririz” diye düşündüm.

Askerliğimi İstanbul’da yaptığım için bu şehrin yabancısı değildim. Bu sebeple taksicilik yapmak benim için zor olmadı. Sadece zorluğu gece çalışmak zorunda olmamdan kaynaklanıyordu.

Ağabeyimin Kastamonu’dan gelen telefonu ile Cemil’in celpini almak üzere askerlik şubesine çağrıldığını öğrendim. İçim bir tuhaf oldu. Bir süre O’nun doğduğu, büyüdüğü günler gözümün önünden geçti. Ne zaman büyümüştü de askere gitme zamanı gelmişti, bir türlü inanamadım. Ailemizin tek çocuğuydu. Uzun süre çocuğumuz olmamış, evlât özlemiyle yanıp tutuşmuştuk. Allah bize onu evliliğimizin onuncu yılında verdi. Bu sebeple üzerine titredik. O, öksürse sabahlara kadar başında bekledik. Oynarken yere düşse ondan fazla canımız yandı.  Eşime o akşam Cemil’i askere gönderiyoruz deyince başladı ağlamaya. “Bak biz de asker anası babası olacağız. Bundan gurur verici bir şey var mı?” diye zorlukla ikna ettim.

Ertesi gün İhsan’dan üç gün için izin aldım. Cemil’i askere gitme işlemleri için Kastamonu’ya geldik. Askerlik şubesine gidip celbini aldık. Cemil’in askerliği şansımızdan İstanbul’a çıkmıştı. Eşim buna çok sevindi. Ertesi gece yeni yapılan Kastamonu Şehirlerarası Otobüs Terminali askerleri uğurlamak için gelenlerle dolup taşmış, davul zurna sesleri ile “En büyük asker bizim asker” sloganları yeri göğü inletiyordu. Bütün hısım akraba ve Cemil’in arkadaşları oradaydı. Otobüse hep birlikte bindik. Geride kalanlara el sallayarak vedalaşırken eşim yine her zamanki gibi ağlıyordu.

İstanbul’a inip bavullarımızı eve bıraktıktan sonra Cemil’i askerlik yapacağı birliğe teslim ettik. Yemin törenine kadar Cemil dışarı çıkamadı. Ama biz onu görmeye gittik. Eşim Cemil’in askerliğini hayırlısıyla yapıp bitirmesi için dualar ediyordu. Şansımız dağıtımda da yaver gitti. Cemil askerliğinin geri kalan kısmını da İstanbul’da tamamlayacaktı. Hafta sonları eve çıkabilmesi için gerekli işlemleri yaptık. Böylece günler geçiyor, Cemil her geçen gün askerliğe biraz daha ısınıyordu.

Cemil’in askerliğinin altıncı ayı dolmuştu ki hafta sonu iznine gelmesi gerekirken gelmedi. O’nun hastalandığını ve hastaneye gönderildiğini öğrendik. Cemil’in boynunda bir şişlik olmuştu. Yapılan muayeneler, tahliller bir sonuç vermeyince bu sefer de onu Haydarpaşa GATA’ya sevk ettiler. Burada bir süre yatan Cemil’e kanser teşhisi konuldu. Eşim de ben de ne yapacağımızı şaşırmıştık. Artık uzun süren hastane günlerimiz başladı. Hastane günlerimizin en son durağı da Ankara GATA oldu. Ameliyat, şua tedavisi derken çok uzun sürecek bir süreç başladı. Haftada bazen bir, bazen de iki gün Ankara’da olmam, ona bakıp ihtiyaçlarını temin etmem gerekiyordu. Bu da çalıştığım işte probleme sebep oluyordu. İhsan, her ne kadar bu konuda bir şey söylemese de ben bu durumdan rahatsız olmaya başladım ve sonunda İhsan’a teşekkür ederek eşyalarımızı toplayıp Kuzyaka’daki evimizin yolunu tuttuk. İhsan, bu duruma çok üzüldü ama yapacak bir şey yoktu.

Artık, Ankara’ya hiç olmazsa haftada bir gün Kastamonu’dan gidip geliyordum. Ama artık çalıştığım bir işim ve gelirim yoktu. Bu sebeple bundan sonra bizi daha zor günler bekliyordu…

Ankara’da GATA’da Cemil’le ilgilendiğim günlerde o zamana kadar hiç bilmediğim hayatın çok acı bir gerçeği ile karşılaştım. Oğlumuzla birlikte kimi bacağını, kimi kolunu, kimi gözlerini terör mücadelesinde kaybetmiş birçok genç orada tedavi görüyorlardı. İki bacağını ve gözlerini kaybetmiş Safranbolulu bir gazimiz o gece gözlerimin önünden gitmedi. Hiç ağlamayan sert yapılı bir insan olmama rağmen o gece ilk defa ağladım… 

Ertesi gün Cemil’in doktoru beni çağırtmıştı. Odasına girdim, oturmamı söyledi: “Cemil’in hastanemizdeki tedavisi sona erdi. Şimdi biz kendisine üç ay rapor vereceğiz. Onu alıp memleketinize götürebilirsiniz. Ama üç ay sonra kontrol için gelmenizi istiyorum” dedi. Oğlumuza çok iyi bakan ordumuza ve tedavisini eksiksiz yapan doktorlarımıza büyük minnet duyuyordum. “Teşekkür ederim” diyerek öpmek için ellerine sarıldım. Fakat doktor buna izin vermedi. Kendisiyle vedalaşarak ayrıldık…

Taburcu işlemleri bittikten sonra Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali’nden Kastamonu’ya gitmek için otobüse bindik. Eşim mutlaka sabırsızlıkla bizleri bekliyordu. Otobüs Esenboğa Kavşağı’ndan dönüp Çankırı-Kastamonu yoluna girdiğinde Cemil, başını göğsüme koyup uyumaya başladı. Ben de O’nu bize bağışlaması için Allah’a dua ediyordum… (1)

___________________________________________________________            

(1)    Meskânların Konağı / Mehmet SAYAN

Kastamonu Belediye Başkanlığı Yayını /2006

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV