banner38

banner39

banner46

banner47

banner48

23 Şubat 2020 Pazar

BİLGİ ÇAĞI(!)

19 Aralık 2019, 10:33
BİLGİ ÇAĞI(!)
Hulusi SIVACI
Yılanları acımasızca katleden bir köy, kulaklarını kemiren fareleri kabul etmeli.

Geçtiğimiz hafta, kent kimliklerinin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması hususuna değinmiştim. Bu hafta ise yine gelecek nesiller için üzerimize düşen vazifelerden bahsetmek istiyorum.

Çağımızı, tarih sayfalarına bakarak; bilgi çağı, teknoloji çağı, akıl çağı olarak adlandırıyoruz. Bilgi, teknoloji, akıl sıfatlarıyla adlandırdığımız medeniyetimizi, acaba gelecek nesiller nasıl anacak? Bize dua mı edecekler, beddua mı?

Önceki medeniyetler yaşam biçimlerini, dini inançlarını, medeniyetlerini, kültürlerini bizlere sağlamca ulaştırmayı başardılar. Çok eski uygarlıkların dahi neler yaptıklarını, krallarını, hatta büyük komutanlarını, onların bıraktıkları sanat eserlerinden anlayabiliyoruz.

Atalarımızın bıraktıkları ile maddi ve manevi olgunluğu ve bu değerlerin doğruluğunu biliyoruz. İnşa edilen görkemli, ihtişamlı ve yıllarca emek verilmesi gereken camiler, maneviyata gidilen yolda gelecek nesillere aktarılması gereken kültürün izleridir. Bu izler, inanışa gösterilen değerin de ifadesidir. Hanlar, hamamlar hâlâ sapasağlam ayaktadır. Bu gün, geçmişin izlerine duyulan hayranlık, bu değerlerimizin artık yitirilmeye başlanmasından değil midir?
Hakikat şudur ki, bizler gelecek nesillere çağımızı anlatan hiçbir şey bırakamayacağız. Bizim dijital tabletlerimiz, Mayaların bıraktıkları tabletler ya da Orhun kitabeleri gibi olmayacak. Bu gün inşa edilen tüm beton yığınları, yarın miyadı dolunca yıkılacak; İnşa edilen hiçbir otel, eski hanlar gibi olmayacak, hiçbir okul medrese binaları gibi korunmaya, yaşatılmaya ve gelecek nesillere aktarılmaya çalışılmayacak. Şimdi donakalan, yarın ise moloz olacak betonlar, her santimetrekaresi sanat ile bezenmiş Osmanlı’nın, Selçuklu’nun ihtişamlı binaları gibi hatırlanmayacak. Ne mimaride ne de işleyişinde sanatın zerresine rastlanmayan çarpık yapılarımız, her yerinde oymalar, kabarmalar, bezemeler yer alan o ihtişamlı konaklarla kıyaslanabilir mi? Bunu söylerken dahi, kendimize üzülmemek elde değil... Sonraki nesillere, bizimle gurur duyacakları, ne somut ne de soyut, hiçbir şey bırakamıyoruz. Ağzımızı dayayıp, filkesinden kana kana su içtiğimiz ve kültür miraslarımızın en küçük yapıtaşı çeşmelerimiz bile harabe...

Genlerimize kalıtsal olarak işleyen radyoaktif dalgaların yol açtığı Ademoğlu neslini, değişik gen yapısıyla teslim ediyoruz bizden sonrakilere... Gıdalarımızın GDO sıkıntısını dile getirmek için kurulacak cümleleri dahi kelimeleştiremiyoruz. Ya da, bu son derece düşüncesiz gidişâtın, geleceğe bırakacağı uçsuz bucaksız karanlıklarını anlatacak cümleyi, utancımızdan kuramıyoruz. Sımsıkı bağlandığımız maneviyatımız, eskilerden aldığımız kadar sağlam mı gidiyor dersiniz geleceğe?

Teknolojik gelişimlerimizi ve akabindeki eğitimlerimizi, yenilenebilir (Orman) ve tükenmeyen (Güneş) enerji kaynaklarına odaklamak yerine; Toprağın altından petrolleri, doğal gazları çıkarıp duruyoruz. Dünyanın tükenebilir bütün enerjisini yok ediyoruz. Belki de tavansız bir dünyada güneşe çıkamadan, köstebek gibi yerin altında yaşamak zorunda bırakacağız bizden sonraki insanoğlunu...

Ne bırakıyoruz onlara?

Güzel bir doğa mı dersiniz, yaşanası bir dünya mı? Önceki medeniyetlerin ve Atalarımızın bizlere bıraktığı değerlerin kaçta kaç ölçüsünde bıraktıklarımız? Sanırım Utanç dolu bir tablodan başka bir şey değil... Nesillerini tükettiğimiz hayvanları bile tanımayacaklar. Öyleyse; cevaplayalım lütfen, dua mı alırız, beddua mı? Hayırlı bir insan olmak; Sizce, sadece yaşadığınız zaman dilimindeki sevaplar ve günahlarla mı sınırlı... Bence değil. Eğer öyle olmuş olsaydı, atalarımız gününü gün ederdi...

Fakat “zararın neresinden dönersek kârdır” BU GÜN ARTIK YARINDIR!.. Bu gün; ‘hepimiz’ kendimiz, çocuklarımız ve çocuklarımızdan sonraki nesillere güzel bir dünya, güzel bir kültür bırakma adına, elimizdeki değerlere sahip çıkalım. İşe; elimizdeki değerlere sahip çıkmakla başlayalım. Onlar bizleri rahmet ve hayırla ansınlar. Bu bizim elimizde...

Her canlının; neslini sürdürmeye ve kaliteli yaşama hakkı vardır. İnsan olarak bizler; hiçbir canlının elinden, bu hakkı alamayız. İstesek de alamayız. Bu bir tabiat gerçeğidir. Dünya, kainatta yaşayan ve her organizma gibi kendini tamir eden bir canlıdır.

İnsanoğlunun, neslini devam ettirebileceği ‘tek evi’ dünyadır. İnsan bu süreç içinde, evine verdiği zararı kapatacak güçte değildir. Ama yerküre, insanoğlunun dünyaya verdiği yarayı kapatacak güçtedir. Çünkü dünya, insan yokken de dönüyordu. İnsanoğlu içinde yaşadığı, kendini yenileyen bir canlıya, ancak burada misafir olduğu kadar zarar verebilir. İnsanoğlu kendine, içinde yaşayamayacağı bir dünya hazırlıyor. Dünyayı değil, aslında kendi ırkını yok ediyor. Dünyanın var oluşundan günümüze değin insan varlığının tarihi bir hiç kadardır. Fosillerden enerji elde etmemiz de bunu kanıtlar niteliktedir. Sonuçta insanlık tarihi dünyanın var oluşundan günümüze, bir hiç kadar kısa ise dünya insanın açtığı yarayı binlerce yıl sonra bir hiç gibi siler ve dönmeye devam eder.  Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) efendimizin, kıyamet günü de olsa, elimizde olan fidanı dikmemizi istemesi gibi...
Koylardaki milyonarca canlı türünü yok etme pahasına yapılan sahil yollarını, denizden çalınarak doldurma toprak üzerine inşa edilen yerleşim birimlerini, ilelebet kalır sanan bizler; Çağımızın hangi teknolojisine, hangi bilgisine, hangi akıl mantığına güvendik? Güvendik de zelzeleler ile kelimelere sığmayan acılarımızı yaşadık. Hangi akla hizmet ettik de, evlerimizi dere yataklarına konuşlandırdık. Eğretiden kat kat apartmanlar inşa ettik. Tabiat geri alırken, bilgi çağı, akıl çağı, teknoloji çağı olarak adlandırdığımız günümüzde, olup bitenleri ne yazık ki, çaresiz çırpınışlar içinde izledik... Sevdiklerimizi, suçsuz günahsız biricik yavrularımızı kaybederken...

Yılanları acımasızca katleden bir köy, kulaklarını kemiren fareleri kabul etmeli. Bıldırcını tevatürce avlayan coğrafya insanı, kene musallatına katlanmalı. Su deposu orman kaynaklarını pervasızca harcayan bir toplum, kıtlığı göze almalı. Geçmişten kalan izleri yaşatmayanlar, gelecekten merhamet beklememeli...  

Bilgi Çağı, teknoloji çağı, akıl çağı ancak gelecek nesillerin geleceğini hazırlamakla olur...!

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV