AFRİKA KARINCALARI

“Toplumda genel itibarıyla iki tip insan vardır.” desek yanlış tespit olmaz herhalde! Birincisi, takıntı hastalığı (Obsesif Kompülsif Bozukluk) olan insanlar, ikincisi ise takıntılı kişilik hastalığı (Obsesif Kompülsif Kişilik) olan insanlardır. İş ve meslek hayatında çok sık rastlanan tiplerdir. Takıntı hastalığı genel itibarıyla 22-36 yaş arasında başlar. Yani takıntı hastalığının % 85’i yirmili yaşlarda ortaya çıkar. Dolaylı olarak insanlar çoğunlukla takıntılı olarak işbaşı yapmış oluyorlar.

Takıntı hastalığı psikolojik bir rahatsızlık olmasına rağmen, hastalar psikiyatristlerden çok diğer branştaki doktorlara gitmektedir. Bunun sebebi, çoğu insan psikiyatrik bozukluğu zayıflık olarak algılamasıdır. Bu rahatsızlıkla ilgili doktorlara gitmemelerinin diğer bir sebebi de gerçeklerle yüzleşmekten korkmalarıdır. Örneğin; İngiltere’de cilt polikliniğine gelen hastaların % 20’sinde takıntı hastalığı olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada ise, bu oran % 45’tir.Takıntı hastalarının başka branştaki doktorlara gitmelerinin(Özellikle Cildiye ) sebebi, cilt problemlerinin belirgin olarak ortaya çıkmasıdır. Çağımızda özellikle, titizlikten dolayı temizliğin hastalık halini alması durumudur. Kimyasal ağırlıklı deterjanları adeta içer gibi çok tükettiklerinden dolayı, zehirlenme ve cilt problemleri artış göstermiştir.

Takıntı hastalığı ile takıntılı kişilik arasında fark vardır.

Takıntı Hastalığı Olan İnsanlar; öncelikle kendisine, ailesine en son olarak da çevresine zarar vermektedir. Bu bir hastalıktır, sonradan ortaya çıkar. Bazı belirtileri (Takıntılar) vardır. İlaç tedavisiyle bu hastaların % 50’si düzelir. Bu hastalar “Anormal” olduğunu bilir. Hatta “Ben deli miyim?” kaygısı ile yaşarlar.

Takıntılı Kişiliği Olan İnsanlar; Bu bir tür kişilik özelliğidir. Hastalık belirtileri yoktur. Erken yaşta başlayan ve kolay değişmeyen bazı kişilik özellikleri vardır. Tek “Normal” insan kendileridir. Bunlardan başka herkes “Anormal”dir. Toplumdaki diğer isimleri ile “Mükemmeliyetçi” kişilerdir. Ayrıntıya düşkündürler, aşırı titizdirler. Düzene meraklıdırlar ve bozulmasından hoşlanmazlar. Hata yapmamaya özen gösterirler. Hata yapmamak için çok çalışırlar. Fakat bir türlü mutlu olamazlar.

İşlerini bir türlü bitiremezler. En iyisini yapmak için uğraşırlar, zaman geçer ve bir şey yapamazlar. Hiçbir işi başkasına devretmezler. Başkalarına devredilen işler muhakkak yanlış yapılacaktır düşüncesiyle yaşarlar. Herkes beceriksiz, ciddiyetsiz ve sorumsuzdur. İnsan idare etme işini beceremezler. Emrindeki personelin işlerini de kendileri yapar. Geç saatlere kadar çalışırlar. Ailesine, dinlenmeye ve eğlenmeye zamanları yoktur.

Bir tür Afrika karıncası vardır. Diğer türleri gibi çok çalışırlar. Gününü yiyecek aramakla geçirir. Yiyecek bulursa omuzlar, yuvasına taşırlar. La Fontaine’den öğrendiğimize göre, karıncada istikbal endişesi had safhadadır. Sürekli yiyecek biriktirir, hayatı taşımakla geçer. Yiyecek arar, bulur, yuvasına taşır, yuvasından dışarı taşır. Tekrar arar, bulur, yuvasına taşır, dışarıya taşır. Ömrü hep böyle geçer.

Afrika karıncaları ile takıntılı kişiliği olan insanların ortak özelliği vardır. İş ve meslek hayatında çalışanlara dünyayı dar ederler. Hatta bu tip insanlar uzun süre aynı yerde görev yaptıklarından dolayı ölünce ayrılacağı kanaati oluşur. Toplumda; idarecilik, yöneticilik gibi makamları işgal eden çoğu takıntılı kişi veya kişiler bu konumdadır. Çünkü bunların bir guruba, bir kuruma, bir şahsa olan takıntıları yüzünden her yer alev alev yanmaktadır. Etraf böyle iken umurlarında değildir, hatta haset ateşi onları yakma yerine üşütmektedir. El âlemin imparatoru Neron bir rivayete göre üşüyünce Roma’yı yakmıştır. Bizim yerli Neron’lar Roma olmadığı için ocakları yakıyorlar.

Afrika karıncalarının bir yem etrafında ömür tükettikleri gibi, bizim yerli Neron karıncaları da takıntı haline getirdikleri ve karşı taraf olarak gördükleri topluluğu yem zannedip oradan oraya taşıyarak ömürlerini tüketmekteler!  

Osmanlı devlet adamı Halet Efendi’nin vefatının ardından söylenen iki satırlık şu beyit bu tip insanların arkasından da söylenir;

“Ne kendi etti rahat ne âlem buldu huzur,

Yıkılıp gitti cihandan dayansın ehli kubur.”

Yani; “Ne kendi rahat etti nede halka huzur verdi. Bu dünyadan yıkılıp gitti, artık bundan sonra kabirdekiler ona katlansınlar.”

YORUM EKLE