banner38

banner39

banner46

banner47

28 Şubat 2020 Cuma

Akçataş’ta Bayram (Hikâye)

25 Ocak 2020, 11:34
Akçataş’ta Bayram  (Hikâye)
Mehmet SAYAN

Sunucunun "Sizleri Başöğretmen Atatürk'ün ve Türk Mil­lî Eğitimi'ne hizmeti geçen fakat bugün aramızda olmayan hayırseverlerin manevi huzurunda bir dakikalık saygı du­ruşuna davet ediyorum." sözleri üzerine hep birlikte ayağa kalktılar.

Yeni yapılan ve açılışı yapılacak olan okulun tam karşısında bulunuyorlardı. Okul bayraklarla süslenmişti. Gözü, kendi­leriyle okul arasında ikişerli olarak sıralanmış öğrencilere ilişti. Kendi köylerinin öğrencileri yanında, köylerinin ma­hallesi olan Karadere'den gelen öğrenciler de sıralanmış­lardı. Çocuklar ellerindeki kâğıt bayrakları büyük bir cid­diyetle tutuyorlardı.

Sunucunun "İstiklâl Marşı" sözüyle birlikte Selim Öğret­men, öğrencilere İstiklâl Marşı'nı söyletmeye başladı: "Kork­ma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak." Ilgazlarda yankılanan bu ses ruhunu, sonbaharın sert esen rüzgârı da tenini titretti. Tüyleri diken diken olmuştu. Torununun gön­dere çektiği Bayrağa takılan gözlerinin buğulandığını hissetti.

Yemen'e giden ve bir daha dönmeyen babasını hatırlamı­yordu bile. Bu sebeple öksüzlüğün, babasızlığın ne demek olduğunu iyi bilirdi. Bir de cahilliği iyi bilirdi. O zamanlar bırakın köylerini, o çevrede hiçbir yerde okul yoktu. Zaten olsa da gidemezdi. Zira küçük yaşta ailenin geçimini üstlen­miş, sabanın ucundan tutmuştu. Hayatı mücadeleyle geçti. Oğlunun dünyaya gelmesi hayatında hatırlayabildiği ken­disini mutlu eden olaylardan biriydi. Oğlu, okul çağına ge­lince onun da kendisi gibi cahil kalmaması için bir şeyler yapması gerektiğini hissetti. Köylerine yürüyerek bir saat uzaklıktaki komşu köye açılan okula oğlunu göndermeye karar verdi. Köylüler; "Deli misin! Bu tırnak kadar çocuğu kurda kuşa mı yedireceksin?" diyerek kendisini kararından vazgeçirmeye çalıştılar. Ilgazların doruğundaki köylerden okul olan köye gidip gelmek gerçekten zor oldu. Ama o bu zorluklardan yılmadı. Oğlu, ilkokul diplomasıyla gelip de elini öptüğünde kendisini dünyanın en büyük işini başarmış bir insan gibi hissetmişti.

Sunucu: "Şimdi devlet-vatandaş işbirliğiyle yapılan bu okulun yapımının gerçekleşmesinde en büyük katkısı olan köy muhtarımızı konuşmalarını yapmak üzere davet ediyo­rum" der demez buğulanan gözlerinden göz yaşları süzül­meye başladı. O kar, kış demeden elinden tutup bir saatlik yola okuması için götürüp getirdiği biricik oğlu büyümüş, köyün muhtarı olmuş, köyün okulunu yaptırmış, şimdi de köyün muhtarı olarak okulun açılış töreninde konuşma yapı­yordu: "Sizleri köyümüzde görmekten mutlu olduk. Bu okulu bizlere kazandırdığınız için çok memnunuz. Köyü­müzde yapılan bu okul bizim için bir üniversite kadar önem­lidir. Okulu yapabilmek içîn bütün köylüler gece gündüz ça­lıştık. Ama bugün bütün yorgunluğumuz geçti. Vesile olan­lardan Allah razı olsun."

Tören sabahı oğlu şehirden gelen bayraklarla beraber bir de beze yazılmış yazı getirmişti. Bu yazı, okulun yanındaki iki ağacın arasına asıldı. Oğluna bu yazının ne olduğunu sor­duğunda: "Halka hizmet, Hakk'a hizmettir" cevabını al­mıştı. Oğlu konuşurken bu sözün ne anlama geldiğini daha iyi anladı ve o gözünde daha da büyüdü.

Millî Eğitim Müdürü'nün: "Bu açılış bizim için çok an­lamlıdır. Bu açılışla hem bu köyümüzdeki çocuklarımızı okula kavuşturmuş oluyor, hem de buralarda ne şartlar altın­da okul yapıldığını gözler önüne sermiş oluyoruz. Bundan sonra bu köyümüzde de Şanlı Bayrağımız göndere çekile­cektir." sözleriyle birlikte öğretmenleri niçin bu kadar sev­diğini daha iyi anladı. Gerçekten de Ilgazların doruğundaki kendi köylerinde olduğu gibi yurdumuzun binlerce köyünde devleti temsil eden öğretmenleri düşündü. Bu köylerde eğer öğretmenler olmasaydı gönderlerde dalgalanan Bayrakları kimler çekerdi. "Torunumu okutup, öğretmen yapacağım." diye söylendi kendi kendine.

Sunucunun: "Sayın Valimizi konuşmalarını yapmak üzere davet ediyorum" sözleri üzerine Vali alkışlar arasında kür­süye gelerek konuşmaya başladı: "Akçataş Köyü İlkokulu devlet-vatandaş işbirliğiyle yapılmıştır. Bu okulun yapımı için gerekli olan malzeme tarafımızdan verilmiş, işçilik için de bir miktar para çıkartılmıştır. Köylü ise işin taşeronluğunu yapmıştır. Böylece keşif bedelinin yarısı kadar bir para ile okul bitirilmiştir. Burada tasarruf edilen para ile de okulu olmayan başka bir köyümüz daha okula kavuşmuştur." Vali, okulun yapımında emeği geçenlere teşekkür ettikten sonra köylüler adına oğluna bir plaket verdi. Bu plaket, okulun ya­pımı için beş aydır döktükleri terlerin karşılığıydı.

Vali ve Millî Eğitim Müdürü tarafından öğrencilere hedi­yeler verildi. Çocukların sevinci gözlerindeki ışıltıdan, yüzlerindeki gülümsemeden hemen belli oluyordu. Bu sırada halk oyunları ekibi Sepetçioğlu'nu oynamaya başladı. Gençlik günlerini hatırlayarak toprağa diz vuran Kastamonu uşak­larını gururla seyretti.

Sunucu, açılışı yapmak üzere Vali'yi davet etti.

Vali: “Vatana, millete, köyümüze hayırlı olsun" diyerek kurdeleyi kesti. Bir derslik ve bir lojmandan oluşan okul, törene katı­lanlar tarafından gezildi.

Misafirleri yan taraftaki çayırlıkta hazırladıkları masalara davet ederek etli ekmek ve ayran ikram etliler. Yanında otu­ran ve Bakanlıkta Şube Müdürü olduğunu öğrendiği genç adam, kendisine çevreyi göstererek: "Amca, böyle nefis bir manzara hiçbir yerde görmemiştim. Kendimi adeta etrafı deniz değil de ormanlarla çevrili bir adada gibi hissediyo­rum" diyerek hayranlığını ifade ediyordu.

Nihayet misafirlerin ayrılma saati geldi. Vali ve Millî Eği­tim Müdürü başta olmak üzere köylülerle vedalaşan bütün misafirler arabalarına bindiler. Arabalar, Akçataş'ın yağan yağmurla yer yer bozulmuş çamurlu yollarından kaya kaya inerek gözden kayboldular.

Dönüp, okulun önüne geldiklerinde çocukların ellerinden bir türlü bırakamadıkları hediyeleri ile koşup oynadıklarını gördüler. Onları ve okulu zevkle seyretti. Kendisi de aynı çocuklar gibi sevinçliydi. Selim Öğretmene; "Bak bana da mutlaka okumayı öğreteceksin" dedikten sonra Zurnacı Hasan Ağa'ya; "Hasan, çal bir Kastamonu havası da oynayıverelim bakalım” dedi.

Hasan Ağa'nın zurnasından çıkan ses, dalga dalga Ilgazlarda yankılanmaya başladı...(1)

 

(1)   Siz Hiç Kastamonu’yu Gördünüz mü? / Mehmet Sayan

Prizma Press Matbaacılık İSTANBUL  / 2003

 

 

    Yorumlar

HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV